‘İran’ın geleceğine halk karar verecek’

İran ile ABD arasında bir anlaşma olsa bile İran’da ekonomik, sosyal ve siyasi sorunların süreceğini belirten Jina Platformu üyesi Şahin Hüseyni, ülkenin geleceğine halkın karar vereceğini ve Kürtler için birliğin önemli olduğunu söyledi.

ŞEHLA MUHAMMEDİ

Haber Merkezi - Ortadoğu’da jeopolitik yeniden yapılanmalar ve küresel güçlerin yeni stratejileriyle birlikte rekabet, gerilim ve etki alanlarının yeniden şekillendiği bir süreç yaşanırken, Rojhilat Kürdistan bu gelişmelerin merkezlerinden biri haline geldi. Bu durum, bölgede kadınlar ve sivil hareketlerin rolünü daha da önemli hale getirdi. Kadın ittifaklarının oluşumu ise kadınların toplumsal ve siyasal alandaki konumunu yeniden tanımlama çabası olarak değerlendiriliyor.

Bu kapsamda, İran Kürdistan Demokratik Kadınlar Birliği Genel Sekreter Yardımcısı ve Jina Platformu üyesi Şahin Hüseyni ile Rojhilat Kürdistan-Jina Kadın Koalisyonu, siyasi tutuklulara yönelik artan infazlar ve İran-ABD arasındaki müzakere süreci ve sonuçları hakkında konuştuk.

*Rojhilat Kürdistan Kadınları Platformu–Jina hangi amaçla ve hangi koşullar altında kuruldu? Platformun temel siyasi ve sosyal hedefleri ile gelecek perspektifleri nelerdir?

Feminist hareket, Avrupa’daki işçi hareketi ve ‘Jin, jiyan, azadî’ hareketi dahil olmak üzere dünya tarihinde birçok mücadele örneğine rastlanmaktadır. ‘Jin, jiyan, azadî’ hareketi de, İran’ın Tahran kentinde güvenlik güçleri tarafından katledilen Jina Mahsa Emini’nin ölümünden sonra kadın-erkek fark etmeksizin bugün tüm dünyada yankı bulmuştur. Bu hareketlerin, kadınların ve hak arayışında olanların dayanışması ve birliğiyle ortaya çıktığı ve önemli sonuçlar elde ettiği görülmektedir. Bu yaklaşım, bizi cinsiyet eşitliğini sağlamak, kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığı ortadan kaldırmak ve Rojhilat Kürdistan’daki kadınlar için daha güçlü bir gelecek inşa etmek için çalışmaya yönlendirmektedir. Bu gelecek, kadınların siyasal ve toplumsal yaşamda, özellikle de karar mekanizmalarında hak ettikleri konuma ulaşmalarını hedeflemektedir.

Bu doğrultuda Jina Platformu kuruldu. Rojhilat’ta faaliyet yürüten beş kadın örgütü — Kürdistan Kadın Özgürlük Örgütü (Nîna), Kürt Kadının Ufku (Komala Kadın Örgütü), İran Kürdistanı Kadın Mücadele Örgütü, İran Kürdistanı Demokratik Kadınlar Birliği ve Rojhilat Kürdistan Özgür Kadın Topluluğu (KJAR) – ‘Rojhilat Kürdistan Kadınları Platformu–Jina’ çatısı altında bir araya geldi. Platform, yüz yüze ve çevrimiçi olarak yürütülen sürekli toplantıların sonucunda oluşturuldu ve 30 Nisan 2026’da sivil ve ulusal bir çatı yapı olarak ilan edildi.

Platformun en önemli özelliği, farklı ideolojilere, görüşlere ve örgütsel yapılara rağmen hem ulusal mücadele hem de kadınlara yönelik cinsiyet temelli eşitsizliklere karşı ortak bir zeminde hareket etmesidir. Jina Platformu’nun temel hedefi, kadınların ulusal gücünü ve kapasitesini birleştirmek ve toplumdaki konumlarını güçlendirmektir. Platformun manifestosu, ‘Vatanın özgürlüğü kadınların özgürlüğüne bağlıdır’ ilkesine dayanmaktadır. Ayrıca, platformun ilke ve hedeflerini kabul eden her birey, kurum veya örgüt bu yapıya katılabilmektedir.

Kürt partileri arasında ortaya çıkan dayanışma ve birlik önemli ve takdire şayandır. Bu birlik, Kürt toplumunun uzun süredir talep ettiği bir gereklilikti ve Rojhilat Kürdistan halkının çıkarları doğrultusunda şekillenmiştir. Siyasi partiler bünyesindeki kadın örgütlerinin oluşturduğu platform da bu ihtiyaçtan doğmuştur; bu çabanın merkezinde Kürt kadınları yer almaktadır. Jina Platformu’nun hedeflerinden biri de partiler arası bu dayanışmayı güçlendirmek ve pekiştirmektir. Biz Kürt kadın direnişçiler, özgürlük ve eşitlik mücadelesini kendi partilerimizle birlikte sürdürebilir ve ortak bir zeminde hareket edebiliriz.

