Buğday diyarında ekmek yok!
Kirmanşan, İran’ın önemli buğday üretim merkezlerinden biri olmasına rağmen yoksulluk ve açlıkla anılıyor. Fırınlardaki “veresiye ekmek yoktur” yazıları, buğday diyarında ekmeğin giderek zorlaştığını gösteriyor.
SARA POURKHEZARİ
Kirmanşan - Fırınların kızgın ateşinden sokağa yayılan sıcak ekmek kokusu, tok birini bile cezbedebilecek kadar güçlüyken, günlerdir ekmeğe düzenli erişemeyen halk için bu durum önemli bir ihtiyaçla bağlantılı hale geliyor. Fırınlara gidildiğinde hemen her yerde aynı ifade karşılıyor insanları: “Veresiye ekmek yoktur.” Bu kısa cümle yalnızca bir uyarı değil, artan veresiye taleplerinin, derinleşen yoksulluğun ve giderek küçülen sofraların sessiz bir özeti niteliğinde.
Açlık: Bir halkın gerçeği
Açlık, kentte giderek gündelik bir gerçekliğe dönüşürken, insanlar en temel gıdaya dahi ulaşmakta zorlanıyor. Sokaklarda yoksulluk, eskiyen kıyafetlerde, ilaca erişemeyen hastalarda ve günlerdir aç kalan insanlarda farklı yüzleriyle kendini gösteriyor. Birçok kişi için ekmek artık fırından değil, çöplerin arasından ya da yoldan geçen birinin uzattığı bir parça üzerinden bulunabiliyor.
İran’da yayımlanan resmi verilere göre Kirmanşan, 2024 yılında yüzde 50’lik “yoksulluk endeksi” ile ülke genelinde ilk sıralarda yer aldı. İran İstatistik Merkezi’nin 2026 yılına ait son verileri ise bu oranın yüzde 75’e yükseldiğini ve Kirmanşan’ın Sine’nin ardından ikinci sıraya gerilediğini gösteriyor. Sine yüzde 77 ile listenin başında bulunuyor.
“Yoksulluk endeksi” işsizlik oranı ile enflasyonun toplamı üzerinden hesaplanıyor. Bu gösterge, bir bölgedeki ekonomik baskı düzeyine işaret ediyor. Verilere göre Kirmanşan’ın üst sıralarda yer alması, işsizlik oranının yüksekliğine ve temel tüketim ürünlerindeki fiyat artışına bağlı olarak değerlendiriliyor. Bu durum, bölgede alım gücünün düşmeye devam ettiğini ve yaşam koşullarının ülke ortalamasına kıyasla daha ağır seyrettiğini ortaya koyuyor.
Yoksulluk: Politik ve yapısal süreçler tarafından yeniden üretilebilen bir durum
Kirmanşan, doğal kaynaklar, tarım arazileri ve sınır konumu gibi unsurlar açısından İran’ın görece zengin eyaletleri arasında gösteriliyor. Ancak ekonomik göstergeler, bölgenin sahip olduğu potansiyele rağmen yoksulluk ve işsizlik açısından üst sıralarda yer almaya devam ettiğini ortaya koyuyor.
Bu tabloyu yalnızca ekonomik faktörlerle açıklayan yaklaşımların yanında, bazı siyaset bilimi literatüründe “yoksulluk politikası” kavramı üzerinden yapılan değerlendirmeler de bulunmaktadır. Bu kavram, yoksulluğun yalnızca bir sonuç değil, aynı zamanda belirli politik ve yapısal süreçler tarafından yeniden üretilebilen bir durum olduğunu ifade eder. Özellikle farklı yönetim biçimlerinde, ekonomik eşitsizliklerin toplumsal yapıyı etkileyen bir unsur olarak tartışıldığı görülmektedir.
Kürt nüfusun yoğun olduğu yerler en yüksek işsizliğe sahip
Bu yaklaşıma göre yoksulluk, yalnızca gelir eksikliğiyle sınırlı bir mesele olmayıp, toplumsal katılım, fırsat eşitliği ve kaynaklara erişim gibi alanları da etkileyen daha geniş bir çerçevede ele alınmaktadır. Bu nedenle bazı araştırmacılar, ekonomik zorlukların yoğun olduğu bölgelerde toplumsal taleplerin ve yaşam önceliklerinin de buna paralel olarak değişebildiğini ifade etmektedir. Kirmanşan özelinde ise ekonomik göstergeler ile bölgenin doğal kaynaklar ve potansiyel açısından sahip olduğu imkanlar arasındaki fark, farklı analizlerin konusu olmaya devam etmektedir.
