Gerçeklik hedefte: Rojava’da medya manipülasyonu artıyor

Rojava’da sistematik medya saldırıları dijital platformlar üzerinden toplumsal dokuyu hedef alıyor. YRA Eşbaşkanı Evîn İbrahim’e göre amaç, halkın kurumlara olan güvenini sarsmak, devrimci kazanımları itibarsızlaştırmak ve kolektif bilinci manipüle etmek.

ESMA MUHAMMED

Qamişlo- Suriye’de çatışma yalnızca askeri cephelerde sürmüyor; kamusal bilinç alanı da çok boyutlu bir savaşın merkezine dönüşmüş durumda. Özellikle Rojava’da, öz yönetim deneyimini ve çok kimlikli toplumsal yapıyı hedef alan organize dezenformasyon kampanyaları dikkat çekiyor. Geleneksel medyadan dijital platformlara uzanan bu sistematik saldırılar, yalnızca bilgi akışını değil, toplumun hafızasını, moral gücünü ve ortak yaşam zeminini hedef alıyor. Uzmanlara göre yürütülen bu medya savaşı, bölgesel ve uluslararası siyasi hesaplarla bağlantılı uzun vadeli bir stratejinin parçası.

Rojava’da, öz yönetim deneyimi ve yerel toplumların çok katmanlı varoluşsal tehditlerle karşı karşıya olduğu bir süreçte, medya sistematik bir biçimde gerçekliği yeniden kurgulamanın, ihlalleri meşrulaştırmanın ve bölgesel ile uluslararası ajandalara hizmet eden alternatif anlatılar üretmenin aracı olarak kullanıldı. Bu anlatıların temel amacının, deneyimi zayıflatmak ve toplumsal projesini aşındırmak olduğu ifade ediliyor.

Medyanın günümüzdeki rolüne dair ajansımıza konuşan Özgür Basın Birliği Eşbaşkanı Evîn İbrahim, uydurma anlatıların ve olayların yeniden yorumlanmasının, halkın tutumlarını etkilemek ve bölgede yaşananlara dair bakış açısını yeniden şekillendirmek amacıyla bir araç olarak kullanıldığını belirtti.

Dijital alan üzerinden toplumsal dokunun hedef alınması

Evîn İbrahim, son dönemde medya üzerinden gelişen saldırılarda açık ve organize bir artış yaşandığını belirterek, hedef almanın artık yalnızca geleneksel medya ya da televizyon kanallarıyla sınırlı kalmadığını, yoğun biçimde dijital alana ve sanal iletişim platformlarına taşındığını vurguladı.

Bu platformların, kamuoyunun şekillenmesinde en geniş ve en etkili alan haline geldiğini söyleyen Evîn İbrahim, yalan ve söylentilerin planlı ve tekrar eden biçimde dolaşıma sokulduğunu, nefret söylemi üretildiğini ve Kürt, Arap, Süryani ile bölgedeki diğer toplumsal bileşenler arasında bölünmeler yaratmaya dönük kışkırtıcı içeriklerin yaygınlaştırıldığını ifade etti. Bunun, uzun yıllara dayanan ortak yaşam ve birlikte inşa edilen toplumsal zemini hedef aldığını dile getirdi.

Ayrıca günümüzde dezenformasyonun yalnızca yanlış bilgi aktarımı olmadığını; gelişmiş tekniklere dayanan bütünlüklü bir siyasal anlatı üretim mekanizmasına dönüştüğünü ifade eden Evîn İbrahim, bu mekanizmanın; hakikatlerin çarpıtılması, olayların bağlamından koparılması ve fail ile mağdurun yer değiştirdiği kurguların üretilmesi üzerine kurulu olduğunu söyledi.

‘Medya saldırıları rastlantısal değil, uzun vadeli bir stratejinin parçası’

Bu sürecin temel amacının ise kamuoyunu kafa karışıklığına sürüklemek, toplumun kendi kurumlarına yönelik güvenini sarsmak ve sosyal yapı içinde derin bir kutuplaşma yaratmak olduğu vurgulayan Evîn İbrahim şöyle devam etti:

“Medya savaşları artık yalnızca haber ya da raporlarla sınırlı değil. Buna, organize biçimde çalışan ve hedefli kampanyalar yürüten ‘elektronik orduların’ da eklendiğini belirtmek gerekir. Bu yapıların özellikle siyasi, sivil ve kadın şahsiyetleri hedef aldığını; devrimin sembollerini itibarsızlaştırmaya ve hem yerel hem de uluslararası kamuoyu nezdinde imajlarını zedelemeye çalıştığını biliyoruz.

