‘Jin jiyan azadî’den bugüne: İran’da direnişin sürekliliği

Ulusötesi Demokratik Kadınlar Platformu Koordinasyon Konseyi üyesi Basi Şamari, kadınların ve halk medyasının İran’daki protestolarda belirleyici rol oynadığını ifade ederek, Kürdistan’ın bir kez daha öncü konumda olduğunu belirtiyor.

ŞEHLA MUHAMMEDİ

Haber Merkezi – İran’da pazarlardan yükselen grevler ve ülke geneline yayılan protestolar, yalnızca ekonomik sıkışmışlığın değil, halkın yeni arayışlarının da görünür hale geldiğini ortaya koyuyor. Artan baskı, gözaltılar ve şiddet eşliğinde ilerleyen bu süreçte, toplumun önündeki temel soru artık “neye itiraz edildiği” değil, “nasıl bir gelecek inşa edileceği” yönünde şekilleniyor. Bu kapsamda, Ulusötesi Demokratik Kadınlar Platformu Koordinasyon Konseyi üyesi Basi Şamari ile protestoların arka planını, iktidarın tepkisini ve toplumsal hareketin olası yönelimlerini konuştuk.

Basi Şamari, İran’da yeni bir protesto dalgasının başladığına dikkat çekerek şunları söyledi:

“İran’da yeniden protestolara tanıklık ediyoruz; bu dalga pazardan başladı. İran tarihinde pazar her zaman siyasetin termometresi olmuştur. Pazar durduğunda toplumun ateşi yükselir. Pazar grevi ne bir güvenlik projesidir ne de bazı yorumcuların iddia ettiği gibi iktidar oligarkları tarafından tasarlanmıştır. Aksine, ilk günden itibaren bunu iktidar içinden bir rejim değişikliği projesi olarak yorumlayanlar da oldu. Oysa pazar, rant ağlarının ilk kurbanıdır.”

Basi Şamari’ye göre, İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaşın ardından, rejimin temel direkleri olarak görülen kesimlerin ekonomik imkânları ve güvenlikleri giderek azaldı. Önceden daha çok alt sınıflarda hissedilen korkunun, orta sınıflara da yayıldığını belirten Basi Şamari, “Bugün bu gelecek kaygısını pazarda açıkça görebiliyoruz. Enflasyon, alım gücünün çöküşü ve ekonomik güvensizlik, bir termit gibi güven sütunlarını kemirdi. Pazarın tepkisi bu aşınmaya verilen doğal bir yanıttır” dedi. Basi Şamari, “İktidarın bir kesiminin pazarı siyasi hedefler için kullanma girişimleri de sonuçsuz kaldı; çünkü daha önce sermaye güvenliği sağlanan varlıklı kesimler bile artık geleceklerinden endişe duyuyor” dedi.

Açık baskı mı, siyasi kontrolün çöküşü mü?

Protestoların pazardan başlayarak rüzgârda yayılan bir alev gibi diğer kentlere sıçradığını belirten Basi Şamari, bu sürecin gündelik yaşamın gerçek ağları içinden şekillendiğini ifade etti: “Tedarik zincirlerinden ulaşıma, atölyelerden işçilere, öğretmenlerden hemşirelere kadar… Pazar durduğunda diğer çarklar da durur. Bu yüzden mesleki talepler bir toplumsal harekete dönüşebilir; çünkü hoşnutsuzluk zaten birikmişti.”

Basi Şamari’ye göre iktidarın verdiği yanıt bir kriz yönetimi değil, çıplak baskı oldu. Özellikle Zagros bölgesinde, Melikşah’ta uygulanan şiddetin çok ağır olduğunu söyleyen Basi Şamari, Rojhilat Kürdistan’da da silahsız protestoculara doğrudan ateş açıldığını, yurttaşların öldürüldüğünü ve yaralandığını, güvenlik güçlerinin hastanelere girerek yaralıları kaçırmaya çalıştığını hatırlattı.  Basi Şamari, “Bunlar güç göstergesi değil; siyasi kontrolün çöktüğünün işaretidir. Hastanelere saldırmak, iktidarın siyasetin araçlarını kaybettiğini ve yalnızca zor kullanabildiğini itiraf etmesidir” diye belirtti.

Basi Şamari, bu dönemi tarihsel bir dönemeç olarak nitelendirerek, iktidar geçişinin mantığının doğru okunması gerektiğini vurguladı. Venezuela gibi örneklerin gösterdiği üzere, alternatif güçlerin meşruiyetinin ancak gerçek bir toplumsal taban ve halk desteğiyle mümkün olduğunu ifade eden Basi Şamari, “Siyaset sahada yapılır, önceden senaryosu yazılmış stüdyolarda değil” dedi.

