Gazeteciler anlattı: Casene Mağarası'nda tarihe geçen gün

Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin 11 Temmuz'da Casene Mağarası'nda gerçekleştirdiği silah yakma törenine tanıklık eden gazeteciler Tewar Adil ve Şoxan Mirza, tarihi günü, törende verilen mesajları ve barış sürecine ilişkin gözlemlerini anlattı.

HELÎN EHMED

Silêmanî – Casene Mağarası, tarih boyunca yalnızca coğrafi bir mekan değil, Kürt halkının hafızasında önemli bir yere sahip simgesel alanlardan biri oldu. Bir dönem "Bangî Heq"in sesi bu mağaradan yükselirken, yıllar sonra yine tarihi bir olaya ev sahipliği yaptı. Bazı mekanlar yalnızca taş ve topraktan ibaret değildir; bir halkın tarihini ve belleğini taşır. Casene Mağarası da son bir yüzyılda Kürdistan tarihine damga vuran iki önemli olaya tanıklık eden yerlerden biri olarak öne çıkıyor.

Geçtiğimiz yüzyılın başlarında Şêx Mahmud Hefîd, ilk gazetelerden biri olan Bangî Heq gazetesini bu mağarada yayımladı. Ulusal bilinç ve hak arayışının sesi olan gazetenin ardından, yaklaşık bir asır sonra Casene Mağarası yeniden tarihin merkezine yerleşti. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın çağrısıyla başlayan barış süreci kapsamında, 11 Temmuz 2025'te PKK'li bir grup gerillanın silahlarını yaktığı tören burada gerçekleştirildi.

Törene siyasetçiler, gazeteciler ve gözlemciler katıldı. Daha sonra 15'i kadın, 15'i erkek olmak üzere toplam 30 gerilla düzenli bir şekilde tören alanına geldi. Okunan mesajın ardından silahlar hazırlanan ateşte yakıldı ve gerillalar tören alanından ayrıldı. Özellikle kadın gerillaların tören sırasında çekilen görüntüleri kısa sürede dünya medyasında ve dijital medya platformlarında yayılarak geniş yankı uyandırdı.

‘Barış süreci, Kürtlerin dostlarını ve karşıtlarını aynı noktada buluşturdu’

11 Temmuz 2025'te düzenlenen silah yakma törenini izleyen gazeteci Tewar Adil, Kürdistan Özgürlük Gerillaları'nın gerçekleştirdiği silah yakma töreninin, Kürt halkının barış sürecine ilişkin samimi iradesini ortaya koyduğunu söyleyerek, bu sürecin Casene Mağarası'nda Kürt halkının dostlarını da karşıtlarını da aynı ortamda buluşturduğunu ifade etti.

Tewar Adil, “Kürt halkı açısından tarihi bir ana tanıklık ettik. Gazeteciler olarak Özgürlük Gerillaları'nın silah yakma törenini yerinde izleme fırsatı bulduk. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın başlattığı barış süreci, tüm siyasi çevreleri, partileri ve hatta Kürt halkının karşıtlarını aynı yerde bir araya getirmeyi başardı” dedi.

11 Temmuz 2025'te yaşananların uzun yıllar hayal dahi edilemeyecek bir gelişme olduğunu belirten Tewar Adil, “Türkiye devleti, o gün gerillaların görüntülerini kendi medya kuruluşları aracılığıyla da yayınladı. Biz gazeteciler çalışırken Türkiye'deki televizyon kanalları ile MİT mensupları da bizimle aynı alandaydı. Çekilen görüntüler dünyanın dört bir yanındaki medya kuruluşlarına ulaştırıldı. Gazeteciler arasında güçlü bir dayanışma vardı. Güney Kürdistan'daki bütün medya kuruluşları gelişmeleri takip etmek için hazır bulunuyordu. Uluslararası medya ile Türkiye medyası da oradaydı. Sağlıkla ilgili küçük bir sorun yaşandığında bile gazeteciler birbirlerine destek oluyordu. Bu tablo, medya çalışanlarının barış sürecine yaklaşımındaki ortaklığı da gösteriyordu” diye konuştu.

