Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi: ‘Gülistan Doku'ya Ne Oldu?’ sorusu hala yanıtsız
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, Gülistan Doku davası ve kapatılan kadın katliamları dosyaları hakkında açıklama yayımlayarak, “Gülistan Doku davasının iktidar odaklarının iç hesaplaşmalarında araç olarak kullanılmasına izin vermeyeceğiz” dedi.
Haber Merkezi- Gülistan Doku'nun 4 Ocak 2020'de kaybolmasının üzerinden altı yılı aşkın süre geçti. Davada yeni gelişmeler yaşanmış, tutuklamalar gerçekleşmiş olsa da kamuoyundaki soru işaretleri giderilemedi. Kadın örgütleri; delillerin karartıldığı, faillerin korunduğu ve sürecin siyasi müdahalelere açık olduğu yönündeki endişelerini korumaya devam ediyor.
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, Gülistan Doku davası, şüpheli ölümler ve kapatılan kadın katliamları dosyaları hakkında yazılı bir açıklama yayımladı. İnisiyatif açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“1937-1938 yılları arasında süren Tertele ile toplumsal hafızamızda "Dersim'in Kayıp Kızları" olarak yer alan Dersim'de bugün Gülistan'ı arıyoruz. 4 Ocak 2020'den bu yana kadın örgütleri, Gülistan'ın arkadaşları, kardeşleri ve annesi tek bir gün bile sormaktan vazgeçmedi: Gülistan Doku'ya ne oldu?
Bu soruyu sormak için sokaklara çıkanlara polis saldırdı, şiddet uyguladı, Gülistan için mücadele edenleri gözaltına aldı. Her köşesi güvenlik kameraları ve kolluk güçleriyle dolu olan Dersim'de bir kadının bedeni altı yılı aşkın süredir bulunamadı. Deliller karartıldı, suçlular korundu, intihar ihtimali öne çıkarıldı. O dönem özellikle intihar üzerinde duran Vali Tuncay Sonel ise "Gülistan'ı bulacağız" sözü vermişti.
Soruşturmada yeni gelişmeler
2024 yılında davaya Ebru Cansu başsavcı olarak atandı; soruşturmanın baştan yürütülmesine karar vererek delil toplamaya girişti. Nisan 2026'da ani bir gelişmeyle 12 kişi tutuklandı. Hakkında kırmızı bülten çıkarılan bir kişi ABD'de gözaltına alındı; ancak bu kişinin yurt dışına kimin yardımıyla kaçtığı ya da kaçırıldığı sorusu yanıtsız kalmaya devam ediyor.
Munzur Üniversitesi ve Tunceli Devlet Hastanesi'nde kayıtların silindiği, delillerin karartıldığı ve soruşturmanın seyrini değiştirmeye yönelik girişimlerde bulunulduğuna dair iddialar kamuoyunda c2iddi tartışmalara neden oldu. Buna karşın 17 Nisan'da Munzur Üniversitesi'nde kameralardan sorumlu iki görevli, 27 Nisan'da ise Tunceli Devlet Hastanesi'nin iki bilgi işlem görevlisi yurt dışına çıkış yasağı içeren adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Devlet, yargı ve güvensizlik
Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde "Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı" kurulduğu ve öncelikle kadınlar ile çocuklara ilişkin faili meçhul dosyaların inceleneceği duyuruldu. Açıklamayı yapan isim ise tartışmalı bir geçmişe sahip: İBB ve ÇHD davalarının mimarı, siyasi davalardaki tutumuyla bilinen yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek, mal varlığına ilişkin iddialar nedeniyle eleştirilerin odağındayken faili meçhulleri aydınlatacağını ilan etti.
Birkaç gün sonra CHP ve DEM Parti'nin "Gülistan Doku davası etrafındaki iddialar araştırılsın" talebiyle Meclis'e sunduğu önerge AKP-MHP oylarıyla reddedildi. Tüm bu cinayetler için sokağa çıkan kadınlar ise yasaklarla, polis şiddetiyle ve gözaltılarla susturulmaya çalışıldı.
