Afganistanlı avukat: Taliban liderleri adalet önüne çıkarılmalı

UCM’nin 2025 yılında Taliban liderleri hakkında verdiği tutuklama kararının kadınlar için adalet yolunda önemli bir adım olduğunu belirten Afganistanlı avukat Fevziye Nevvab, asıl sınavın ise kararın uygulanması olduğunu söyledi.

BAHARİN LEHİB

Faryab- Afganistan, 2003 yılında Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (UCM) kurucu anlaşması olan Roma Statüsü'ne taraf oldu. O dönemde devletin üst düzey yöneticilerinin önemli bir bölümünü cihatçı grup komutanları, Taliban mensupları ve önceki yönetimlerle bağlantılı isimler oluşturuyordu. Sivil toplumun savaş suçları ve insanlığa karşı suçların soruşturulması yönündeki taleplerinin gündeme gelmesi üzerine, haklarında soruşturma açılabileceğini düşünen bu çevreler sürece karşı çıktı. 2014 yılında UCM ile iş birliği amacıyla bir komite kurulsa da, birçok insan hakları savunucusuna göre bu komite adaletin sağlanmasına katkı sunmak yerine geçmişte işlenen suçların soruşturulmasını engelledi.

Yıllar süren adalet arayışının ardından Uluslararası Ceza Mahkemesi, Afganistan'ın Roma Statüsü'ne taraf olması nedeniyle 1 Mayıs 2003'ten sonra işlenen suçları yargılama yetkisine sahip olduğunu açıkladı. Delil toplama sürecinde Taliban, Hakkani Ağı, Afganistan güvenlik güçleri ve ABD askerleri de dahil olmak üzere yabancı güçler hakkında bir milyondan fazla başvuru kayda geçti. Mahkeme, 8 Temmuz 2025'te Taliban lideri Hibetullah Ahundzade ile Taliban Yüksek Mahkemesi Başkanı Abdülhakim Hakkani hakkında, "insanlığa karşı suç, cinsiyete dayalı zulüm ve siyasi gerekçelerle yapılan baskılar" suçlamalarıyla tutuklama kararı çıkardı.

Kararlar uygulanmadı

Ancak söz konusu karar bugüne kadar uygulanmadı. Bu süreçte Taliban, Hibetullah Ahundzade'nin onayıyla kadınlara yönelik kısıtlayıcı uygulamaları, özellikle Emr-i Bil Maruf ve Nehy-i Anil Münker Bakanlığı tarafından çıkarılan düzenlemeleri yürürlüğe koymayı ve uygulamayı sürdürdü. Konuyla ilgili ajansımızın sorularını yanıtlayan Faryab vilayetinde görev yapan Afganistanlı avukat Fevziye Nevvab, tutuklama kararının hukuki önemini, uygulanmasının önündeki engelleri ve uluslararası toplumun sorumluluklarını anlattı.

*Uluslararası hukuk açısından Taliban liderleri hakkında tutuklama kararı çıkarılmasının önemi nedir?

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin tutuklama kararı vermesi önemli bir hukuki adımdır. Çünkü bu karar, Afganistan'da kadın haklarının yaygın ve sistematik biçimde ihlal edilmesinin yalnızca ülkenin iç meselesi olmadığını, uluslararası suçlar kapsamında da değerlendirilebileceğini göstermektedir. Kadınların eğitim, çalışma, seyahat özgürlüğü, toplumsal yaşama katılım ve diğer temel haklardan örgütlü ve sistematik biçimde mahrum bırakılması, insanlığa karşı suç kapsamında cinsiyete dayalı zulüm olarak değerlendirilebilir. Bu kararın önemi, insan haklarını ihlal edenlere açık bir mesaj vermesidir: Siyasi ya da askeri makamda bulunmak, adalet karşısında hesap vermekten muafiyet sağlamaz. Aynı zamanda bu karar, özellikle Afganistanlı kadınlar açısından yaşadıkları acıların ve maruz kaldıkları hak ihlallerinin uluslararası düzeyde tanınması anlamına geliyor.

*Aradan bir yıl geçmesine rağmen tutuklama kararının uygulanması neden hala zor ve bunun sorumluluğu kime ait?