‘Kimse törende ne yaşanacağını bilmiyordu’

Daha sonra törene katılan heyetle birlikte Casene Mağarası'na gittiklerini anlatan Tewar Adil, alanda çok farklı kesimlerden insanların bulunduğunu belirterek, şöyle devam etti:

“Törende özgürlük yanlısı yurttaşlar, siyasi aktivistler ve Kuzey Kürdistan'dan gelen, barış sürecinin en önemli aktörlerinden olan Barış Anneleri de yer alıyordu. Bunun yanı sıra siyasi gözlemciler, MİT mensupları ve istihbarat birimlerinin temsilcileri de alandaydı. Gazeteciler ve katılımcılar törenin başlamasını bekliyordu ancak hiç kimse içeride tam olarak ne yaşanacağını bilmiyordu. Tören başlamadan önce tüm katılımcılara, etkinlik sırasında slogan atılmaması ve herhangi bir açıklama yapılmaması yönünde uyarıda bulunuldu, buna rağmen gerillalar ve yöneticiler tören alanını girince atmosfer tamamen değişti.

Gerillalar alana girer girmez özgürlük yanlıları ve Barış Anneleri ayağa kalkarak 'Bijî Serok Apo' sloganları atmaya başladı. Gözlemciler sürekli sessizlik çağrısı yapıyordu ancak insanlar gözyaşları içinde, büyük bir sevinç ve heyecanla alkışlıyor, zılgıt çekiyor ve duygularını gizleyemiyordu.”

‘Silahların yakılması herkes için büyük bir sürpriz oldu’

Törende silahların yakılmasının taşıdığı sembolik anlamın da anlatıldığını belirten Tewar Adil, bu görüntünün alanda bulunan herkes üzerinde derin bir etki bıraktığını söyledi.

Tewar Adil, “Silahların neden yakıldığı ve bunun ne anlama geldiği anlatıldı. Bu durum törene katılan herkes için büyük bir sürpriz oldu. Ardından gerillalar, Bese Hozat'ın öncülüğünde gruplar halinde silahlarını ateşe verdi. Silahlar yakıldıktan sonra yeniden dağlara döndüler. Törenin her ayrıntısı önemli mesajlar içeriyordu” dedi.

Törene, mücadelede çocuklarını yitiren ve Kuzey Kürdistan'dan gelen Barış Anneleri'nin de katıldığını belirten Tewar Adil, “Çocukları bu mücadelede yaşamını yitiren anneler, can güvenlikleri açısından tüm risklere rağmen Kuzey Kürdistan'dan gelerek törene katıldı. Tören sona erdiğinde yanlarına gidiyor, 'Ağlamayın' diyordum. Ancak onlar bana, 'Bu gözyaşları acının değil, sevincin gözyaşlarıdır' diye cevap veriyordu. En çok dikkatimi çekenlerden biri de siyaseti çok iyi bilmediğini söyleyen yaşlı bir anneydi. Buna rağmen halkların barışı ve birlikte yaşayacağı günlerin umuduyla sevinç gözyaşları döküyordu” ifadelerini kullandı.

‘Silahların teslim edilmesi beklenirken yakılması büyük şaşkınlık yarattı’

Törende Türkiye'den gelen gözlemciler ile MİT mensuplarının da bulunduğunu söyleyen Tewar Adil, özellikle Bese Hozat'ın öncülüğündeki grubun alana çıkmasının onlar açısından beklenmedik bir gelişme olduğunu dile getirdi.

Tewar Adil, “Bese Hozat'ın öncülüğündeki grubun törene katılması kimsenin beklemediği bir gelişmeydi. Türkiye devleti ve birçok gözlemci, gerillaların silahlarını teslim edeceğini düşünüyordu. Hatta ABD gözetiminde silahların kayıt altına alınacağı ve daha sonra teslim edileceğine ilişkin çeşitli iddialar gündemdeydi. Ancak Özgürlük Gerillaları silahlarını teslim etmek yerine yaktı. Silahların ateşe verilmesinin güçlü sembolik mesajlar taşıdığına dikkat çeken Adil, "Gerillaların tören alanına gelmesi, silahlarını yakmaları, ateşi yakmaları ve ardından yeniden dağlara dönmeleri hem törene katılanları hem de bütün dünyayı şaşırttı. Kürt kültüründe ateş, yeniden doğuşun, yaşamın ve gücün simgesidir. Silahların yakılmasıyla yeni bir ışık yakıldı. Bu görüntülerin tamamı güçlü mesajlar içeriyordu” diye konuştu.

