Dijital şiddet ve dışlanma: Kadın hakları savunucularını hedef almanın yeni yüzü

Dijital alan artık yalnızca düşüncelerin ifade edildiği ya da fikir alışverişinin yapıldığı bir mecra olmaktan çıktı. Son yıllarda bu alan, ifade özgürlüğü ile yeni şiddet biçimlerinin ve örgütlü hedef göstermenin iç içe geçtiği bir zemine dönüştü.

ASMAA FATHI 

Kahire – Dijital platformlar kadınlara kamusal tartışmalara katılma ve kendi haklarını savunma konusunda daha önce görülmemiş fırsatlar sunarken, aynı zamanda onları hedef almayı kolaylaştıran daha karmaşık araçlar da ortaya çıkardı. Bu araçlar; organize karalama kampanyalarından kişisel bilgilerin ifşa edilmesine, nefret söylemi ve şiddete teşvike kadar uzanıyor.

İnsan hakları alanında çalışan uluslararası kuruluşlar, kadın hakları savunucularının dijital şiddete en fazla maruz kalan gruplardan biri olduğuna dikkat çekiyor. Elektronik platformların kadınları görüşleri ya da hak savunuculuğu faaliyetleri nedeniyle hedef almak amacıyla giderek daha fazla kullanılması, onların kamusal yaşama katılımını doğrudan olumsuz etkiliyor. Bu durum birçok kadını, daha fazla ihlale maruz kalma korkusuyla otosansür uygulamaya ya da kamusal tartışmalardan çekilmeye itiyor.

Mısır'da da kadın hareketi bu tablonun dışında kalmadı. Son aylarda kadın hakları savunucuları ve feminist kuruluşlara yönelik karalama ve dijital hedef gösterme kampanyalarında belirgin bir artış yaşandı. Bu süreçte feminist söylem sistematik biçimde itibarsızlaştırılmaya çalışılırken, kişisel bilgi ve fotoğrafların dolaşıma sokulması ve kadın hakları savunucularının klişe yargılarla damgalanması gibi girişimler öne çıktı. Bu gelişmeler, söz konusu kampanyaların niteliği, insan hakları alanına etkileri ve mevcut hukuki düzenlemelerin bu tür dijital saldırılarla mücadelede ne kadar yeterli olduğu sorularını gündeme getiriyor.

Bireysel saldırılardan örgütlü hedef göstermeye

Bu çerçevede, Müennes Salim Kadının Güçlendirilmesi Vakfı Hukuk Birimi Sorumlusu Heyam el-Cenayni, feministlere yönelik dijital saldırıların geçirdiği dönüşümü, faillerin yargılanmasında karşılaşılan hukuki güçlükleri ve bu uygulamaların Mısır'daki kadın hareketinin geleceğine etkilerini değerlendirdi.

Heyam el-Cenayni'ye göre son dönemde yaşanan en önemli değişim, dijital saldırıların dağınık ve bireysel eylemler olmaktan çıkarak kontrol altına alınması güç, örgütlü kampanyalara dönüşmesi oldu. Artık hedef göstermenin yalnızca eleştiriyle sınırlı kalmadığını belirten Heyam el-Cenayni, kışkırtıcı paylaşımların yayılması, kişisel bilgilerin, adreslerin ve telefon numaralarının ifşa edilmesi, hatta kimi zaman kişisel hesaplardan alınan özel fotoğrafların dolaşıma sokulmasının açık birer özel hayat ihlali oluşturduğunu söyledi.

Bu tür olaylarla hukuki mücadele yürütmenin son derece karmaşık olduğuna dikkat çeken Heyam el-Cenayni, bunun yalnızca karalama kampanyalarına katılan kişi sayısının fazlalığından kaynaklanmadığını ifade etti. Saldırıların önemli bir bölümünün sahte hesaplar veya otomatik yazılımlar aracılığıyla gerçekleştirildiğini, ayrıca siber suçların sınır aşan niteliği nedeniyle saldırıların ülke dışından ya da kullanıcı kimliğini gizleyen araçlarla yapılabildiğini belirten Heyam el-Cenayni, bu durumun sorumluların tespit edilmesini ve hukuki olarak hesap vermelerini büyük ölçüde zorlaştırdığını vurguladı.

Heyam el-Cenayni, özellikle kadın hakları alanında çalışan kadınların, saldırıların hem şiddeti hem de kapsamı giderek arttığı için dijital hedef göstermeye en fazla maruz kalan kesim haline geldiğini sözlerine ekledi.

