Ortadoğu krizi ve demokratik entegrasyon çözümü- ANALİZ

Demokratik entegrasyonun 2 yönü bulunmaktadır. Bir yönü toplumlarla entegrasyondur. Diğer yönü ise devletle entegrasyondur. Devlete entegrasyonun sağlıklı gelişebilmesi için entegre olunacak devletin demokratik değerlerine kavuşması gerekmektedir.

BERİVAN ZİLAN

27 Şubat bildirgesiyle beraber tarihsel olarak stratejik gelişmelerin sağlanmasına da vesile olan Kürt-Türk ittifakının yeniden canlanması temelinde yeni bir süreç başladı.

Bu süreç sadece Türkiye’yi değil, bölgedeki tüm gelişmeleri etkileme potansiyeline sahip. İngilizlerin bölgeye yönelik böl-parçala-yönet politikaları karşısında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan demokratik entegrasyon perspektifiyle yeni bir çıkış yolu gösterdi. Türkiye açısından Misak-ı Milli değerlendirmeleriyle beraber bölgede yaşanan kaosa ilişkin çözüm önerileri geliştirdi. Uzunca süredir süren savaşa karşılık yıllarca bir muhatap aradığını dile getiren  Abdullah Öcalan, son çıkışıyla beraber çözümün şartlarını zorladı. Müzakere-mücadele diyalektiğini en iyi şekilde yürüterek süreci bugünlere kadar getirdi. Bu haliyle hem Kürt-Türk çatışmasını bitirmek hem de bölgede devam eden şiddetli savaşa karşılık yeni bir yol açmak istedi.

Son olarak TBMM’den yetersizlikleri olsa da çerçeve yasa olarak adlandırılan kanunun çıkmasıyla beraber ilk defa Kürt sorunu “idam sehpasından çözüm masasına” getirilmiş oldu. Bu hamleyle devlet, devrim ve sosyalizm bir masada buluşturuldu. 

Çerçeve yasa Kürt kamuoyunda devamı gelecek olan “kök yasa” ifadesiyle tanımlandı. Yasanın pratikleşmesi için özgürlük hareketi başından beri yaptığı açıklamalarla Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’nın süreci doğrudan yürütmesi gerektiğini dile getirdi. Kamuoyunda  Abdullah Öcalan için silahsızlanma ve strateji kurulunun koordinatörü tanımı yapılsa da bu konuda resmi makamlardan doğru bir açıklama yapılmadı.

Sürecin sağlıklı yürümesinin koşulu Abdullah Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşmasıdır

Süreç bu kadar hassas ve kritikken halen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ ın görüşlerinin bizzat kamuoyuna yansımaması, istikrarlı aile ve avukat görüşlerinin yaptırılmaması, farklı çevrelerle görüşmesinin önünün alınması Kürt kamuoyunda kaygılara neden olmakta. İmralı’da yapıldığı iddia edilen görüşmelerin tutanakları üzerinden Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a yönelik saldırılar sürdürüldü. Sürecin sağlıklı yürümesinin temel koşulu Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın fiziki özgürlüğüne, özgür yaşar ve çalışır koşullara kavuşmasındadır. Görüşlerinin bizzat kamuoyuna yansıması önemlidir. Sürecin istikrarlı ilerleyişi ve dinamik bir hatta kavuşması için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ ın bizzat kamuoyuna seslenmesi, ilgili muhataplarıyla sürekli diyalog içerisinde olması gerekirken devlet hala Önderliği illegal pozisyonda tutmak istiyor. Bu yönlü bir gelişme yaşanmadan çerçeve yasanın istenildiği gibi pratikleşmesi şüphelidir. Sürecin başından beri Önderlik için umut hakkı gündemi Bahçeli tarafından dillendirilmesine rağmen bu konuda bile AİHM kararlarına dair tek bir adım atılmadı. Bu yaklaşım düzelmeden olumlu bir gelişmeden bahsedilemez. 