Kürtlerin tarih boyunca varlıklarını koruyabilmek için zaman zaman büyük devletlerin desteğine ihtiyaç duyduğunu hatırlatan Tewar Adil, bu kez farklı bir tablo ortaya çıktığını belirterek şunları söyledi:

“Kürtler tarih boyunca kendilerini koruyabilmek için kimi zaman büyük devletlere dayanmak zorunda kaldı. Ancak Özgürlük Gerillaları silahlarını yaktıktan sonra hiçbir güce sığınmadı. Verdikleri mesaj açıktı: 'Biz mücadelemizi kendi irademizle sürdüreceğiz.' Batılı ülkeler törenin ardından Türkiye'nin barış sürecine ilişkin adımlar atması gerektiğini vurguladı. Aynı zamanda Abdullah Öcalan'ın hukuki statüsünün iyileştirilmesi ve barış sürecinin ilerletilmesi yönünde çağrılar yapıldı.

Binlerce Ezidi katledildi. Ancak bugün barış süreciyle birlikte artık katliamların sona ereceğine, halkların birlikte yaşayabileceğine dair güçlü bir umut oluştu. Bu gelişmenin hem bölgede hem de uluslararası alanda önemli etkileri olacaktır.”

‘Silahların yakılmasının ardından geri çekilmeleri de barış sürecinin bir mesajıydı’

Tewar Adil, konuşmasının devamında, silah yakma töreninin ardından Özgürlük Gerillaları'nın medya alanından çekilmesinin de barış sürecinin önemli mesajlarından biri olduğunu söyledi. Bunun, propaganda tartışmalarından uzak durma iradesini gösterdiğini belirten Tewar Adil, gerillaların medya alanından çekilmesini barış sürecinin ikinci önemli mesajı olarak değerlendirdi.

Tewar Adil, “Bu adım, Kürt halkının ve gerillaların sonuna kadar barıştan ve halkların birlikte yaşamından yana olduğunu ortaya koydu. O günden bu yana Özgürlük Hareketi'nin temsilcileri ekranlara çıkarak sürekli barış sürecini anlatıyor, Abdullah Öcalan'ın çağrısına verdikleri desteği dile getiriyor ve halkların yararına olacak her türlü kararı almaya hazır olduklarını ifade ediyor. Bu da sürecin giderek daha fazla karşılık bulduğunu gösteriyor. Bu süreç iki-üç günde tamamlanacak bir süreç değil. Sonra çıkıp ‘hedefe ulaşıldı’ denilemez. Barış süreci, Kürt halkının yıllardır verdiği mücadelenin ve emeklerinin devamıdır" diyerek, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde çıkarılması beklenen yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesini beklediklerini ifade etti.

Tewar Adil, “Bugün Türkiye Parlamentosu'ndan çıkacak yasal düzenlemeleri bekliyoruz. Umut Hakkı'nın uygulanmasını, Kuzey Kürdistan'daki siyasi tutsakların özgürlüğüne kavuşmasını ve Sayın Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin tamamen kaldırılmasını bekliyoruz. Halkın beklentisi de bu yönde. Gerillaların gösterdiği bu fedakarlık, barışın ne kadar büyük emek istediğini ortaya koyuyor. Çünkü bu mücadele, yıllardır bir halkın hakları için büyük bedeller ödenerek yürütüldü. Bugün ise halkın beklentisi barışın ve birlikte yaşamın kalıcı hale gelmesidir” ifadelerini kullandı.

1980'li yıllarda başlayan silahlı çatışma sürecine de değinen Tewar Adil, “1980'lerde silahlı mücadele başladı. Kuzey Kürdistan'da binlerce özgürlük savaşçısı yaşamını yitirdi, çok sayıda insan kaybedildi. Aradan geçen onca yıl ve ödenen ağır bedellerin ardından bugün Türkiye, 'Bu topraklarda Kürtler ve Türkler birlikte yaşamıştır' demek zorunda kalıyor. Bu, bizim mücadelemizin önemli kazanımlarından biridir. Evet, bugün bir barış sürecinden söz ediyoruz. Bu sürece ulaşmak kolay olmadı; ağır bedeller ödendi. Ancak bir gerçek var ki, yıllarca dağların karanlığında ve soğuğunda Türkiye devletine karşı mücadele eden, Kürt kadınlarını, gençlerini ve Kürdistan topraklarını koruyan o silahlar, bir gün geldi ve barış adına yakıldı. Belki bugün Türkiye ile kalıcı barışın sağlanacağına inanmak bazıları için zor görünebilir. Ama geleceğe dair umut hala var” dedi.

