Cezayir’de suçun görünmeyen yüzü: Yapısal eşitsizlik ve dışlanma

Sokakta başlayan ve toplumsal yaşamı kuşatan şiddet vakaları Cezayir’de artmaya devam ediyor. Rim Ben Belaich, suçun yalnızca bireysel değil yapısal bir sorun olduğuna dikkat çekerek, toplumsal sorunlarla mücadele edilmesi gerektiğini vurguluyor.

RABİA HURAYS

Cezayir – Son dönemde Cezayir sokaklarında şiddet ve saldırı vakalarının artması, toplumsal huzuru tehdit eden başlıca sorunlardan biri haline geldi. Bazı ortak yaşam alanlarının, ağır ve kimi zaman trajik sonuçlara yol açan tartışma ve şiddet olaylarının yaşandığı mekanlara dönüşmesi kaygıları artırıyor. Toplumda gözlenen bu davranışsal değişim, şiddetin sosyal ve psikolojik nedenlerinin kapsamlı biçimde ele alınmasını; kamusal alanda huzur ve güvenliğin yeniden sağlanması için diyalog ve hoşgörü kültürünün güçlendirilmesini gerekli kılıyor.

Cezayir yasalarında suçlarla mücadele amacıyla ağır cezai yaptırımlar öngörülmesine rağmen sahadaki tablo, can kayıplarıyla sonuçlanan ağır saldırıların yaşanmaya devam ettiğini gösteriyor. Dikkat çeken bir diğer nokta ise bu suçların artık belirli bir kentle sınırlı kalmaması. Geçmişte daha sakin olarak bilinen birçok kentte de benzer olaylar yaşanıyor.

Korkunç vakalar

Yaşanan gelişmeler yalnızca teorik değerlendirmelerle sınırlı değil; son dönemde meydana gelen olaylar tablonun boyutlarını ortaya koyuyor. Bunlardan biri birkaç gün önce Souidania kasabasında yaşandı. Olayda 18 yaşındaki bir genç yaşamını yitirirken, saldırıyı aynı mahallede yaşayan 13 yaşındaki bir çocuğun gerçekleştirdiği belirtildi. Olayın, failin gencin bakalorya sınavında başarısız olmasıyla alay etmesi sonucu başlayan sözlü tartışmanın ardından meydana geldiği aktarıldı.

Bu olayın yankıları sürerken başkentteki El Madania Mahallesi’nde bir başka ölümcül şiddet vakası yaşandı. Henüz 20 yaşına gelmemiş bir genç, rakip iki spor takımıyla bağlantılı bir duvar resmi nedeniyle çıkan ani tartışma sırasında kesici aletle aldığı darbe sonucu yaşamını yitirdi.

Kadınlar ise bu suçların sonuçlarından en ağır biçimde etkilenen kesimlerin başında geliyor. Kadınlar, kamusal ve özel alanlarda ölüm veya ağır yaralanmayla sonuçlanan saldırıların doğrudan hedefi olurken aynı zamanda şiddetin ağır psikolojik ve toplumsal sonuçlarıyla da karşı karşıya kalıyor.

Geçtiğimiz temmuz ayının başında başkent yakınlarındaki Blida kentinde yaşanan olay da bu ağır tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi. Amour S. adlı fail, evli olduğu kadını yanıcı madde ile katletti.

Çocuklar da bu suçların ağır sonuçlarından etkileniyor. Son olarak El Oued vilayetinde yaşanan olay büyük bir sarsıntı yarattı. Anaokuluna giden ve ilkokula başlamaya hazırlanan beş yaşındaki Fadila, babasının kesici aletle gerçekleştirdiği saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Böylece kendisi için güven ve korumanın kaynağı olması gereken babası, küçük çocuğun yaşamını yitirmesine neden oldu.

Suçlara ilişkin istatistiksel tablo, resmi kurumların suç oranları ve bunların zaman içerisindeki değişimine ilişkin düzenli sayısal araştırmalar yayımlamaması nedeniyle hala tam olarak net değil. Bu kapsamda Cezayir Ulusal Jandarması Kamu Güvenliği Müdürü, 2023 yılında 787 bin 143 suç kaydedildiğini ve bu suçlara 801 bin 292 kişinin karıştığını açıkladı. Bu kişilerden 38 bin 728’i tutuklandı.