Rojava’ya dönük kesintisiz medya saldırıları rastlantısal değil, bu uzun vadeli bir stratejinin parçası. Bu strateji; toplumsal dokuyu parçalamayı, farklı bileşenler arasında karşılıklı güvensizlik yaratmayı ve başta medya kurumları olmak üzere sivil, hizmet ve siyasi kurumlara duyulan güveni zayıflatmayı hedefliyor. Söz konusu kampanyalar çoğu zaman bölgedeki askeri ve güvenlik gelişmeleriyle eş zamanlı olarak yürütüldü. Özellikle Türkiye devletiyle süren gerilimler ve Efrîn, Serêkaniyê (Rasulayn) ile Girê Spî (Tel Abyad) gibi kentlerin askeri operasyonlar sonucu işgal edilmesi süreçlerinde medya sahadaki saldırıları meşrulaştırma ve farklı bir çerçevede sunma aracı olarak kullanıldı.”

Devrim sembollerine ve kadın öncülüğüne saldırı

Evîn İbrahim, son yıllardaki Suriye deneyiminin, medyanın sivillere yönelik ihlalleri meşrulaştırmak ve hak talep eden toplumsal hareketleri “kaos projeleri” ya da “uluslararası komplolar” olarak göstermek için nasıl araçsallaştırıldığını açık biçimde ortaya koyduğunu söyleyerek, mevcut aşamanın, bu politikaların daha karmaşık ve daha tehlikeli bir versiyonu olduğuna dikkat çekti.

Bugün özellikle devrimci sembollerin, kadın öncülüğünün ve elde edilen insani ile siyasi kazanımların hedef alındığını belirten Evîn İbrahim, bunun amacının deneyimi içeriksizleştirmek, etik ve siyasal meşruiyetini aşındırmak ve hem toplum hem de küresel kamuoyu önünde etkisini zayıflatmak olduğunu vurguladı.

Manipülasyonuna karşı toplumsal bir kalkan olarak özgür medya

Evîn İbrahim, “Rojava’daki medya kurumları; hakikatin etik ilkelerine, toplumsal sorumluluğa, çoğulculuğa ve demokrasiye dayanan özgür medya modelini temsil ediyor” dedi. Bu tür bir medyanın, bilgi manipülasyonuna karşı toplumun ilk savunma hattını oluşturduğunu belirtti.

Evîn İbrahim’e göre özgür medyanın rolü yalnızca haber aktarmakla sınırlı değil; kamusal bilinci korumak, gerçekliğin çarpıtılmasını engellemek ve bilgilerin gizli siyasi yönlendirmeler olmaksızın, doğru ve şeffaf biçimde topluma ulaşmasını sağlamak da bu sorumluluğun parçası.

Dezenformasyonla mücadelenin sadece gazetecilerin görevi olmadığını vurgulayan Evîn İbrahim, bunun bütün toplumu kapsayan kolektif bir sorumluluk olduğuna dikkat çekerek, toplumsal farkındalığın yükseltilmesi, haber doğrulama becerilerinin geliştirilmesi, medya politikalarının eleştirel bir bakışla okunması ve organize kampanyalara karşı bilinçli bir duruş sergilenmesi gerektiğini ifade etti.

Bilgi savaşlarının en tehlikeli yönünün, alternatif bir psikolojik gerçeklik üretme kapasitesi olduğunu belirten Evîn İbrahim, bunun insanların kendilerine, çevrelerine ve kurumlarına olan güvenini zayıflattığını; zamanla doğrudan askeri bir çatışmadan daha yıkıcı olabilecek içsel bir çözülmeye yol açtığını söyledi.

‘Hakikati aktarmak ve savunmak herkesin sorumluluğu’

Evîn İbrahim konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Medya manipülasyonu yalnızca hakikati değil, toplumun aklını, kolektif hafızasını ve moral gücünü hedef alır. Özgür medya ise bir siyasi lüks ya da ikincil bir tercih değil; toplumu korumak, kazanımları savunmak ve istikrarın sürekliliğini sağlamak açısından stratejik bir zorunluluktur.

Bilinçli bir toplum ile mesleki sorumluluğunun farkında, uyanık bir medyanın birlikte hareket ettiğinde; kolektif bilinci çarpıtmayı ve demokratik deneyimleri zayıflatmayı amaçlayan her türlü bilgi savaşına karşı en güçlü savunma hattını oluşturur. Hakikati aktarmanın ve savunmanın sorumluluğu özgürlük, adalet ve halkların gerçeği manipülasyona uğramadan bilme hakkına inanan herkesin omuzlarındadır.”