Bizim değerlendirmemize göre bu dayanışma, İran İslam Cumhuriyeti yetkilileri arasında korku ve endişe yaratmıştır. Bu nedenle hükümet, Rojhilat Kürdistan’daki siyasi partileri diğer bölgelere kıyasla daha fazla hedef almaktadır. İran İslam Cumhuriyeti’nin en çok çekindiği şey, Rojhilat Kürdistan’daki siyasi partiler arasındaki kararlılık ve dayanışmadır. Bu durum, Rojhilat Kürdistan’daki protestolara yönelik yaklaşımda da görülmektedir. Ocak protestoları da dahil olmak üzere birçok eylemde yaşamını yitirenlerin önemli bir kısmı Kirmanşan, İlam ve Malekşahi gibi Rojhilat kentlerinden olmuştur.

*Siyasi tutuklulara yönelik infazların, özellikle Rojhilat Kürdistan’daki mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Rojhilat Kürdistan son yıllarda neden baskı ve infazların yoğunlaştığı bölgelerden biri haline geldi?

Ne yazık ki özellikle Rojhilat Kürdistan’da katliamlar ve infazlar her geçen gün artmaktadır. İran İslam Cumhuriyeti’nin bu bölgede kontrolünü artırmayı hedeflediği görülmektedir. Bu koşullarda insanlar ne evlerinde ne de sokaklarda güvende hissetmekte, temel haklarını talep etmek bile ciddi riskler doğurmaktadır. Sivil taleplerini ve vatandaşlık haklarını savunmaya çalışanlar baskı, tutuklama ve hapis cezalarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Bu nedenle sivil ve siyasi örgütlerin, bu kesimlerin sesi olması ve hak ihlallerinin görünmez kalmasına izin vermemesi gerekmektedir.

Aynı şekilde siyasi ve sivil aktivistlerin, tutukluların sesini insan hakları örgütlerine taşımaları, kampanyalar yürütmeleri ve dijital medyada destekleyici çalışmalar yapmaları önemli bir rol oynayabilir. Bu tüm imkanlar, baskıya karşı mücadelede ve sivil taleplerin desteklenmesinde güçlü bir araç haline getirilebilir. İran İslam Cumhuriyeti, muhalifleri öldürme, işkence etme ve hapse atma yoluyla bastırmakta ve kendisine karşı çıkan her sesi susturmaya çalışmaktadır.

*İran ve ABD arasındaki müzakereleri hangi çerçevede değerlendiriyorsunuz ve bu müzakerelerin İran toplumu ile özellikle Kürtler üzerindeki olası sonuçları nelerdir?

İran, ABD ve İsrail arasında yaşanan gerilim ve çatışma süreci, İran içindeki halk açısından doğrudan bir fayda üretmemektedir. Müzakerelerin yeniden gündeme gelmesi ise daha çok zaman kazanma ve mevcut krizleri yönetme çabası olarak görülüyor. Bu çerçevede sürecin, küresel güç rekabeti, karşılıklı ültimatomlar ve bölgesel gelişmelerle doğrudan bağlantılı. Bu tür ültimatomların ise savaş riskini yeniden artırabileceği ve İran’ın geleceği açısından ciddi tehditler oluşturabilecek bir süreci devam ettirebileceği yönünde.

Ayrıca bugüne kadar taraflar arasında karşılıklı tehditler, açıklama savaşları ve zaman zaman yalanlamalar yaşandığı, üçüncü tarafların arabuluculuğuna rağmen kalıcı bir anlaşmaya varmanın zor olduğu görülmektedir. İran yönetiminin ABD ile doğrudan görüşme konusunda isteksiz tutumu da sürecin en önemli sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Bunun yanında nükleer dosya ve Hürmüz Boğazı gibi stratejik başlıklar da gündemin önemli parçalarıdır. İran’ın yıllardır süren karşıt söylemi ve ‘ABD’ye ölüm’ sloganı ise güven inşası sürecinde ciddi bir kriz alanı olarak görülmektedir.

İktidar yapısı içinde de anlaşmazlık ve bölünme işaretleri var. İran İslam Cumhuriyeti liderine yakın bazı güçler herhangi bir anlaşmayı rejimin ideallerine aykırı görürken, Devrim Muhafızları’na bağlı bazı yapılar ise böyle bir anlaşma üzerinden rejimin devamını sağlamaya çalışıyor. Aynı zamanda işsizlik, enflasyon, yolsuzluk ve geçim sıkıntısı gibi ekonomik sorunlar geniş kesimlerin hayatını doğrudan etkiliyor. Hapishaneler siyasi ve sivil aktivistlerle dolu ve güvenlik ortamı toplumun üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor.

İran ile ABD arasında bir anlaşma yapılsa bile, İran toplumunun derin ekonomik, sosyal ve siyasi sorunlarla karşı karşıya kalmaya devam edeceğini düşünüyoruz. Ülkenin geleceğine eninde sonunda halkın karar vereceğine inanıyoruz. Kürtler de dayanışmayı ve birliği koruyarak, sivil, kimlik ve siyasi mücadelelerini sürdürmelidir. Böylece demokratik bir gelecekte haklarını güvence altına almalıdır.