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin küresel ölçekte görev yapan bağımsız bir kolluk gücü bulunmuyor. Bu nedenle mahkemenin kararlarının uygulanması, devletlerin ve uluslararası toplumun iş birliğine bağlıdır. Hakkında tutuklama kararı bulunan bir kişi, Roma Statüsü'ne taraf bir ülkenin topraklarına girdiğinde o devletin kişiyi gözaltına alarak mahkemeye teslim etmesi gerekiyor. Ancak uygulamada bu süreç siyasi, diplomatik ve güvenlik kaynaklı engellerle karşılaşıyor. Bazı ülkelerin Taliban ile ilişkileri, bölgesel dengeler ve yeterli siyasi iradenin bulunmaması adalet sürecini yavaşlatabiliyor. Buna rağmen kararın uygulanmasındaki güçlük, hukuki önemini ortadan kaldırmıyor. Aksine bu karar, gelecekte hesap verebilirliğin sağlanması açısından önemli bir hukuki belge niteliğini koruyor.

*Taliban'ın Emr-i Bil Maruf Yasası, aile düzenlemeleri ve mahkemelere ilişkin yeni kuralları kadın haklarını nasıl etkiliyor?

Hukuki açıdan kadınları yalnızca cinsiyetleri nedeniyle temel haklarından mahrum bırakan her düzenleme, uluslararası hukukun eşitlik ve ayrımcılık yasağı ilkeleriyle çelişmektedir. Taliban'ın son yıllarda yürürlüğe koyduğu yasa ve düzenlemeler, kadınların bireysel, toplumsal, eğitim ve ekonomik özgürlüklerini ciddi biçimde sınırlandırdı. Bu düzenlemeler yalnızca kadınların temel haklara erişimini kısıtlamakla kalmadı, aynı zamanda kadınların haklarını savunabilecekleri hukuki alanı da büyük ölçüde daralttı. Yargı sisteminin bağımsız olmadığı ve kadınların adalete eşit biçimde erişemediği bir ortamda ise hak ihlallerinin daha da artması kaçınılmazdır.

*Afganistanlı kadınların durumu uluslararası alanda sıkça gündeme gelmesine rağmen neden hala yaşamlarında somut bir değişim yaşanmadı?

Bir sorunun uluslararası alanda tanınması yalnızca ilk adımdır. Gerçek bir değişim için siyasi, hukuki ve fiili adımların atılması gerekir. İnsan hakları yalnızca dayanışma mesajları ya da açıklamalarla korunamaz; sürekli baskı kurulması, ihlallerden sorumlu kişilerin hesap vermesinin sağlanması ve mağdurların somut biçimde desteklenmesi gerekir. Bugün Afganistanlı kadınları büyük bir çelişkiyle karşı karşıyadır. Bir yandan dünya onların durumunu konuşuyor, diğer yandan üzerlerindeki kısıtlamalar her geçen gün daha da ağırlaşıyor. Bu nedenle birçok kadın, uluslararası hukukta tanınan haklarının neden etkili ve somut biçimde korunmadığını sorguluyor.

*Adaletin sağlanması için uluslararası toplum ve uluslararası kuruluşlar hangi adımları atabilir?

Uluslararası toplum artık sözlü kınamalarla yetinmemeli, elindeki hukuki ve siyasi mekanizmaları etkin biçimde kullanmalıdır. Uluslararası yargı süreçlerinin desteklenmesi, insan hakları ihlallerinin belgelenmesi, mağdurlara destek verilmesi, diplomatik baskının artırılması ve insan hakları ihlallerinde cezasızlık kültürünün normalleşmesinin önlenmesi bu adımlar arasında yer alıyor. Afganistanlı kadınlar için adalet yalnızca sorumluların cezalandırılması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda kadınların yeniden eğitim, çalışma, özgürce seçim yapma ve toplumsal yaşama katılma gibi temel haklarına kavuşabilecekleri koşulların oluşturulması anlamına geliyor. Sonuç olarak uluslararası toplumun önündeki asıl sınav, insan hakları ilkelerinin yalnızca belgelerde kalıp kalmayacağı ya da kadın hakları alanındaki en büyük krizlerden biri karşısında somut adımlar atıp atmayacağıdır.