Şam' da kentsel dönüşüm adı altında zorla göç dayatılıyor

Şam kırsalındaki Sumeriye mahallesinde geçici yönetim halka kentsel dönüşüm adı altında zorunlu göçü dayatıyor. Bu duruma tepki gösteren Süveydalı kadınlar, “Bu bir etnik ve mezhepsel soykırım politikasına benziyor” diyor.

ROCHELLE JUNİOR

Süveyda- Geçici Suriye yönetimi Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’ne bağlı Genel Konut Komisyonu tarafından yakın zamanda alınan resmi bir kararla, Şam kırsalındaki Sumeriye Mahallesi’ndeki evlerin boşaltılması için 72 saatlik bir süre tanındı. Bu karar, geçici Suriye yönetimi tarafından "gecekondu bölgelerinin kaldırılması ve kentsel olarak yeniden düzenlenmesi planı" kapsamında alındı.

Ancak sahada yaşananlar, "kentsel düzenlemeden" oldukça uzak. Tahliye süreci sırasında, kadınlara hakaretler edildi, erkekler dövüldü, bazı kişiler keyfi olarak tutuklandı ve tüm aileler zorla evlerinden çıkarıldı. İnsanlara kişisel eşyalarını alma izni verilmediği gibi, alternatif barınma imkânı da sunulmadı.

Saldırıların devamı

Yaşanan olay, özellikle benzer tehcir deneyimleri yaşayan Suriyeliler arasında büyük bir öfke yarattı. Süveyda halkı yaşananlara tepki göstererek yaşananların ülkede cihatçı Heyet Tahrir el-Şam'ın (HTŞ) geçici yönetime gelmesinden bu yana süregelen mezhepsel ve etnik ihlallerin devamı olduğunu belirtti. "Al Rayyan FM" sunucusu gazeteci Şirin Akbani, Sumeriye’deki son olaylara değinerek, bunun sadece Sumeriye halkını değil, benzer acıları yaşamış tüm Suriyelileri ilgilendirdiğini ifade etti. Şirin Akbani, “Sumeriye’de olanlar basit bir tahliye değildi; bu, aşağılayıcı bir zorla yerinden etme süreciydi. Hakaret, şiddet, tutuklamalarla birlikte gerçekleşti. Bu, gecekondu kaldırma projesi olamaz; bu, insanların mezhepsel aidiyetleri nedeniyle sistematik bir aşağılamaya tabi tutulmasıdır” dedi.

Yaşananların Süveyda’daki insanları da derinden etkilediğini söyleyen Şirin Akbani,
“Sumeriye’de olanları izlerken, Süveyda’daki görüntülerin tekrarlandığını hissettim. Ani tehcir, dolup taşan barınma merkezleri ve evlerde çıkarılamayan cenazeler. Bu, sadece yer değiştiriyor ama aynı trajedi tekrarlanıyor” diye konuştu.

‘Plan tek renkli bir devlet inşa etmek’

Şirin Akbani, halkla bu şekilde muamelenin en temel adalet ve insanlık kurallarıyla çeliştiğini ifade ederek “Hangi ülke olursa olsun, eğer yetkililer bir gecekonduyu tahliye etmek istese bile, insanlara en az bir ay süre tanınır ya da alternatif bir yer sağlanır” dedi. Yaşananların, mezhep temelli bir demografik değişim politikasıyla bağlantılı olduğunu düşünen Şirin Akbani, “HTŞ iktidarı devraldığından beri, kiliselere bombalı saldırılar, sahil bölgelerinde ve Ceramana ile Sahnaya’da mezhepsel saldırılar gördük. Ardından Süveyda, şimdi de Sumeriye. Plan açık: Tek renkli bir devlet inşa etmek, diğerlerinin aleyhine” şeklinde konuştu.

‘Bu bir soykırım politikası’

Şirin Akbani, yaşanan acılardan bir örnek olarak, sadece farklı bir mezhepten olduğu için evinden zorla çıkarılan bir kadının çocuğuyla birlikte sokakta yatmak zorunda kaldığını aktardı:
“Bu bize vaat edilen medeni devlet politikası değil, bu bir etnik ve mezhepsel soykırım politikasına benziyor. Suriyeliler artık sadece zulüm ve adaletsizlikle karşılaşıyor. Ülke ise giderek daha fazla bölünüyor, tehcir artıyor.”

Vaatlerden uzaklaşıldı

HTŞ’nin birçok bölgedeki iktidarı ele geçirmesinden sonra, geçici hükümet tarafından "Yeni Suriye", "Modern Sivil Devlet", "Adil ve eşitlikçi bir devlet", "Yeniden inşa", "yaşam koşullarını iyileştirme" ve "güvenlik ve istikrar sağlama" gibi bir dizi vaat dillendirildi. Ancak Sumeriye’de yaşananlar, bu vaatlerin tam tersi bir tablo ortaya koydu. Halkı korumak yerine, halk zorla yerinden edildi, aşağılandı, dövüldü ve tutuklandı.