Kişilere yönelik saldırılar, genel suçların yüzde 7’sini oluşturdu. Bu kapsamda 29 bin 886 saldırı ve tehdit, 8 bin 933 hakaret ve iftira vakasının yanı sıra kişilerin beden bütünlüğünü doğrudan hedef alan 6 bin 837 saldırı kaydedildi.

‘Şiddet kimliğe ve iletişim diline dönüştüğünde’

Yaşanan değişimleri psikolojik açıdan değerlendiren Psikolog Rim Ben Belaich, suç davranışında geleneksel maddi nedenlerin ötesine geçen yeni bir eğilimin ortaya çıktığını belirterek şöyle konuştu:

“Artık geleneksel maddi nedenlerin ötesine geçen yeni bir sapma biçimiyle karşı karşıyayız. Marjinalleştirilmiş bir çevrede ‘sistematik boşluk’ içinde yaşayan 17 yaşındaki bir genç, yalnızca maddi ihtiyaç nedeniyle suça yönelmiyor. Suçta, kendisine aidiyet ve kabul görme duygusu sağlayacak ‘alternatif bir kimlik’ arayabiliyor.

Bir genç kesici alet çıkardığında yalnızca para çalmıyor; aile ve devlet gibi toplumsallaşma kurumlarının kendisine sağlayamadığı itibarı ve kabul görme duygusunu zor yoluyla elde etmeye çalışıyor. Böylece şiddet, psikolojik ve toplumsal dışlanma yaşayan bir kuşak açısından psikolojik bir inanca ve alternatif bir iletişim diline dönüşüyor.”

Rim Ben Belaich, suça karışanların yaşının giderek düşmesi ile suç oranlarının artmasını “yarıda kesilmiş olgunlaşma” kriziyle ilişkilendirerek değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Saldırgan davranış, bireysel bir eylem olmaktan çıkarak aidiyet ve kabul görme ihtiyacının beslediği kolektif bir davranışa dönüşebiliyor. ‘Aşırı dijitalleşme’ de şiddet içeren örnekleri sürekli görünür kılarak davranışların daha hızlı benimsenmesine yol açıyor. Bunun sonucunda bazı ergenler, eğitim ve gelişimin aşamalı yolları yerine statü ve güce daha hızlı ulaşabilecekleri yöntemlere yönelebiliyor.”

Erkeklik ile şiddet arasındaki güçlü ilişkinin biyolojik bir zorunluluktan ziyade “kültürel bir inşa” olduğunu ifade eden Rim Ben Belaich, şöyle devam etti:

“Toplum, fiziksel gücü erkekliğin göstergesi olarak yüceltebiliyor. Bir gencin kendisini meşru yollarla kanıtlayabileceği kanallar kapandığında, telafi edici bir savunma mekanizması olarak ‘saldırgan erkekliğe’ başvurabiliyor. Böylece şiddet, aslında kişinin derinlerde yaşadığı değersizlik, aşağılık ve toplumsal başarısızlık duygularını gizleyen psikolojik bir maskeye dönüşüyor.”

‘Şiddet döngüsü: Mağdurun faile dönüşmesi’

Şiddeti besleyen etkenlerden birinin de “ailenin parçalanması ve denetimin ortadan kalkması” olduğunu ifade eden Rim Ben Belaich, boşanmanın tek başına suça yönelmeye neden olmadığını belirterek şunları söyledi:

“Boşanmanın kendisi çocuğun suça yöneleceği anlamına gelmez. Asıl sorun, sonrasında ortaya çıkabilecek ‘değer boşluğu’dur. Ebeveyn rol modelinin yokluğu, aileyi toplumsal denetim sağlayan bir kurum olmaktan çıkarıp ihmalin yaşandığı bir yapıya dönüştürebilir. Bunun sonucunda genç veya çocuk, sokakta ya da kötü arkadaş çevresinde kendisine ‘alternatif bir baba’ arayabilir.”