Bu çerçevede, geniş bir toplumsal ekonomiye dayanmayan akımların—monarşi yanlıları dâhil—İran’ın geleceğinde bir yeri olmadığını savunan Basi Şamari, son protestolarda bu çevrelerin adlarının öne çıkarılmasının ve görüntü manipülasyonlarının, siyasi bir alternatif yaratmaktan çok, toplumsal güven yaralarını derinleştirdiğini ve halklar ile farklı toplumsal güçler arasındaki birliği zayıflatmayı hedeflediğini söyledi.

Halkın yapısal protestoları: Baskı siyaseti ve monarşist araçların iflası

Basi Şamari’ye göre, yıpranmış bir sistemden çıkış arayan bir toplum, sorunun parçası olan bir geçmişe geri dönemez. Basi Şamari konuşmasına şöyle devam etti: “Şah ve Şeyh ikiliği yıllardır halk arasındaki birliği bozmak için kullanılan bir araçtır. Hem sermaye sistemi hem de İran’daki iktidar, bu ayrımı toplumsal güvenin ve dayanışmanın oluşmasını engellemek için kullanıyor.”

İran lideri Ali Hamaney’in 12 günlük savaş sonrasındaki açıklamalarına değinen Basi Şamari, iktidarın hâlâ baskı ve tehdit yoluyla meşruiyetini korumaya çalıştığını, protesto hakkını sözde tanıyıp fiilen bastırmasının ise hükümetin ne meşruiyeti ne de hazır bir çözümü olduğunu gösterdiğini söyledi.

“Protesto ile ‘kargaşa’ arasında yapay bir ayrım yaratmak, halka yönelik şiddeti meşrulaştırma çabasıdır,” diyen Basi Şamari, mevcut taleplerin geçici değil yapısal olduğunu, bölgesel koşullar—güvenlik üslerinin ve stratejik müttefiklerin zayıflaması—nedeniyle iç baskının da arttığını vurguladı.

Bağımsız ve yatay hareket: Protestoların gasp edilmesine karşı kalıcı örgütlenme

Basi Şamari, “arka cephe boşaldığında sokak daha gür konuşur” diyerek, toplumun sermaye-güvenlik sistemi içindeki iktidar devirlerinin tekrarlanmasını nasıl engelleyebileceği sorusunun kritik olduğunu belirtti. Son protestoların, ekonomi ile siyasetin açık biçimde birbirine bağlanmasının zorunlu olduğunu gösterdiğini ifade etti.

Yatay ve yerel örgütlenmenin; pazar, işçiler, öğrenciler ve sağlık emekçileri arasındaki koordinasyonun ve şeffaf karar alma süreçlerinin uzun vadeli direnişin temel sütunları olduğunu söyleyen Basi Şamari, bunun iktidarın liderlere ulaşmasını da zorlaştırdığına dikkat çekti. Basi Şamari, hareketin rantçı elitlerden ve toplumsal tabanı olmayan muhalefetlerden bağımsız olması gerektiğini, aksi hâlde halkın taleplerinin çarpıtılacağını ve bölünmeler yaratılacağını ifade etti.

Bölgeler ve halklar arası dayanışmanın hayati olduğuna dikkat çeken Basi Şamari, “Zagros’ta, Kürdistan’da, Huzistan’da ya da Belucistan’da yaşanan baskı yerel bir mesele değil; ulusal bir zincirin halkasıdır ve kolektif yanıt gerektirir” dedi.

İran’ın geleceğinde halkın ve halk medyasının rolü

Basi Şamari, son devrim sürecinde öne çıkan “Jin jiyan azadî” sloganının, mezarlıklarda devrimci ruhlarını çocuklarına aktaran anne ve babaların mücadelesinin devamı olduğunu belirtti. Kürdistan’ın bir kez daha öncü rol oynadığını ve bölge halkının bu sürece güçlü destek verdiğini söyledi.

Hareketin hedeflerinde şeffaflığın, yüzlerin değişmesinden ziyade yapının değişimine odaklanmanın ve sloganlarla bu hedefler arasındaki bağın geleceğin pusulası olduğunun altını çizen Basi Şamari, halk medyasının hayati rolüne dikkat çekti. “Halk medyası toplumsal hafızadır; gerçeği kaydeder, çarpıtmaları boşa çıkarır ve kentleri birbirine bağlar” dedi.

Basi Şamari’ye göre bugün İran’daki protestolar yalnızca ekonomik değil; sistemin meşruiyetini sorgulayan derin bir hareketin yeni aşamasıdır. “Baskı güç değil, yıpranmanın göstergesidir,” diyen Basi Şamari, toplum örgütlü hareket etmez ve kolektif bir alternatif yaratmazsa, iktidarın bir azınlıktan başka bir azınlığa devredileceği uyarısında bulundu.

Son olarak Basi Şamari, “Halkın uyanıklığı belirleyici olacaktır. Yatay, dayanışmacı, sermayeden ve iktidardan bağımsız protestolar yalnızca İslam Cumhuriyeti’ni değil, yukarıdan iktidar üretiminin tüm mantığını sorgulayabilir ve tarihin dönüm noktası olabilir” ifadelerini kullandı.