DEM Parti Meclis Grubu: Türkiye çatışmaların önüne geçmeli

DEM Parti Meclis Grubu, Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırılara ilişkin, “Türkiye Suriye'de yapıcı bir şey yapmak istiyorsa ilk elden bu çatışmanın önüne geçmelidir” çağrısında bulundu.

Ankara - Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti ) Grup Başkanvekilleri ve Meclis Grubu, Suriye geçici yönetime bağlı çetelerin Halep’in Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahallelerine yönelik saldırılarına ilişkin Meclis Basın Kapısı’nda basın toplantısı düzenledi.

‘Türkiye’nin açıklamaları kabul edilemez’

Toplantında ilk olarak Sezai Temelli konuştu. Sezai Temelli, “Bu insanlık suçuna karşı herkes gerekli inisiyatifi almalı. Buna karşı hem Türkiye Cumhuriyetini hem de bütün ülkeleri bu konuda sorumluluk almaya, inisiyatif almaya davet ediyoruz. Ama maalesef 10 Mart Mutabakatı'nın ilerletmek ve müzakerelerin önü açmak yerine biz buradan Savunma Bakanlığı'ndan, Dışişleri Bakanlığı'ndan adeta orayı dinamitleyen, oradaki toplumsal barışı yok etmeye çalışan açıklamaları duyuyoruz. Bu kabul edilebilir bir şey değildir. Türkiye'nin bugüne kadar ısrarla, inatla sürdürüle geldiği dış politikası çökmüştür. Hâlâ bundan ders çıkartamamış bir zihniyetin kalkıp da bu çeteleri destekleyecek nitelikte açıklamalar yapması kabul edilemez” diye konuştu.

Daha sonra Gülistan Kılıç Koçyiğit, saldırılarla sivillerin, kadınların ve çocukların hedef alınarak katledildiğini belirtti.

‘Askeri yöntemleri tercih edenlerin tabii ki bir amaçları var’

Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Neymiş efendim? Orada SDG varmış. Oysa ki yeni kurulan geçici Şam hükümeti ile SDG arasında imzalanan 1 Nisan Antlaşması var. Ve bu 1 Nisan Antlaşması nedeniyle de oradan askeri güçlerin çekildiğini bütün dünya kamuoyu gayet iyi biliyor. Saldırının gerekçesi yapılan, katliamın gerekçesi yapılan bir askeri birimin, askeri bir yapının olmadığını bizzat oraya saldıranlar biliyorlar. Çünkü beraber imzaladıkları bir anlaşma var. Ama bu anlaşmayı ihlal edenler, günlerdir süren müzakere ve diyalog çağrılarına olumlu yanıt vermeyerek askeri yöntemleri tercih edenlerin tabii ki bir amaçları var” dedi. 

‘Yalan haberlerle Kürt’ün yaşam hakkı yok sayılıyor’

Günlerdir SDG ile İsrail’in anlaşma yaptığına ilişkin propagandanın pompalandığını belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Soruyoruz! Paris'te Amerika'nın aracılığıyla yeni rejimle İsrail arasında yapılan anlaşmayı tartışanı gördünüz mü? Suriye'nin güneyinin İsrail'e bırakıldığını, Golan tepelerinin İsrail'e bırakıldığını siz bir basın organında okudunuz mu? Kimmiş İsrail'le anlaşma yapan? Kimmiş sırtını İsrail'e dayayan? Kimmiş İsrail'le anlaşma yapıp Suriye topraklarından vazgeçen? Yalanlarla, dezenformasyonlarla, karalamalarla bugün Kürt'ün yaşam hakkı başta olmak üzere bütün hakları yok sayılmaya çalışılıyor. Biz bu anlayışı kabul etmiyoruz. Bugün Suriye'nin barışının, bölge barışının önündeki en büyük temel taş olduğunu görmüyor mu bu ülkedeki yönetim” diye sordu. 

‘Amaç, Kürt'ün katliamını meşrulaştırmak’

Gülistan Kılıç Koçyiğit konuşmasının devamında şunları söyledi: “Bugün Suriye'deki demokrasiyi, barışı kurmanın bütün bölgenin demokrasisinin barışının anahtarı olduğunu bilmiyor mu bu kalemşörlerin kendileri? Elbette biliyorlar. Ama bu bilinçli, maksatlı manipülasyonların, dezenformasyonların tabii ki bir amacı var. Kürt'ün katliamını meşrulaştırmak, Kürt'ün haklarını yok saymayı meşrulaştırmak. Günün sonunda Suriye'de yeni kurulacak sistemin içerisinde Kürt'ün hakkı, hukuku olmasın diye bugünden taş döşüyorlar. Bugünden yol yapıyorlar. Diğer bütün kentlerde Alevileri katleden kimdir? Alevi kadınları, kızları kaçıran, tecavüz eden, mallarına el koyan kimdir? Kim yaptı bunları? Kimdir bu katliamların sorumlusu? Bu katliamların hesabını vermeyenler bugün Kürtleri katletmek için yola çıkmışlar. 