Eksik kalan yanlar örgütlü mücadele ve demokratik toplum inşasıyla aşılacak

Çerçeve yasa kapsamında tartışılan hususlardan biri de gerilla güçlerinin Türkiye’ye dönüş sürecine ilişkindir. Dönüşlerin sağlıklı bir temelde gerçekleşmesi için Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın devrede olması, bireysel değil örgütlü gidişlerin sağlanması, gidecek grupların siyasi mücadele zeminlerine kanalize olması gerektiği özgürlük hareketi tarafından sürekli dile getirildi. Bu konularda da çeşitli manipülasyonlar devreye konulmaktadır. Yasanın bireysel başvurularla sınırlı kalacağı, herkesi kapsamayacağı, kamplarda toplanacakları, gidecekler için siyaset yasağı tartışmaları ana akım medya tarafından sürdürülmektedir. Buna karşın Önderliğin gidiş sürecini de bizzat yürütecek statüde olması ve bununla bağlantılı grup gidişlerinin ele alınması en sağlıklı olan yöntemdir. Çerçeve yasa bu haliyle sadece silahsızlandırma temelinde ele alınmaktadır. Bu nedenle yasada terör söyleminin kullanılması, Kürt sorunun çözümüne dair tek bir değerlendirmenin olmayışı, demokratik adımların atılmasına ilişkin herhangi bir düzenlemenin yapılmaması, Önderliğin statüsünün somut bir şekilde ifade edilmemesi eleştirilen konulardır. Eksik kalan yanların Kürdistan halkının örgütlü mücadelesiyle ve demokratik toplumun inşasıyla aşılacağı aşikardır. Kürdistan özgürlük hareketi iki sütunlu devletin sol-sosyalist ayağı olma ve mücadelesiyle devleti dönüştürme, demokratik nitelikler kazandırma iddiasını hep sürdürdü. Bunun yolu da güçlü bir toplumsal mücadeleden geçmekte. Toplumun tüm kesimlerine ulaşarak ortak bir mücadele hattında birleştirmek demokratik adımların atılmasını da zorlayacaktır. 

Bölgesel gelişmeler ve barış süreci

Süreç kapsamında yasanın bu kadar hızlı çıkarılmasında temel faktör bölgesel gelişmelerdir. Bölgede ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve tüm ülkelere etkileri devam etmektedir. Saldırıların yoğunlaşacağına dair ilgili yetkililer sürekli açıklama yapmaktadır. İran’a yönelik müdahale henüz tamamlanmadığı için bölge dizaynı bir sonuca ulaşmamıştır. Bu nedenle her güç kendi çapında bölgesel planlarını da devreye sokmaktadır. İsrail’in Suriye’ye saldırıları, İran’ın misilleme adıyla Ortadoğu ülkelerine yönelik eylemleri, Irak’ta silahlı güçlerin tek bir çatı altında toplanması tartışmaları, TC-Pakistan-Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke antlaşması, daha önce İsrail öncülüğünde imzalanan İbrahimi antlaşma ile Davut koridorunun oluşturulmasının hedeflenmesi bu planların görünür yönü olmaktadır. Esas kargaşa bölgede hegemon güç olmak isteyen İsrail-Türkiye-İran arası yaşanan açık-gizli hesaplarda yatmaktadır. Tüm emperyal güçlerin İsrail’i desteklediği, bu kapsamda bölge ülkelerine roller biçtiği de bilinmektedir. Türkiye’nin Önderlik ile görüşmelerinin bir nedeninin de bölgesel savaştan en az zararla çıkması olduğu biliniyor. Bölgede yaşanan bir iktidar savaşıdır. Yine kadınlar, çocuklar, halklar bu savaşın kurbanı olmaktadır. Savaşın ve kaosun kısa vadede sonuçlanmayacağı da görülüyor. İran çevresinde yoğunlaşacak bu savaş, her an farklı yerlere de sıçrayabilir. Bölgede savaş, saldırı, silahlanma gündemleri bu kadar yoğunken PKK’nin feshi ve silahlı mücadeleden demokratik mücadele stratejisine geçişi büyük bir dönüşümü ifade etmektedir. Sadece kendisi için bir mücadele stratejisi belirlemiyor, tüm bölgeyi kapsayacak çözüm modelleri içeriyor. Bu çözüm modeli son olarak demokratik entegrasyon olarak somutlaştırıldı.