‘Bu tarihi ana tanıklık etmek benim için büyük bir onurdu’

Konuşmasının sonunda, törene tanıklık eden bir gazeteci olarak yaşadığı duyguları da paylaşan Tewar Adil, şunları söyledi:

“Gazeteciler olarak daha genç yaşlarda tarihe geçen olaylara tanıklık etme fırsatı buluyoruz. 2008-2009 yıllarında halk baskı ve adaletsizliğe karşı sokaklara çıktığında, kendi kendime hep 'Bu yeni kuşak şanssız, çünkü büyük tarihi olaylara tanıklık etmiyor' diye düşünürdüm. Bizden önceki kuşaklar sürekli yaşadıkları tarihi olayları anlatıyordu ama biz anlatacak böyle büyük bir olaya sahip değiliz sanıyordum. Fakat gördük ki Kürt tarihinin çarkı yeniden dönüyor. Bu kez de barış ve halkların birlikte yaşama sürecine tanıklık ettik.

Biz, gelecek yüz yıl boyunca konuşulacak tarihi bir olaya tanıklık ettik. Bugün Kürt halkının elde ettiği önemli kazanımlardan söz ediyoruz. Benim için de, törene katılan herkes için de bu çok özel bir duyguydu. İlk kez bir grup gerillayı silahlarıyla bu kadar yakından gördük. O silahlar yıllarca omuzlarında taşındı; her biri sayısız çatışmaya katıldı, Kürt halkını ve Kürdistan topraklarını savundu.

Bazen kendi kendime ‘Gerçekten ben bu törenin içinde miydim?’ diye soruyorum. Bu, biz gazeteciler için unutulmaz bir histi. O gün yaşananlar Kürt halkı açısından büyük ve tarihi bir başarıydı. Bu günleri gelecek kuşaklara mutlaka anlatmalıyız ki Kürt halkının nasıl tarihi bir güne tanıklık ettiğini onlar da bilsin.”

'Kadın gerillalar silahlarını yakarak barış için önemli bir adım attı'

Gazeteci Şoxan Mirza ise, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat'ta yaptığı çağrının PKK Kongresi'nin toplanması kararını da içerdiğini hatırlatarak, bu çağrının ardından Özgürlük Hareketi ile Abdullah Öcalan'ın barış sürecine yönelik samimiyetini göstermek için gerekli adımları attığını söyledi.

Şoxan Mirza, “11 Temmuz'da medya kuruluşlarına, Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin tarihi bir adım atacağı yönünde çağrı yapıldı. Ancak törenin yeri ve saati açıklanmadı. Özgür Basın olarak bize yalnızca birkaç gazetecinin hazırlıklı olması gerektiği bildirildi. Amacımız bu tarihi gelişmeyi yerinden ve canlı olarak takip etmekti” dedi.

Uzun yıllardır hem medya alanında hem de Türkiye'nin Kürt halkına yönelik saldırılarını takip ettiğini belirten Şoxan Mirza, bu çağrının ardından yoğun diplomatik temasların başladığını ifade ederek, şöyle devam etti:

“Bu süreç, Güney Kürdistan'daki siyasi çevreler ve Türkiye'deki siyasi aktörler açısından da önemliydi. Dünyanın birçok ülkesinden gazeteci törene katıldı. Medyaya yalnızca orada hazır bulunmaları çağrısı yapılmıştı; ne olacağına ilişkin hiçbir ayrıntı paylaşılmadı. Bu nedenle büyük bir merak vardı. 2013'teki barış sürecinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından herkes, Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin bu kez nasıl bir adım atacağını görmek istiyordu. Başlangıçta Silêmanî'de bir açıklama yapılması planlanıyordu. Ancak güvenlik nedeniyle yer değiştirildi ve tören Casene Mağarası'nda gerçekleştirildi. Eş Başkanlık Konseyi üyesi Bese Hozat'ın öncülüğünde 15'i kadın, 15'i erkek olmak üzere 30 gerilla törene katıldı.

Casene Mağarası'nda yaşananlar Kürt özgürlük mücadelesi açısından tarihi bir andı. Elbette herkesin aklında aynı soru vardı; bir gerilla silahını nasıl yakabilirdi? Ancak Özgürlük Hareketi kısa süre içinde bunun mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmediğini açıkladı. Silahların yakılması, barış sürecine yönelik iyi niyet göstergesiydi. Mücadelenin ise bundan sonra diplomatik, toplumsal ve düşünsel alanlarda farklı yöntemlerle sürdürüleceği mesajı verildi. Biz gazeteciler de törende söylenen her sözü ve atılan her adımı dikkatle takip ediyor, tarihi ana tanıklık ediyorduk.”