‘Türkiye'ye düşen oradaki çetelerin sırtını sıvazlamak değildir’

Ama açık ve net söyleyelim. Bütün bu algı operasyonlarına rağmen, bütün bu kriminal odaklara rağmen biz Suriye halklarının eşit, özgür, demokratik bir ülke kurma mücadelesinin yanında yer alıyoruz ve sonuna kadar da bu mücadeleyi destekleyeceğiz. Bugün Türkiye'ye düşen oradaki çetelerin sırtını sıvazlamak değildir. Bugün Milli Savunma Bakanlığına düşen, oradaki çetelere ‘Yürü ya kulum’ demek, ‘Devam edin’ demek değildir. Bugün Türkiye'ye düşen, orada kurşunlarla hedef alınan her bir Kürt'ün canının bu ülkedeki insanların yaşamına kastetmekle aynı olduğunu görmektir. Eşrefiyê'de, Şêx Maqsûd'da ve diğer mahallelerde sıkılan her kurşun bize sıkılmıştır. Biz kendimize sıkılmış kurşun olarak görüyoruz. Amedliye, İstanbulluya, Ankaralıya sıkılmış bir kurşundan farkı yoktur. Türkiye bugün gerçek anlamda Suriye'de doğru bir şey, iyi bir şey, yapıcı bir şey yapmak istiyorsa ilk elden bu çatışmanın önüne geçmelidir. 

‘Müzakere süreci başlamalı’

Bu çatışmanın genişlemesini, yayılmasını, derinleşmesini ve bütün bir Suriye'yi savaş alanına, bir iç savaşa sürüklemesinin önüne geçecek bütün diyalog kapılarını, bütün müzakere kanallarını zorlaması gerekir. DEM Parti olarak, Türkiye demokratları olarak beklentimiz budur; Ateşi harlandıran değil, çıkan çatışmayı söndüren bir masa kuran, bir eşitler masası kuran ve o masaya sadece geçici Şam hükümetini değil, herkesi, Kürtleri, Dürzileri, Alevileri ve orada yaşayan bütün halkları eşit paydaş gören bir anlayışla orada yapıcı bir müzakere sürecini başlatmalarını beklediğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.

Suriye’nin barışını sağlayalım’ 

Buradan büyük bedellerle topraklarını korumuş, IŞİD barbarlığını yenmiş, dünyayı, insanlığı kurtarmış olan Kürtlerin dostlarına da çağrı yapıyoruz. Uluslararası kurumlara çağrı yapıyoruz. Türkiye'deki demokratlara, devrimcilere, siyasi partilere ve vicdan sahibi olan herkese çağrı yapıyoruz. Kürde sıkılan kurşun demokrasiye sıkılmış. Kürt'e sıkılan kurşun barışa sıkılmıştır. Kürt'e sıkılan kurşun Suriye'nin geleceğine sıkılmıştır. Gelin, gelin hep beraber bu kurşunların önüne geçelim. Gelin hep beraber bu çatışmanın önüne geçelim. Gelin hep beraber Suriye'yi barışını, istikrarını, demokrasisini sağlayacak bir zemine taşıyalım diyoruz. Hiç kimse bu süreçte sessiz kalmamalıdır. Herkes Suriye halkları için, Suriye'nin geleceği için taraf olmalıdır.

‘Yarın geç olabilir’

Barıştan, demokrasiden yana taraf olmaya bütün Türkiye halklarını, bütün demokrasi güçlerini çağırdığımızı bir kez daha ifade ederek bitirmek istiyorum. Ve Şex Maqsûd'un Bin Zeyd'in ve Eşrefiyê'nin Suriye'nin Gazzesi olmaması için herkesin ama herkesin zamanında bugün söz söylemesi gerektiğinin de altını çizmek istiyorum. Yarın her şey için geç olabilir. Bugünden demokrasi, barış ve özgürlük için, yaşam hakkı için tutum almak herkesin boynunun borcudur. İnsanlık görevidir. Ahlaki bir görevdir. Bundan imtina eden her tutumu da tarih de halklarımız da kaydedecektir. Bunu da herkesin böyle bilmesi gerekir diyor.”