Demokratik entegrasyon: 4 bölgede Kürtler ile ilişkiler

Demokratik entegrasyonun 2 yönü bulunmaktadır. Bir yönü toplumlarla entegrasyondur. Toplumun farklı sınıfsal, inançsal, ideolojik kesimleriyle kendi farklılığını koruyarak bütünleşme; toplumlar arası karşıtlaştırma ve milliyetçiliğin temel panzehri olarak sunuluyor. Diğer yönü ise devletle entegrasyondur. Devlete entegrasyonun sağlıklı gelişebilmesi için öncelikle entegre olunacak devletin demokratik değerlerine kavuşması gerekmektedir. Devletin entegre olacak gücün dil, kimlik, ideolojik bilincini kabul etmesi ve kapsamı gerekmektedir. Gönüllü bütünleşmeye dayalı demokratik entegrasyon projesi asimilasyon ve teslimiyetin karşıtıdır. Hem devletle hem de toplumlar arası yaşanan sorunların temel çözümüdür. 

Demokratik entegrasyon projesi kapsamında Kürtlerin bölgedeki 4 devletle de sorunları çözülmeye çalışılmaktadır. Türkiye ile geliştirilen süreci bizzat Önder Apo yürütmektedir. Fakat diğer devletler açısından kimi sıkıntılar yansımaktadır. Devam eden savaş dolayısıyla İran temel sıkıntı alanlarından biri olmaktadır. İrani halkların sorunlarına ne katı Şia rejimi ne de ABD emperyalizmi çözüm olamaz. İran içte demokratikleşmedikçe ciddi bir çıkış yakalayamaz. Bu konuda zengin halklar ve inançlar topluluğuna dayanarak bir çözüm geliştirirse savaştan kazançlı çıkabilir. Dış güçlerin eliyle yapılacak ihraç rejim değişiklikleri de İran’daki halkların kurtuluşu değil, nitekim halkın savaş sürecindeki değerlendirmeleri ve alternatif olarak parlatılan Rıza Pehlevi’ye karşı yaklaşımları bunu net bir şekilde göstermiştir. İran, bu kadar saldırıların odağında olmasına rağmen hala kendi halkına yöneliyor. Yoğun bir şekilde insanlar tutuklanıyor, tutuklananlar idam ediliyor. Kürt partilerine yönelik askeri saldırılar sürüyor. Sivil insanlar katlediliyor. Kadınlar adeta nefessiz bırakılıyor. Bu kadar saldırı varken Türkiye tarafından PJAK’ın silahsızlandırılmasının sürekli gündeme alınması halklar lehine değildir. Halkın katledildiği bir zeminde hiçbir vicdan ve anlayış silahların bırakılmasını kabul edemez. İran rejimi de içte halka yönelik baskılarını sonlandırır ve Kürtlerle demokratik entegrasyon projesine gelirse mücadele stratejileri tartışılabilir. Fakat bu aşamada PJAK yetkililerin de dile getirdiği gibi böylesi gündemler Rojhılat için geçerli değildir. 

Rojava, demokratik Suriye’nin kurucu unsurudur

Suriye’de QSD güçlerinin demokratik entegrasyonunun tamamlandığına dair resmi açıklamalar yapıldı. Fakat hala krizli olan kimi konular bulunmaktadır. YPJ’nin entegrasyonu kapsamında kimi tartışmalar yürütülmüş olsa da netleşmemiş hususlar var. Yine ana dilde eğitimin sadece 3 saatle sınırlandırılacağı söyleniyor. Her ne kadar entegrasyon kapsamında Kürtlerin kimi kazanımları olsa da Kürtler hala Suriye’nin temel bir unsuru olarak görülmemektedir. Yine farklı inançlara ve kadınlara yönelik baskıcı uygulamalar devrede, bu yönlü saldırlar da sürekli bir şekilde devam etmekte. Henüz kendisi demokratikleşmemiş bir devletin Kürtlere ana dilde eğitim ve kadın kazanımları başta olmak üzere dayattığı uygulama entegrasyondan ziyade eritmedir. Bu yaklaşımlar halkta da ciddi rahatsızlık yaratmaktadır. Rojava, demokratik Suriye’nin kurucu unsurudur. Demokratik Suriye anayasasının oluşturulması için ciddi deneyimleri vardır, bu konuda rol oynayabilir. Müzakereler devam etse de esas olan mücadeledir. 