‘Casene Mağarası yıllarca gerillaların güvenli sığınağı oldu’

Gazeteci Şoxan Mirza, Casene Mağarası'nın seçilmesinin hem coğrafi hem de tarihi açıdan büyük önem taşıdığını belirterek, mağaranın geçmişte de Güney Kürdistan'daki özgürlük mücadelesinde özel bir yere sahip olduğunu söyledi. İlk Kürt gazetesinin burada yayımlanmasının da mekana ayrı bir tarihi değer kattığını ifade eden Şoxan Mirza, Özgürlük Gerillaları'nın yıllardır mağaralarda mücadele yürüttüğünü hatırlattı.

Şoxan Mirza, “Gerillaların Casene Mağarası'ndan aşağı inmesi, Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin mücadelesini dağlardan şehirlerin siyasi alanına taşımaya hazır olduğunun göstergesiydi. Bu, silahlı mücadelenin yerine diplomatik ve siyasi mücadelenin öne çıkacağına dair güçlü bir mesajdı” dedi.

Gerillaların Bese Hozat öncülüğünde mağaradan düzenli saflar halinde iniş yaptığını belirten Şoxan Mirza, “Bu görüntü, bir kadının Sayın Abdullah Öcalan'ın demokratik toplum ve barış sürecine öncülük ettiğini gösteriyordu. Aynı zamanda dünyaya, Kürt halkının yıllardır Kürt halkı ile Türkiye devleti arasında süren savaşın sona ermesini istediği mesajını verdi. Gerillaların bundan sonraki mücadelesini şehirlerde, diyalog masalarında ve siyasi zeminde sürdürmek istediği açıkça ortaya konuldu. Gerilla, Kürdistan dağlarında güçlü bir mücadele yürütebildiği gibi, aynı kararlılığı diplomatik, toplumsal ve siyasi mücadelede de gösterebileceğini ortaya koydu. Bu, Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin mesajıydı. Aynı zamanda Sayın Abdullah Öcalan'ın 'Barış ve Demokratik Toplum' çağrısında dile getirdiği talebin de bir yansımasıydı. Amaç, Kürt sorununun çözümü için hukuki ve siyasi zeminin oluşturulması ve yıllardır devam eden şiddetin sona erdirilmesidir. Çünkü bugüne kadar süren çatışmalar kalıcı bir çözüm üretemedi. Bese Hozat öncülüğündeki gerillaların verdiği mesaj, hem kadınların bu tarihsel değişime öncülük ettiğini hem de Kürt halkının silahlı mücadeleden siyasi ve hukuki mücadeleye geçebilecek irade ve güce sahip olduğunu gösterdi” ifadelerini kullandı.

‘Silahların yakılması barış ve demokrasi için atılmış bir adımdır’

Şoxan Mirza konuşmasının devamında, Kürdistan toplumunun temel hedefinin barış ve demokrasi olduğunu, Kürt halkının haklarını ise siyasi ve toplumsal mücadele yoluyla elde etmek istediğini söyleyerek, “Gerillaların silahlarını yakması, bütün dünyaya verilen çok önemli ve evrensel bir iyi niyet mesajıdır. Yıllardır Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin ve Kürdistan'ın diğer parçalarındaki mücadelelerin temel amacı, Kürt halkının siyasi ve hukuki haklarının tanınması olmuştur. Kürdistan'ın dört devlet arasında bölünmüş olmasına rağmen Kürtler, bu devletler içerisinde anayasal ve kültürel haklarının güvence altına alınmasını istiyor. Kürt halkı, kendi siyasi kimliğinin tanınmasını ve özellikle anayasal, siyasal ve kültürel haklarının yaşadığı ülkelerin hukuk sistemi içinde güvenceye kavuşmasını talep ediyor. Silahların yakılması da bu hedefe ulaşmak için siyasi ve demokratik çözüm iradesinin güçlü bir göstergesidir” şeklinde konuştu.

‘Özgürlük Gerillaları yıllardır barışçıl çözümü savunuyor’

Şoxan Mirza, konuşmasının sonunda silah yakma törenine ilişkin toplumun farklı kesimlerinde farklı değerlendirmeler yapıldığını belirterek, törenin yarattığı psikolojik ve siyasi etkiye dikkat çekti.