Soruşturma müfettiş heyetinin başına atanan Arif Yıldırım'ın, İBB soruşturmalarındaki rolüyle tanınan, AKP'den milletvekili adayı olmuş ve Süleyman Soylu'ya yakınlığıyla bilinen bir isim olması da yürütülen sürece duyulan kuşkuları derinleştiriyor.
Kadın mücadelesinin belirleyici rolü
Bu davada bugüne kadar herhangi bir adım atılabilmişse bunun tek nedeni vardır: Altı yılı aşkın süredir bıkmadan mücadele eden kadınlar, Gülistan'ın yakınları ve gazetecilerin kararlı ısrarı.
Tutuklamaların hemen ardından iktidardan "Gülistan kızımız" söylemiyle açıklamalar gelmeye başladı. Kadın cinayetlerinde "kızımız" ifadesinin devletin ve erkek egemen düzenin sorumluluğunu nasıl görünmez kıldığını iyi biliyoruz.
Davadaki tabloya bakıldığında ortaya son derece ağır bir tablo çıkıyor: Valinin oğlunun bir kadın cinayetinin faili olduğu, vali ve eski bir polisin delilleri karartığı, koruma polisinin bedenin kaybedilmesinde rol aldığı ve başhekimin hastane kayıtlarını sildiğine dair kuvvetli iddialar mevcut. Bir kentin kamu görevlileri ve bürokratları organize bir suç ağı gibi hareket ederek bir kadın cinayeti dosyasının etrafında konumlanmış durumda.
Bu kamu görevlileri devlet tarafından atanmış, yetkilendirilmiş ve korunmuş kişilerse, bu suçun siyasi sorumluluğu doğrudan devletin kendisine ait değil midir? 1990'lardaki politik faili meçhul cinayet dosyalarını zamanaşımına uğratarak kapatan da aynı iktidar değil miydi?
Cezasızlık zinciri ve sistematik şiddet
Gülistan Doku cinayeti münferit bir olay değil. 1990'lardan bugüne Batman'daki "kadın intiharlarından" günümüzdeki "şüpheli ölümlere" uzanan cezasızlık zırhının ve kadınlara yönelik sistematik bir şiddet politikasının parçası.
Geçen hafta AKP İstanbul Milletvekili Salim Ensarioğlu'nun Munzur Üniversitesi dahil bölgedeki üniversitelerde öğrencilere yönelik taciz, şantaj ve tehdit üzerinden organize bir istismar ve suç ağının kurulduğunu, buna kolluk güçlerinin de dahil olduğunu açıkça dile getirmesi bu politikaların bugün de sürdüğünü gözler önüne seriyor.
Bu örüntünün somut yansımaları şöyle sıralanabilir:
Dersim'de 18 Mart 2011'de iki kadın öldürüldü. Tuba Korkmaz'ın ölümü "intihar" olarak kayıtlara geçirilirken birinci dereceden şüpheli polis memuru gözaltına alınıp serbest bırakıldı. Dilber Erkmen'in dosyası gizlilik kararı altına alındı ve hâlâ sonuçlanmadı.
Gülistan Doku'nun bedeni aranırken 11 Mart 2020'de kaybolan Munzur Üniversitesi öğrencisi Esma Kılıçarslan'ın bedeni 7 Nisan 2020'de bulundu. Önce "intihar" denilen Esma'nın dosyası da soru işaretleriyle dolu.
Gülistan'ın en yakın arkadaşı Rojwelat Kızmaz, 9 Şubat 2024'te kaybolmasının üç gün sonra ölü bulundu ve "intihar" ettiği ileri sürüldü. Esma'nın ve Rojwelat'ın HTS kayıtları bulunamıyor.
Rojin Kabaiş'in bedeninde iki farklı erkeğe ait DNA bulunmasına rağmen ölümü "intihar" olarak değerlendirilmeye devam edildi. Rojwelat ve Rojin için Meclis'e verilen araştırma önergeleri AKP ve MHP oylarıyla reddedildi.