Irak ve Güney Kürdistan açısından da yoğun tartışmalar yürümektedir. Irak’ta tüm silahlı güçlerin orduya entegrasyonu için Ekim ayı hedeflenmekte. 

Ezidî halkının meşru öz savunma gücü YBŞ-YJŞ güçlerinin entegrasyonu da tartışılan hususlardandır. Uzun yıllar boyunca fermanlardan geçirilmiş bir halk gerçekliği var, bu halkın kendi öz iradesi ile oluşturduğu meclisi ve ordusu bölgedeki en meşru güçtür. Şengal’de yerel demokrasinin temsili olan Şengal halk meclisinin iradesinin tanınması, öz savunma güçlerinin resmileşmesi temel çözümdür. Şengal için Türk devletinin engelleyici yaklaşımları bulunmakta. Fakat bu alanın esas muhatabı Irak devletidir. Irak devletinin sorumluluklarına sahip çıkması gerekir. Yanı sıra Irak sınırları içinde bulunan Maxmûr halkının konumu da süreçle beraber tartışmaya girdi. Halkın toplu ve örgütlü bir şekilde geri dönüşünün esas alınacağı süreç başladığından beri hep gündemdeydi. Yine bıraktıkları toprakların talan edildiği, köylerinin yıkıldığı, korucu tehditlerinin hala sürdüğü, mal varlıklarına el konulduğu bilinmekte. Tüm bu sorunlar çözülmeden onurlu bir geri dönüşten bahsedilemez. 

Güney Kürdistan’daki politikalar

Güney Kürdistan’da uzunca bir süredir seçim olmasına rağmen hala bir hükümet kurulabilmiş değil. Buradaki toplumun talepleri görmezden gelinerek aile hanedanlığında ısrar sebebiyle siyasi sistem de çıkmaza girmiş bulunuyor. Güneyde demokratik birlik hükümetinin kurulması mevcut toplumsal ve siyasal sorunların temel çözümüdür. Bu yönlü demokratik güçlerin çabaları olsa da hala yeteri düzeyde sonuç alındığı söylenemez. Güney’de kadına yönelik şiddet ve kadın katliamı oranlarında da ciddi artış var. Kadının kendisini siyasi-toplumsal olarak ifade edeceği tüm alanlar ortadan kaldırılıyor. Yaşanan tüm sorunların giderilmesinde temel çözüm yöntemlerinden biri de demokratik ulusal birliğin geliştirilmesidir. Bu yönlü her oluşuma sorumluluk düşmektedir. Kadınlar bu konuda öncülük yapabilir. 

Kadınların müzakere masasında yer alması

Bölgede yaşanan gelişmeler en çok da kadınları etkilemekte. Kadınlar savaşlarda zorunlu göç, açlık, devlet şiddeti ile yüz yüze kalmakta. Devletler yozlaşmış yapılarıyla kadın şiddetinin temel faili olmakta. Türkiye’de yaşanan Narin Güran, Gülistan Doku, Rojin Kabaiş cinayetleri devlet yapılarının ve memurlarının ne kadar yozlaştığını, kadın katliamı konusunda suç ortağı olduklarını herkese gösterdi. Devletteki bu çürüme hali en çok kadınlara ağır sonuçlar çıkarmakta. Kadınlar hem devlet hem de erkek şiddetinin altında ciddi bir kırım politikasıyla karşı karşıya. Kadın kazanımlarına yönelik gaspçı anlayışlar devrede. Önder Apo kadın sorunlarının çözümü konusunda kadın hukukun oluşturulması gerektiğini dile getirdi. Bu nedenle yürüyen süreçte kadınların da müzakere masasında yer almasını dayatıyor. Kurulan komisyonlarda kadın temsillerinin olması, kadın hareketlerinin örgütlü bir güç olarak sürece katılmaları, süreci gözlem ve takip kurullarını oluşturması önemli. Süreci başarıya ulaştıracak olan esas dinamik kadınların örgütlü mücadelesidir.