Kadın dayanışması: Dijital hedef göstermeye karşı destek ağı

Dijital saldırıların yaygınlaşmasıyla birlikte, feministler arasında hedef göstermenin etkilerini azaltmaya yönelik farklı dayanışma biçimleri de gelişti. Yaşanan ihlallerin yeniden paylaşılması, hukuki ve psikolojik destek sağlanması ile ortak dayanışma kampanyalarının yürütülmesi bu çabaların başında geliyor. Ancak uzmanlara göre bu dayanışma, söz konusu saldırıların kadınlar üzerinde bıraktığı kişisel ve mesleki zararları tamamen ortadan kaldırmaya yetmiyor. Heyam el-Cenayni, feministlerin artık içlerinden birinin hedef alınmasının tüm hareketi etkileyebileceğinin daha fazla farkında olduğunu belirtti. Bu durumun kadın hareketi içinde karşılıklı dayanışma mekanizmalarının güçlenmesini sağladığını ifade eden Heyam el-Cenayni, aktivistlerin saldırıların niteliğini kavramasıyla birlikte bunlara bireysel değil, kolektif biçimde karşılık verildiğini söyledi. Çünkü tek bir kadın aktivistin hedef alınması, aynı alanda çalışan diğer kadınları da doğrudan etkileyebiliyor.

Bununla birlikte Heyam el-Cenayni, bu dayanışmanın gerçek zararların ortaya çıkmasını engellemediğine dikkat çekti. Karalama kampanyalarının, mahkemelerde kanıtlanması güç olsa bile kadınlar üzerinde ciddi psikolojik, maddi ve manevi kayıplara yol açtığını belirten Heyam el-Cenayni, dijital şiddetin etkilerinin yalnızca internette yayımlanan içeriklerle sınırlı olmadığını; kadınların yaşamı ve çalışma koşulları üzerinde sürekli baskı yarattığını vurguladı.

Bu değerlendirme, BM Kadın Birimi (UN Women) raporlarıyla da örtüşüyor. Raporlara göre kadınlara yönelik dijital şiddet yalnızca sözlü saldırılarla sınırlı kalmıyor; psikolojik ve mesleki sonuçlar doğurarak bazı kadınların kamusal alandaki görünürlüğünü azaltmasına ya da sürekli hedef gösterilme korkusuyla kamusal tartışmalardan çekilmesine neden oluyor.

Yasal düzenlemeler ve dijital güvenlik: Mücadelede çok yönlü yaklaşım

Dijital şiddetle mücadele yalnızca hukuki yaptırımlarla sınırlı değil. Tartışmalar, yasal düzenlemelerin geliştirilmesi, kolluk kuvvetlerinin etkinliğinin artırılması ve dijital güvenlik bilincinin güçlendirilmesi gibi birbirini tamamlayan alanları da kapsıyor. Heyam el-Cenayni, feministlere yönelik dijital saldırılarla mücadelede aynı anda birden fazla alanda çalışma yürütülmesi gerektiğini belirtti. Heyam el-Cenayni, 175 sayılı Bilgi Teknolojileri Suçlarıyla Mücadele Yasası’ndaki bazı maddelerin hala genel ifadeler içerdiğini, bu nedenle kadın hakları savunucularının kamu yararını gözeten paylaşımlarının bağlamından koparılarak kendilerine karşı suç duyurusu ya da hukuki takibat gerekçesi yapılabildiğini ifade etti.

Heyam el-Cenayni, insan hakları alanında çalışan kadınlar için dijital güvenliğin artık vazgeçilmez bir gereklilik olduğunu vurgulayarak, kişisel verilerin korunması, özel ve kamusal hesapların birbirinden ayrılması ve ileride karalama ya da şantaj kampanyalarında kullanılabilecek kişisel bilgilere erişimin sınırlandırılması gerektiğini söyledi.

Bu değerlendirmeler, dijital haklar alanında çalışan çok sayıda uluslararası kuruluşun önerileriyle de örtüşüyor. Söz konusu kuruluşlar, kadın hakları savunucularına yönelik dijital şiddetle mücadelede hukuki çerçevenin güçlendirilmesi, soruşturma mekanizmalarının geliştirilmesi ve dijital okuryazarlığın artırılmasının birlikte ele alınması gerektiğini; ancak bu şekilde kadınlar için daha güvenli bir dijital ortam oluşturulabileceğini belirtiyor.

Damgalayıcı söylem

Hedef gösterme kampanyaları yalnızca karalama ya da kişisel saldırılarla sınırlı kalmıyor. Kadın hakları savunucuları hakkında hazır suçlamalar üretiliyor, açıklamaları bağlamından koparılıyor ve böylece tartışma fikirler üzerinden değil, bu fikirleri dile getiren kişiler üzerinden yürütülüyor. Bu söylem biçimi, sembolik şiddetin en etkili türlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Çünkü amacı, dile getirilen görüşleri tartışmadan önce onları savunan kişilerin güvenilirliğini zedelemek.

