Sıcak seralar, güvencesiz yollar: Tunus’ta kadın emeği sömürü altında
Tunus’ta kadın tarım işçilerinin ölümcül çalışma koşulları, güvencesiz ulaşım ve düşük ücretler nedeniyle her yıl tekrarlayan trajedilere dönüşürken, aktivistler ve işçiler sistematik ihmal ve yasal düzenlemelerin uygulanmamasına dikkat çekti.
ZOUHOUR MECHERGUI
Tunus- Tunus’ta kavurucu güneş altında, sıcaklığın 40 derecenin üzerine çıktığı seralarda çalışan kadın işçiler, modern ülkenin en ağır emek hikâyelerinden birini yaşıyor. Gıda üretiminin görünmeyen yükünü taşıyan bu kadınlar, çoğu zaman resmi kayıtlarda görünmez kabul edilseler de gerçekte ülkenin gıda güvenliğinin omurgasını oluşturuyor. Yıllardır çıplak ellerle tehlikeli kimyasallarla çalışan, sırtlarında gübre torbaları taşıyan kadın işçiler; ne sağlık sigortasına ne de sosyal güvenceye sahip.
Kadınların çalışma koşullarına ilişkin yapısal sorunlar devam ediyor
Günde ortalama 6 doları bile bulmayan düşük ücretlerle çalışan bu kadınlar, aynı zamanda “ölüm kamyonları” olarak bilinen denetimsiz araçlarla taşınarak ciddi risklerle karşı karşıya kalıyor. Sivil toplum verilerine göre 2015–2016 yılları arasında tarım işçilerini taşıyan araçların karıştığı 89 kazada 69 kadın hayatını kaybetti, 990 kadın yaralandı. 2019’da yürürlüğe giren 51 No’lu Kanun’a rağmen bu kazaların önemli bir kısmının devam etmesi, kadın işçilerin güvenliği ve çalışma koşullarına ilişkin yapısal sorunların sürdüğünü gösteriyor.
Feminist aktivist Halima Hamami, Tunus’ta kadın tarım işçilerinin hayatını kaybettiği tekrarlayan iş kazalarına ve bu duruma karşı gösterilen kayıtsızlığa tepki gösterdi. Halima Hamami, “Bağırdık, protesto ettik, çalışmalar sunduk ve talepleri destekledik ama hepsi boşunaydı. Bu işçilerin kanına bulanmış ekmek görmek dayanılmaz bir şey, buna rağmen yetkililer bunu sıradan bir kaza gibi görüyor” dedi.
Emekçi kadın ölümleri medyada yer almıyor
Yaşananların tesadüf olmadığını vurgulayan Halima Hamami, bunun “sistematik bir sorun” olduğunu ifade etti. Güvensiz işçi taşımacılığını “insan mezbahaları” olarak nitelendiren Halima Hamami, her sezon benzer kazaların tekrarlandığını belirtti. Medyanın bu ölümleri görmezden geldiğini dile getiren Halima Hamami, “Söz konusu bir spor etkinliği olduğunda geniş yer ayrılıyor, ancak üç emekçi kadının ölümü ulusal televizyonda neredeyse hiç yer almıyor” sözlerine dikkat çekti.
Tunus’ta gıda güvenliğinin temel yükünü kadınların taşıdığını vurgulayan Halima Hamami, kadınların zorlu hava koşullarında düşük ücretlerle çalışmak zorunda kaldığını, erkeklerin ise bu çalışma koşullarını kabul etmediğini belirtti.
Devlet politikalarını eleştirdi
Bir kadın işçinin sözünü doğrudan aktaran Halima Hamami, “Bugün işe gitmezsem, çocuklarımın akşam yemeği için pişirecek hiçbir şeyim olmayacak” dediğini belirtti.
Halima Hamami, Başbakan ve Kadın İşleri Bakanlığı’nın sessizliğini eleştirerek, bu ölümleri “kazara olaylar” olarak görmenin baskı altındaki yaşamların “korkunç bir sembolü” olduğunu söyledi.
Tunus Demokratik Kadınlar Derneği Başkanı Raja Dahmani ise, Tunus’taki kadın tarım işçilerinin her gün hayatlarını tehdit eden ağır koşullarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Raja Dahmani, bu kadınların yalnızca kaza istatistiklerinden ibaret olmadığını, aksine ailelerin temelini oluşturan ve zor şartlar altında geçimlerini sağlayan emekçiler olduğunu vurguladı.