Şoxan Mirza, “Dağlar, mağara, gerillalar ve devrimci bir kadın öncülüğünde gerçekleştirilen silah yakma töreni toplumda farklı yorumlara neden oldu. Kimileri bunu mücadelenin sona erdiği şeklinde değerlendirdi. Tören alanının güvenliğini sağlayan Asayiş güçlerinin gözlerinde bile silahlı mücadelenin ve meşru savunmanın sona erdiğine ilişkin derin bir hüzün vardı. Aynı soru gazetecilerin zihninde de oluştu; Özgürlük Hareketi nasıl olur da yıllardır varlığının ve mücadelesinin simgesi olan silahlarını yakardı? Özgürlük Hareketi'nin yarım asırlık mücadelesi, büyük fedakarlıklar ve güçlü bir iradeyle yürütüldü. Bölgede yaşanan değişimler de bugün ortaya çıkan bu yeni sürecin önünü açtı. Bese Hozat'ın bu törene öncülük etmesi dünya kamuoyunda da büyük yankı uyandırdı. Fiziksel olarak narin görünen bir kadının dağlar kadar güçlü bir iradeyle böyle tarihi bir karara öncülük etmesi başlı başına önemli bir mesajdı” dedi.

Gerillalar açısından silahlarını yakmanın kolay bir karar olmadığını vurgulayan Şoxan Mirza, "Bir gerilla için silahını yakmak son derece ağır bir karardır. Çünkü bu silahın arkasında yılların mücadelesi, fedakarlığı ve direnişi vardır. Ancak Özgürlük Hareketi'nin yürüttüğü mücadele hiçbir zaman yalnızca silahlı mücadeleden ibaret olmadı. Hareket aynı zamanda siyasal, düşünsel ve toplumsal bir mücadele yürütüyor. Farklı alanlarda Kürt halkının özgürlüğü için çalışan çok yönlü bir harekettir. Fakat özellikle Güney Kürdistan'da herkes bunu yeterince bilmiyor" diye konuştu.

Bazı çevrelerin silah yakma törenini yanlış yorumladığını dile getiren Şoxan Mirza, özellikle iktidara yakın medya kuruluşlarının süreci çarpıttığını söyledi.

“Özellikle Güney Kürdistan'da bazı kesimler duygusal yaklaştı ve 'Gerilla nasıl silahını yakar?' diye düşündü. Hatta bazıları bunun Türkiye devletinin baskısıyla gerçekleştiğini ileri sürdü. İktidara yakın ve Kürt meselesine sorumsuz yaklaşan bazı medya kuruluşları ise, 50 yıllık mücadelenin sona erdiğini, gerillanın silah bırakarak Türkiye'ye teslim olduğunu göstermeye çalıştı. Oysa gerçek bundan tamamen farklıydı.”

‘Somut adımlar henüz atılmış değil’

Bununla birlikte bazı kesimlerin ise Türkiye'nin bu adıma nasıl karşılık vereceğini beklediğini belirten Şoxan Mirza, şunları söyledi:

“Kürdistan Özgürlük Hareketi de biliyor ki Türkiye devleti uzun yıllardır Kürt halkını ve Türkiye'de yaşayan diğer halkları inkar eden bir anlayış üzerine kuruldu. Bugün ise Sayın Abdullah Öcalan ve Özgürlük Hareketi bunu değiştirmek istiyor. Amaç; demokratik bir cumhuriyetin kurulması, Türkiye'de yaşayan bütün halkların eşit haklara sahip olması ve Kürt halkının siyasal ve hukuki haklarının güvence altına alınmasıdır. Kürtlerin Türkiye içinde anayasal güvenceye sahip siyasi bir statüye kavuşması hedefleniyor.

İnsanlar hem hüzünlü hem umutluydu. O gün yaşananlar hala Güney Kürdistan'daki insanların hafızasında canlılığını koruyor. Sevinç gözyaşları da vardı, endişe de vardı; umut dolu gülümsemeler de, sürece ilişkin espriler de yapılıyordu. Ancak genel kanı şuydu: Bu adım, Kürdistan Özgürlük Hareketi'nin barış konusundaki samimiyetini ortaya koyuyordu. Hareket, barışın ilerlemesi için iyi niyetini gösterdi. Ne var ki aradan geçen zamana rağmen Türkiye devleti bu sürecin gerektirdiği ciddi adımları henüz atmış değil.”