Siyaset Bilimi öğrencisi Monireh F., İran’ın farklı şehirlerindeki yoksullukla ilgili grafiklere bakıldığında Kürt nüfusun yoğun olduğu eyaletlerin en yüksek işsizlik ve en ağır yoksunluk oranlarına sahip olduğunu ifade ediyor. Kürdistan eyaleti, Kirmanşan ve İlam’ın ülke genelinde yoksulluk göstergeleri açısından üst sıralarda yer aldığını kaydeden Monireh F., bu tablonun bazı politika ve yapısal süreçlerle ilişkili olabileceğini söylüyor. Kirmanşan’daki fırınlarda “veresiye ekmek yoktur” tabelalarının asılması Monireh’e göre, derin bir toplumsal çelişkinin ve sosyal bir krizin göstergesidir.
Buğday üretim bölgesinin kalbinde birçok aile günlük ekmek bile alamıyor
Tarım Bakanlığı'nın resmi istatistiklerine baktığımızda, Kirmanşan ve Kürdistan illeri, İran'da buğday üretiminde ilk beş il arasında yer alıyor. Bu, en temel gıda ihtiyacı olan ekmek için gerekli hammaddelerin bu iki ilde bol miktarda bulunduğu anlamına geliyor. Mantıksal olarak, bu bölgelerde tek bir kişinin bile zorluk çekmemesi gerekir. Bir parça ekmek elde etmek mümkün gibi görünse de, gerçek farklı. Bu illerin muazzam tarımsal kapasitelerinden elde edilen faydalar yerel halka değil, hükümet yapılarına ve bağlı ağlara gidiyor.
Sonuç olarak, iki buğday üretim bölgesinin kalbinde birçok aile günlük ekmek bile alamıyor. Bu durum, hükümetin ekonomik ve dağıtım politikalarının bu bölgelerdeki insanların geçim kaynaklarını iyileştirmeye yardımcı olmakla kalmayıp, yoksulluğu yeniden ürettiğini ve derinleştirdiğini gösteriyor. Öyle ki bugün Kirmanşan ve Sine gibi kentlerde de kendileri buğday üreten insanlar bile ekmeğe ihtiyaç duyuyor.”
Rojhilat Kürdistan'daki yapısal yoksulluğun yeniden üretilmesi, tarihsel baskı ve yok etme politikalarından kaynaklanmaktadır. Rojhilat Kürdistan, 1979'da İran İslam Cumhuriyeti'ne “hayır” diyen ilk bölgelerden biriydi ve bu ilk muhalefet, hükümetin siyasi hafızasında kalıcı bir itaatsizlik işareti olarak kaydedildi. İran İslam Cumhuriyeti, bu bölgelerin tarihsel deneyimleri ve siyasi kimlikleri nedeniyle her zaman eleştirel ve protestocu kalacaklarını çok iyi biliyor.
Bu çerçevede, bu bölgelerin insanlarını mutlak yoksulluk içinde tutmak, siyasi bir intikam biçimi ve aynı zamanda bir sosyal kontrol aracıdır. ‘Ekmek veren emreder’ mantığına dayanan bir hükümet, açlığın itaati sağlamak için bir araç haline gelebileceğini çok iyi bilir. İnsanlar en temel ihtiyaçları için bağımlı hale geldiğinde, direniş, talep ve hatta hoşnutsuzluk olasılığı azalır.
Sonuç olarak, Kürdistan'daki yoksulluk politikası, sosyal gücü zayıflatmak, ekonomik bağımsızlığı kırmak ve insanları hayatta kalmak için baskıcı yapılara katlanmak zorunda kalan bir nüfusa dönüştürmek için tasarlanmış hedefli bir politikadır. Bu yoksulluk döngüsü, aslında, yoksunluk dayatarak hükümetin kontrol gücünü güçlendiren ve halkın direniş olasılığını sınırlayan zorunlu bir itaat döngüsüdür.
Aslında, son bir bakış açısıyla, bu politikanın hedef aldığı toplumun zihinleri ve karar alma gücü üzerinde öyle bir gölge bıraktığı söylenebilir ki, bireyler hayatın temel ve gerekli meseleleri hakkında düşünme fırsatı bulmadan önce, zihinlerinde ekilmiş büyük ve yıpratıcı bir iç engelle karşı karşıya kalırlar. Bu engel, her kararı, her seçimi ve her hareketi erteleyen bir unsur olarak tanımlanır; her eylemden önce zihinde yalnızca tek bir cümle yankılanır. Bu cümle, bir zincir gibi iradeyi sınırlayan ve ufku daraltan bir ifadedir ve o da şudur: “Eğer ekmek derdi ortadan kalkarsa… ”