‘Ölüm kamyonlarına son verilmeli’
Raja Dahmani, yıllardır kadın işçiler için güvenli ve onurlu ulaşım taleplerinin sürdüğünü ve “ölüm kamyonlarına” son verilmesi gerektiğini ifade etti. Kadınların tarım sektöründeki durumuna ilişkin kapsamlı saha araştırmalarına ve koşulların iyileştirilmesine yönelik öneriler sunulduğunu belirten Raja Dahmani, buna rağmen somut bir değişim yaşanmadığını ve taleplere hala gerçek bir yanıt verilmediğini aktardı.
‘Kadınların yaşamı çifte standarda kurban edilemez’
Raja Dahmani, mevcut krizin bir tesadüf olmadığını, birçok tarafın sorumluluğu paylaştığı karmaşık bir ihmal sisteminin sonucu olduğunu belirterek, sözlerine şöyle devam etti:
“Birincisi, kadınları günlük ölümlerden korumak için kesin ve kararlı siyasi kararlar alma konusunda açık bir isteksizlik var. İkincisi, bürokrasi ve zayıf yasalar. Ulaşımı düzenleyen mevzuat, karmaşık idari süreçler ve uzun memur zinciri nedeniyle zayıf ve uygulanması son derece yavaş olup, pratikte hayata geçmesini engelliyor. Aile bağları ve sürücü davranışları da önemli bir sorun. Sürücüler genellikle akraba oldukları için kadın işçiler şikayetçi olmaktan çekiniyor; tek bir kamyona 20–30 işçinin sıkıştırılması doğrudan trajedilere neden oluyor. Ayrıca sürücüler denetimden kaçmak için güvenli olmayan ve rastgele rotalara başvuruyor, bu da takip ve engellemeyi zorlaştırıyor. Mevzuat cephesinde ise kadın işçileri korumayı amaçlayan 4 No’lu kararname taslağı hala uygulanmıyor ve adeta ölü bir metin olarak kalıyor. Sidi Bouzid’un Mazouna bölgesinde yaşanan son olayda ise geçim için yola çıkan iki kadın hayatını kaybetti, geride yetim çocuklar kaldı. Bu tablo devam edemez; sosyal adalet söylemi olan bir ülkede kadınların yaşamı bu çifte standarda kurban edilemez.”
60 yaşındaki işçi Rabah’ın durumu, otuz yıllık emeğin ve yoksunluğun bir yansıması olarak öne çıkıyor. Otuz yıl boyunca tarlalarda çalışan Rabah, kendisini koruyacak ya da emeğini kayıt altına alacak herhangi bir sosyal güvenlik ağı olmadan çalıştığını söyledi. Rabah, bu süreçte ne sosyal güvenlikten ne sağlık sigortasından ne de çalışma hakkını belgeleyen resmi bir kayıttan yararlanabildiğini ifade etti.
Günlük çalışma koşullarını anlatan Rabah, “30 yıl boyunca sırtımda gübre torbaları taşıdım, hiçbir koruyucu ekipman olmadan tehlikeli kimyasalları çıplak ellerimle karıştırdım. 40 derecenin üzerindeki sıcaklıklarda seralarda çalışıyoruz ve Tunus halkına yiyecek sağlamak için domates ve biber hasadı yapıyoruz. COVID-19 sürecinde ise herkes evine kapanmışken biz tarlalarda çalışmaya devam ettik; Tunus halkı aç kalmasın, sofralara taze ürün ulaşsın diye durmadan çalıştık” şeklinde konuştu.
‘Oysa biz Tunus’ta ‘her şeyi’ temsil ediyoruz’
Ekonomik rolleri ile yasal statüleri arasındaki keskin zıtlığı anlatan Rabah, “Ulusal kimlik kartlarımızda kimliğimizin ‘hiçbir şey’ kelimesine indirgenmesi üzücü, oysa biz Tunus’ta ‘her şeyi’ temsil ediyoruz. Kadın çiftçiler, ülkenin ekonomisinin ve gıda güvenliğinin omurgasıdır ve toprağın kendisi bile mücadelemizin boyutuna tanıklık etmektedir. Bugün, hastalık ve zorluklarla yıpranmış ellerimize ve yüzlerimize bakıyoruz. Bazılarımız kronik hastalıklardan muzdarip, bazılarımızın gözleri kimyasallardan zarar görmüş, ancak tedavi masraflarını karşılayamıyoruz” sözlerine yer verdi.
Rabah, yetkililere seslenerek durumlarının adil biçimde değerlendirilmesini ve onurlu bir yaşam için gerekli en temel insan ve mesleki hakları güvence altına alacak 4 No’lu Karar’ın derhal yürürlüğe konulması çağrısında bulundu.