Heyam el-Cenayni, feministlerin maruz kaldığı saldırıların özünde, kadın hakları söylemini benimsemeyi ya da kadınların haklarını savunmayı düşünen herkesi sindirmeyi amaçladığını söyledi. Heyam el-Cenayni, açıklamaların bağlamından koparılmasının yalnızca görüş sahibini hedef almadığını, benzer bir görüşü dile getirmeyi düşünebilecek her kadına gözdağı verme amacı taşıdığını belirtti.

Kadın hareketinin herhangi bir grubun haklarını başkalarının aleyhine genişletmeyi hedeflemediğini vurgulayan Heyam el-Cenayni, feminist mücadelenin herkes için hak ve özgürlükleri savunmaya dayandığını ifade etti. Buna karşın karalama kampanyalarının bu söylemi çarpıtarak toplumsal kutuplaşmayı derinleştirdiğini ve kadın hakları savunucularına yönelik nefreti körüklediğini söyledi.

Kadın hareketinin karşı karşıya olduğu zorluklar

Kadın örgütleri, karalama kampanyalarının yanı sıra finansmanlarına ilişkin sürekli gündeme getirilen suçlamalar ve kadın hareketi içindeki dayanışmanın zayıfladığı yönündeki eleştiriler gibi başka sorunlarla da karşı karşıya bulunuyor. Ancak Heyam el-Cenayni'ye göre bu tabloyu değerlendirirken, insan hakları alanında çalışan kadınların maruz kaldığı baskılar ve her gün ilgilenmek zorunda kaldıkları çok sayıdaki sorun göz önünde bulundurulmalı.

Heyam el-Cenayni, kamuoyunun gündemini meşgul eden kriz ve sorunların artmasının hem toplumun ilgisi hem de insan hakları çalışmalarının öncelikleri açısından yoğun bir rekabet yarattığını belirtti. Ayrıca kadın hakları savunucularının, art arda gelen saldırılar ve krizlerle sürekli mücadele etmeleri nedeniyle ciddi bir tükenmişlik ve psikolojik yıpranma yaşadıklarını ifade etti.

Kadın hareketinin geleceği

Heyam el-Cenayni, kadın hareketinin mücadelesini sürdüreceğine ve feministlerin savunduğu değerlere olan inancın değişmeyeceğine inanıyor. Kadın hakları savunucuları arasındaki karşılıklı dayanışmanın da devam edeceğini belirten Heyam el-Cenayni, buna karşın insan hakları alanında çalışan kadınların bugün her zamankinden daha ağır ve çok yönlü baskılar altında faaliyet yürüttüğünü söyledi.

Heyam el-Cenayni, bu baskıların yalnızca karalama kampanyaları ya da siber saldırılarla sınırlı olmadığını ifade etti. Açıklamaların bağlamından koparılması veya geniş yorumlanabilen yasal düzenlemelerin kullanılması nedeniyle kadın hakları savunucularının hukuki takibatlarla da karşı karşıya kaldığını belirten Heyam el-Cenayni, yalnızca görüş açıklamanın bile yıllarca sürebilen davalara yol açabildiğini, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ya da ertelenmiş cezalarla sonuçlanan dosyaların dahi hak savunucuları üzerinde kalıcı bir baskı oluşturduğunu vurguladı.

Tüm bu zorluklara rağmen kadın hareketinin kırılma noktasına ulaşmadığını dile getiren Heyam el-Cenayni, ancak mevcut dönemin kadın hakları ve özgürlükleri açısından bir ilerleme ya da gelişme dönemi olarak nitelendirilemeyeceğini söyledi. Bunun temel nedeninin ise insan hakları alanını ve genel olarak ifade özgürlüğünü daraltan baskıların sürmesi olduğunu ifade etti.

Bugün feministlerin maruz kaldığı şiddet, yalnızca fiziksel saldırılar ya da geleneksel karalama kampanyalarıyla sınırlı değil. Dijital alanın kendisi de kadınların ifade özgürlüğü, kamusal yaşama katılımı ve kamuoyu oluşturma hakkı etrafındaki mücadelenin önemli cephelerinden biri haline gelmiş durumda. Bu tablo, kadın hakları savunucularının korunmasının artık yalnızca kadın hareketinin meselesi olmadığını ortaya koyuyor. Konu aynı zamanda ifade özgürlüğünün geleceği, kamusal alana eşit katılımın güvence altına alınması ve toplumun farklı görüşleri dışlama ya da sindirme aracı olarak dijital mecraları kullanmadan çoğulculuğu benimseyebilme kapasitesiyle de doğrudan bağlantılı bulunuyor.