Fas’ta kadın adaylara dijital şiddet : En yaygın saldırı dezenformasyon
Fas’ta 2026 seçimleri sırasında kadın adaylara yönelik dijital siyasi şiddeti inceleyen araştırmaya göre, adayların yüzde 76,6’sı dezenformasyona, yüzde 69,4’ü ise cinsiyet temelli nefret söylemi veya aşağılamaya maruz kaldı.
HANAN HARET
Fas- Dijital alan, siyasi yaşamın temel unsurlarından biri haline gelirken, kadın adayların dezenformasyon, karalama, tehdit ve nefret söylemi yoluyla hedef alınmasına da zemin oluşturuyor. Bu uygulamalar, kadınların siyasi katılımının güvenli biçimde sürdürülmesi ve korunmasına ilişkin hukuki ve kurumsal sorunları gündeme getiriyor.
Eşitlik ve Yurttaşlık İçin Mücadele Derneği tarafından bugün düzenlenen panelde, seçim kampanyaları sırasında kadın adaylara yönelik dijital siyasi şiddetin artışı ele alındı. Dijital platformların siyasi iletişim, adayların kamuoyundaki imajının oluşturulması ve seçmenlerle etkileşim açısından merkezi bir alan haline geldiği belirtildi.
Panelde, 2026 milletvekili seçimleri kampanyası sırasında kadın adaylara yönelik dijital siyasi şiddete ilişkin hazırlanan araştırmanın sonuçları da paylaşıldı. Araştırma, kadınların dezenformasyon, karalama, nefret söylemi, cinsiyet temelli aşağılama, özel hayatın ihlali, tehdit ve sahte içerikler dahil olmak üzere farklı dijital saldırı biçimlerine maruz kaldığını ortaya koydu.
Araştırma, 2021-2026 yasama döneminde Meclis’te temsil edilen siyasi partilere mensup, farklı bölgelerdeki seçim çevrelerinden 42 kadın yerel liste başkanının 10-23 Eylül tarihleri arasındaki seçim kampanyası sürecinde maruz kaldığı dijital saldırıların izlenmesine dayanıyor.
Araştırmanın hazırlanmasına ülke genelinde 21 izleyici, Eşitlik ve Yurttaşlık İçin Mücadele Derneği ekibi ve çeşitli ortak kuruluşlardan temsilciler katıldı. Dijital platformlarda kadın adaylara yönelik uygulamaların izlenmesi ve belgelenmesi için ortak bir yöntem ve form kullanılırken, elde edilen veriler nicel, nitel ve hukuki açıdan analiz edildi.
628 vakada dijital saldırı tespit edildi
Araştırmada belgelenen 628 vakaya göre, kadın adaylara yönelik dezenformasyon 481 vakada, yani yüzde 76,6 oranında tespit edildi. Cinsiyet temelli nefret söylemi veya aşağılama ise 436 vakada, yüzde 69,4 oranında kayda geçti.
Doğrulanmamış bilgilerin paylaşılması 405 vakada yüzde 64,5, sahte haber veya söylentiler 376 vakada yüzde 59,9, özel hayatın ihlali ise 271 vakada yüzde 43,2 oranında görüldü.
Araştırmada ayrıca 64 tehdit veya yıldırma vakası yüzde 10,2 oranında tespit edildi. Bunun yanı sıra 25 vakada sahte fotoğraf veya videoların kullanıldığı, 23 vakada ise yapay zekâ araçlarının kullanımına ilişkin göstergeler bulunduğu belirtildi.
Araştırmaya göre bu oranlar birbirinden bağımsız vakaları ifade etmiyor. Aynı dijital saldırı birden fazla hedefleme biçimini içerebiliyor. Örneğin 330 vakada, yani araştırma kapsamındaki vakaların yüzde 52,5’inde, karalama ile cinsiyet temelli aşağılama birlikte görüldü.
Araştırma sonucunda, milletvekillerinin seçimine ilişkin 27.11 sayılı organik yasanın güncellenmesinin seçim sürecindeki dijital dönüşümün yasal düzenlemelere dahil edilmesi açısından önemli bir adım olduğu belirtildi. Bununla birlikte, dijital siyasi şiddetin karmaşık biçimlerinin tespit edilmesi, hukuki olarak tanımlanması ve kanıtlanmasının kolaylaştırılması için hukuki ve kurumsal mekanizmaların da güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekildi.
‘Hedef alma siyasi rekabetle sınırlı kalmıyor’
Panelin ardından konuşan Eşitlik ve Yurttaşlık İçin Mücadele Derneği Başkanı Büşra Abdu, araştırmanın sosyal ağların ve dijital platformların seçim rekabetinde kullanımının yaygınlaşmasıyla ortaya çıkan dönüşümleri izlemek amacıyla yürütüldüğünü söyledi.
Büşra Abdu, ekibin seçim kampanyası boyunca saha çalışmasının yanı sıra dijital medya platformlarını da izlediğini belirterek, amaçlarının yalnızca hakaret içeren içeriklerin varlığını tespit etmek olmadığını ifade etti.
Dijital saldırıların içeriklerin kendisi, ekran görüntüleri ve ilgili belgeler saklanarak belgelendiğini belirten Büşra Abdu, belgelenen vakalar ile suç teşkil edebilecek eylemler arasında ayrım yapılması gerektiğini vurguladı. Büşra Abdu, sorumluluğun belirlenmesi ve hukuki nitelendirmenin ilgili makamların yürüteceği süreçlere bağlı olduğunu kaydetti.
Bazı saldırı biçimlerinin siyasi rekabet veya adayın siyasi performansına yönelik eleştiriyle sınırlı kalmadığını dile getiren Büşra Abdu, hedeflemenin adayların kişiliğine, özel ve aile yaşamına, mesleki hayatına kadar uzandığını söyledi. Bazı vakalarda özel gereksinimli kadın adayların da hedef alındığını belirtti.
Büşra Abdu, siyasi program ve tutumlardan kadın adayların özel yaşamlarına yönelen saldırıların ya da cinsiyetleri veya özel gereksinimleri nedeniyle adayların yeterliliğinin sorgulanmasının meşru siyasi tartışmanın sınırlarını aşan bir sorun olduğunu ifade etti.