Batman'ın Beşiri ilçesinde yaşayan İpek Er, Uzman Çavuş Musa Orhan'ın tecavüzüne uğradı. 7 Temmuz 2020'de Başsavcılığa şikâyette bulundu; 16 Temmuz'da bir mektup bırakarak intihar girişiminde bulundu ve otuz dört gün hastanede yaşam mücadelesi verdikten sonra hayatını kaybetti. Nitelikli cinsel saldırı davasında Uzman Çavuş Musa Orhan hâlâ tutuksuz yargılanırken İpek Er dosyasına destek verenlere dava açıldı.
Ayşe Tokyaz'ın katili eski polis Cemil Koç, daha önce karıştığı bir kadın cinayeti dosyasında adli kontrolle serbest bırakılmış; öldürdüğü başka bir kadının bedenini erkek arkadaşlarıyla bavulla gömmüştü. Ayşe'nin kardeşi Esra'ya ulaşan polisler ise "Cemil öyle bir şey yapmaz" diyerek faille dayanışma içine girdi.
Göçmen öğrenci Dina'nın Karabük davasında günlüklerinde maruz kaldığı sistematik şiddeti ve cinsel tacizi ayrıntılarıyla anlatmasına, elde edilen delillere rağmen mahkeme, cinayetin ardındaki güç ilişkilerini görmezden geldi. Dosyada bugün tek bir tutuklu bile kalmadı.
Narin Güran günlerce arandıktan sonra jandarmaya yakın bir bölgede bulundu; başına gelenler hâlâ tam olarak aydınlatılamadı.
Rabia Naz Vatan için "Rabia Naz'a ne oldu?" diye soran babasına defalarca dava açıldı; dosyada hâlâ tutuklu kimse yok.
AKP İstanbul Milletvekili Şirin Ünal'ın evinde ölü bulunan göçmen kadın Nadira Kadirova davasında da kimse tutuklanmadı.
Elazığ'da 2019 yılında evinde ölü bulunan Fırat Üniversitesi öğrencisi Yeldana Kaharman'ın şüpheli ölümünde adı geçen eski AKP Milletvekili ve eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar'ın oğlu Tolga Ağar hakkında etkin bir soruşturma yürütülmeden dosya "intihar" denilerek kapatıldı.
Sistematik şiddet rejimi
Zorunlu göç, yoksulluk, güvencesizlik, kayyım politikaları ve kadın emeğini görünmez kılan savaş ekonomisi; iktidarın "kutsal aile" söylemiyle birleşerek kadınları çok katmanlı bir şiddet rejiminin içine hapsediyor. Farklı şehirlerde, farklı biçimlerde yaşansa da tüm bu dosyaların ortak paydası bellidir: Kadınlar sistematik olarak yalnızlaştırılıyor, failler ise devlet eliyle korunuyor. Yaşananlar birbirinden kopuk vakalar değil; savaş politikalarıyla beslenen ve cezasızlıkla sürdürülen örgütlü erkek şiddetinin birbirine bağlı halkalarıdır.
Talepler
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak şu talepleri bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz:
Gülistan Doku davasının iktidar odaklarının iç hesaplaşmalarında araç olarak kullanılmasına izin vermeyeceğiz. Gerçek bir yüzleşme birkaç mahkeme dosyasına sığdırılamaz. Bölgede savaş politikası olarak yürütülen, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik suçların araştırılmasını; faillerin ve onları koruyanların yargılanmasını talep ediyoruz:
Kadınların söz ve karar sahibi olduğu bağımsız hakikat komisyonları kurulmalı ve savaş suçları belgelenmelidir.
Kayıp kadın ve şüpheli ölüm dosyaları yeniden açılmalı, kadınlar sürecin her aşamasında yer almalı ve mahkemelere müdahil olarak katılmalıdır.
Koruculuk sistemi, kayyım rejimi ve militarist güvenlik politikaları son bulmalıdır.
Barış, özgürlük ve eşitlik mücadelemizde hem yitirdiklerimizin hesabını sormaya ve onları unutturmamaya hem de üzeri örtülmek istenen hakikatin peşinde adaleti aramaya devam edeceğiz. Kürdistan'dan başlayarak zorla kaybedilen, şüpheli biçimde hayatını kaybeden ve faili meçhul bırakılan tüm kadınlar, translar ve kız çocukları için adalet mücadelemizi sürdürüyoruz.”