Popüler kültür ataerkil bakışı yeniden üretiyor

Popüler müzik ve edebiyat, kadın düşmanı yaklaşımları mizah ve övgü kisvesi altında yeniden üretirken, boşanmış ya da eşi ölmüş kadınları erkekle ilişkileri üzerinden tanımlayarak ataerkil kalıpları normalleştiriyor.

SARE POURKHAZRİ

Kirmanşan - Erkek bir şarkıcının klibinde onlarca kadını sergileyerek gururla sesini yükselttiği, ancak şarkı sözlerinde “dul kadın” ifadesini görünüşte övgüyle fakat alaycı ve aşağılayıcı bir dille kullandığı sahnelere zaman zaman tanık oluyoruz.

Belki de bu tür sahneleri defalarca gördünüz, ancak çok az kişi, bir erkek şarkıcının neden “dul” olarak tanımladığı bir kadını övmesi gerektiğini ve “dul” olarak tanımlandığında kadının konumunda esas olarak neyin değiştiğini sorguluyor.

Bu bakış açısını analiz edebilmek için öncelikle ataerkil toplumda “dul kadının” anlamına bakmak gerekiyor. Dilimizde kadın ve kız sözcükleri yalnızca dişi cinsiyete işaret ederken, ataerkil kültürde bu sözcükler farklı anlamlar kazanıyor. Bu kültürde kız, bekâr ve bakire kadın anlamına geliyor; hâlâ ailenin denetiminde bulunan ve değeri bekâretini korumasıyla tanımlanan bir varlık olarak görülüyor. Buna karşılık kadın, evlenmiş, bekâretini kaybetmiş ve “koca” olarak adlandırılan bir erkeğin hizmetine girmiş kişi olarak tanımlanıyor.

Ancak bu anlam dünyasında dul kadın, kocası olmayan ve bakire olmayan kadın olarak tanımlanıyor. Ataerkil bakış açısına göre bu kadınlara ulaşmanın daha kolay olduğu düşünülüyor. Sözde kocasının korumasından yoksun kaldığı için, herhangi bir bedel veya sorumluluk üstlenmeden yaklaşılabilecek kişiler olarak görülüyorlar.

‘Dul’ ifadesi neden bir anda övgü olarak karşımıza çıkıyor?

Gazeteci Feride H. şöyle diyor: “Eşi hayatını kaybetmiş ya da boşanmış kadın, ataerkil toplumda savunmasız ve desteksiz bir kadın olarak görülüyor. Birçok erkek ve hatta zaman zaman kadın arasında yaygın olan inanç, ‘dul’ kalmanın bir kadın için yaşanabilecek en büyük yoksunluk olduğu yönünde. Şimdi düşünün, sürekli aşağılayıcı bir etiket olarak görülen bu ifade, bir anda görünüşte sanatsal bir eserde övgü konumuna yükseltiliyor. Bu açık çelişki, şu temel soruyu önümüze getiriyor: Neden sürekli aşağılanma ve dışlanmayla ilişkilendirilen bir sözcük bir anda övgü olarak karşımıza çıkıyor?

Cevap açık; bu görünürdeki övgü, eşi ölmüş ya da boşanan kadına yönelik araçsallaştırıcı bakışın yansımasından başka bir şey değil. Ataerkillik, kadın düşmanı ifadeleri güzel ve şiirsel bir biçimde kullanarak bu kadınların istismar edilmesinin zeminini hazırlamaya çalışıyor.

Eşi olmayan kadınlara yönelik yazılmış birçok şiirin içeriğine baktığımızda, kelimelerin altında ataerkil düşüncelerin derin izlerini görebiliriz. Örneğin bir şiirde eşi olmayan kadının ‘ikinci el’ olarak tanımlandığını ve bahçıvanı olmayan bir bahçeye benzetildiğini duydum. Bu bahçeden herkesin meyve çalabileceği söyleniyordu. Bu cümleler mizahi ve eğlenceli bir dille ifade ediliyordu, ancak gerçekte aşağılayıcı ve kadın düşmanı bir imge yeniden üretiliyordu. Bu tür içerikler yalnızca ciddi biçimde eleştirilmeyi değil, onları yazan ve okuyan kişilerin de ciddiyetle sorgulanmasını gerektiriyor.”

Gündelik dilde kadın düşmanlığı

Ataerkilliğin kalıcılaştırılma biçimlerinden biri, kadın düşmanı bakış açılarının gündelik ve halk dilinde tekrar edilmesidir. Bu süreç, dili ayrımcılığı yeniden üreten ve kolektif kültürü şekillendiren bir araca dönüştürüyor. Kadın düşmanı birçok ifade, şiir ve metin herhangi bir eleştiri veya yeniden değerlendirmeye tabi tutulmadan dijital medya ve medyada yeniden paylaşılıyor.

Bu aşağılayıcı bakış çoğu zaman o kadar gizli ve yanıltıcı oluyor ki birçok kadın bile bunun farkına varmıyor ve istemeden yeniden üretilmesine katkıda bulunuyor. Bunun sonucunda ataerkil kalıplar giderek normalleşiyor ve yerleşiyor.

‘Bilmeden kadın düşmanı ifadelerin üretilmesine katkı sunuyoruz’

28 yaşındaki Armitа Yari (takma ad), eşi olmayan kadınlarla ilgili yazılmış bir şiire dair şöyle diyor: “Arabada her zaman böyle şarkılar dinler, hatta onlarla dans eder ve eğlenirdik; ünlü ‘Dul Kadın’ şarkısı gibi. Ancak bu şarkıların arkasında böyle düşüncelerin saklı olduğunu hiç düşünmemiştim. Benim için müzik her zaman eğlence ve neşe aracıydı, kadın düşmanı bakış açısının bir yansıması değildi. Şimdi, kadınlara yönelik birçok ifadenin gündelik hayatımıza o kadar ustaca yerleştiğini fark ettim ki kendimiz bile bunların farkına varmıyoruz, hatta bunların yeniden paylaşılmasına katkıda bulunuyoruz.”

Kirmanşan’da düğün ve çeşitli törenlerde sahne alan şarkıcı Hebat K. ise birçok kutlamada seslendirilen bu şarkılar hakkında şöyle konuşuyor: “Düğünlerde ‘dul kadın’ ifadelerinin yer aldığı şarkılar yalnızca mizah amaçlı ve daha fazla eğlence yaratmak için söyleniyor. Gerçek şu ki toplumdaki genel bakışa göre eşi olmayan kadın daha fazla cilve ve ilgi gösteriyor, çünkü yeniden eş arıyor ve mümkün olduğunca kısa sürede yeni bir koca bulmak istiyor. Bu nedenle böyle kadınlar genellikle güzel kıyafetler giyiyor, dış görünüşlerine daha fazla özen gösteriyor ve erkeklere karşı daha sıcak davranıyorlar. Böylece sonunda birinin onları koruması ve toplum içinde savunmasız kalmamaları amaçlanıyor.”

Bu şarkıcının sözleri, eşi ölmüş ya da boşanmış kadınlara yönelik yaygın bakışın onları yerine başka bir erkek arayan ve bu nedenle alay edilmeyi hak eden kadınlar olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Bu düşünce o kadar fazla tekrarlanmış ki bazı kadınlar dahi bunu benimsemiş durumda.