Rim Ben Belaich, “şiddet döngüsü: mağdurun faile dönüşmesi” olarak tanımladığı sürece ilişkin ise, “Şiddetin yaşandığı bir ortamda büyüyen çocuk, zamanla ‘güç tek çözümdür’ düşüncesini benimseyebilir. Bu çocuk büyüdüğünde diyalog kurabileceği başka bir dil geliştirmekte zorlanır. Dünyayı iki seçenek üzerinden görmeye başlayabilir: Ya vuran olacaktır ya da vurulan. Böyle bir durumda suç, zihninde kendisini sürekli çevresinde hissettiği tehditten korumak için ‘saldırıyı önceleme’ biçimine dönüşebilir” dedi.

Psikolojik güvenlik ve ulusal önleme stratejisi

Bu tablo karşısında “psikolojik güvenliğin” sağlanması gerektiğini vurgulayan Rim Ben Belaich, Cezayir’in çok daha fazla ruh sağlığı uzmanına ihtiyaç duyduğunu belirterek şöyle konuştu:

“Yalnızca güvenlik ve cezalandırmaya dayalı yaklaşım, ‘suçun içeride başladığı’ yönündeki bilimsel gerçeği gözden kaçırıyor. Suça karışan birçok genç aslında yalnızca birer suçlu değil, yaşadıkları psikolojik travmaların yaralarını taşıyan kişiler. Eğitim kurumlarında ve dezavantajlı mahallelerde uzmanların bulunmaması, bu gençleri travmalarıyla tek başlarına mücadele etmek zorunda bırakıyor.”

Buradan hareketle Rim Ben Belaich, suç ortaya çıkmadan önce saldırganlık eğilimi ve depresyon gibi risk göstergelerini tespit edebilecek “saha psikoloğunun” ilk müdahale mekanizması olarak daha etkin rol üstlenmesi gerektiğini belirterek şöyle konuştu:

“Suç meydana gelmeden önce saldırganlık eğilimleri ve depresyon gibi belirtileri tespit edebilecek saha psikologlarının rolü etkinleştirilmeli. Bunun yanında gençlere öfke kontrolü ve öfkeyle baş etme becerileri kazandırılmalı.”

‘Psikolojik destek üzerindeki toplumsal damga kırılmalı’

Psikolojik destek almaya ilişkin toplumsal önyargıların da değiştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Rim Ben Belaich, “‘Psikolog yalnızca ruhsal hastalığı olanlar içindir’ anlayışından çıkıp, psikoloğun yaşam kalitesini artıran bir unsur olduğu anlayışına geçmemiz gerekiyor. Her belediyede dinleme, danışmanlık ve yönlendirme merkezleri oluşturulmalı. Böylece şiddeti besleyen psikolojik sorunlara daha erken müdahale edilebilir” dedi.

‘Cezalandırmak değil, suçu önlemek gerekiyor’

Rim Ben Belaich, yalnızca suçun sonuçlarına müdahale eden cezalandırıcı yaklaşımın ötesine geçen bir “ulusal önleme stratejisine” ihtiyaç olduğunu ifade ederek önerilerini şöyle sıraladı:

“Bu stratejinin üç temel ayağı olmalı. Birincisi, okul terklerinin yoğunlaştığı bölgelerin belirlenmesi ve buralardaki rehberlik çalışmalarının güçlendirilmesini içeren ‘önleyici güvenlik’ yaklaşımıdır. İkincisi, gençlik merkezlerinin girişimcilik ve duygusal zeka eğitimlerinin verildiği alanlara dönüştürülerek gençlerin toplumsal yaşamdaki rollerinin güçlendirilmesidir. Üçüncüsü ise ‘onarıcı adalet’tir. Çocukların ve gençlerin hapsedilmesi yerine kapsamlı rehabilitasyon programları uygulanmalı. Böylece ceza kurumlarının daha ağır suçlara yönelen bireyler üreten mekanlara dönüşmesinin önüne geçilebilir.”

Rim Ben Belaich, değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:

“Cezayir’in bugün gençleri yeniden topluma dahil edecek güçlü köprülere ihtiyacı var. Psikolojik güvenlik ve gerçek fırsatlar sunularak gençlerin ülkeye ve geleceğe olan inançları yeniden güçlendirilmelidir.”