İran’da hükümet politikaları milyonlarca öğrencinin geleceğini tehdit ediyor

Yoksulluk, savaş ve hükümet politikaları, İran'ın eğitim sistemini en derin krizlerinden birine sürükledi. Bu kriz, okuldan ayrılma ve eğitim eşitsizliğinin ötesine geçerek milyonlarca öğrencinin geleceğini etkiledi.

SARA POURKHEZARİ

Kirmanşan - Gelişmiş ülkelerde, yaygın olarak dikkat çeken ilk ve en temel alanlardan biri eğitim sistemidir. Bu ülkelerdeki hükümetler ve sivil toplum kuruluşları, eğitim yatırımının doğrudan ekonomik büyüme, sosyal kalkınma ve vatandaşların yaşam kalitesinde artışla bağlantılı olduğuna inandıkları için, mali, insan ve araştırma kaynaklarının önemli bir bölümünü eğitim kalitesini iyileştirmeye ayırırlar. Bu nedenle, eğitimle ilgili karar alma süreçlerinde hassasiyet ve doğruluk çok yüksektir ve herhangi bir değişiklik veya düzeltme genellikle uzman incelemeleri, uzun vadeli çalışmalar ve uzmanların geniş katılımından sonra yapılır.

Ancak İran'da eğitim sisteminin durumu farklı olmuştur. Mevcut zorlukların ve zayıflıkların çoğu sadece kaynak eksikliğinden veya yönetim hatalarından kaynaklanmıyor, aynı zamanda yıllar içinde bu alana dayatılan kasıtlı ve yapısal kararlardan da kaynaklanıyor. Genellikle siyasi ve ideolojik amaçlarla alınan bu kararlar, eğitimin kalkınma odaklı yolundan sapmasına ve güç yapılarının yeniden üretilmesi için bir araç haline gelmesine neden oldu. Sonuç olarak, eğitimin kalitesi ve yeni nesillerin yetişmesi için bilimsel kurumların bağımsızlığı ciddi şekilde sekteye uğradı.

3 bin öğrenci eğitimin dışında kaldı

Geçtiğimiz yıllarda İran'da eğitim sorunu büyük ölçüde göz ardı edildi. Yüksek okul bırakma oranları, öğretmen açığı ve standart okulların eksikliği, ülkenin eğitim sisteminde derin ve kronik bir krize işaret ediyor. Ancak son aylarda ve savaşın patlak vermesiyle bu kriz her zamankinden daha belirgin hale geldi ve eğitim sistemi, önceki aksamalara ek olarak, pratikte birçok alanda ciddi şekilde aksadı veya felç oldu. Hükümete yakın resmi kurumların verilerine göre Kirmanşan’da yaklaşık 3 bin öğrenci eğitim dışında kaldı. İnsan hakları kuruluşları ise gerçek sayının yaklaşık 4 bin olduğunu belirtiyor. Bu rakamlar sadece son aylardaki durumu değil, çeşitli nedenlerle eğitim döngüsünden zaten dışlanmış öğrencilerin durumunu da yansıtıyor.

İnternet kesintileri eğitime erişimi engelledi

Ancak bu istatistikler, savaş koşullarının etkisiyle son aylarda daha geniş boyutlar kazanan kritik bir durumu açıkça gösteriyor. Bu dönemde birçok eğitim dersi İran'ın Shad uygulaması platformunda yapılıyordu. Bu nedenle, internetin yaygın olarak kesintiye uğraması ve bozulması, çok sayıda öğrencinin eğitime erişimini fiilen engelledi. Bu soruna ek olarak, eğitim uygulamalarının yüklenmesi için cep telefonları ve akıllı cihazların fiyatlarındaki ani artış da aileler üzerinde ek baskı oluşturdu ve birçoğu artık çocuklarının Shad'ı kullanması ve eğitimlerine devam etmesi için gerekli imkanları karşılayamıyor.

Bu nedenle, mevcut yoksulluk nedeniyle öğrencilerin eğitim görmesini engelliyorlar ve bu öğrenciler çalışma hayatına girmeye zorlanıyor. Ancak öğrenciler üzerindeki baskı yukarıda belirtilen durumlarla sınırlı kalmıyor. Son haftalarda, hükümetin giriş sınavlarındaki politikaları, birçok öğrencinin geleceğine zarar veren açık bir ayrımcılığa yol açmıştır. Bu nedenle Kirmanşan, Birjand ve Tahran gibi çeşitli şehirlerde çok sayıda öğrenci ve üniversite giriş sınavı adayı, ayrımcılık ve uygulamalara karşı protesto gösterileri düzenledi. Göstericiler, “Korkmayın, korkmayın, hepimiz bir aradayız” sloganlarıyla tepkilerini dile getirdi.

İran İslam Cumhuriyeti’nin geçmiş uygulamaları dikkate alındığında, bu tür gösterilerin güvenlik güçleri tarafından sert şekilde bastırılabileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Bu çerçevede eğitim alanında yaşanan sorunların yalnızca geçici aksaklıklar olmadığı, aksine eğitimdeki eşitsizliğin derinleştiği ve çocuklar ile gençlerin temel eğitim hakkına erişiminin giderek daha fazla kısıtlandığı ifade ediliyor. Ayrıca bu tabloya, iktidarın sürdürülmesine yönelik politikaların da etkili olduğu yorumları yapılıyor.

‘Devlet okullarında eğitim kalitesi düşük’

Konu hakkında ajansımıza konuşan çocuk hakları savunucusu Samira Gha, şu ifadelerde bulundu:

"Devlet okullarındaki eğitim kalitesinin çok düşük olması, birçok ailenin çocuklarına daha iyi bir eğitim sağlamak umuduyla özel okullara yönelmesine neden oldu. Ancak bu okullar da milyonlarca liralık ücretleri ve harçları nedeniyle zenginler için özel bir alan haline geldi ve sonuç olarak dezavantajlı öğrenciler aynı devlet okullarında kalmaya zorlanıyor. Oysa birçok devlet okulunda eğitim kalitesi en düşük seviyede. Örneğin, 12 metrekarelik bir sınıfta 30'dan fazla öğrenci bulunuyor ve birçok sınıf da uzman olmayan öğretmenler tarafından yönetiliyor. Bu tür koşullar sadece öğrenme kalitesini ciddi şekilde düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda çok sayıda çocuğu büyüme ve gelişme fırsatından mahrum bırakıyor.

Öte yandan, Shad programının başlatılmasıyla eğitim ortamı elektronik ve internet tabanlı alana daha bağımlı hale geldi; bu bağımlılık ise İran'da internete istikrarlı ve eşit erişimin ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğu bir durumda oluştu. Bu şekilde, dezavantajlı öğrenciler dijital olanaklar, düzgün internet erişimi veya akıllı cihazlar gibi imkanlardan yoksun olanlar, etkili eğitim döngüsünden diğerlerinden daha fazla dışlanmıştır. Kısaca özetlemek gerekirse, İran'da eğitim, ciddi ve endişe verici bir kalite düşüşüyle karşı karşıyadır; bu düşüş devam ederse, topluma, diploma sahibi olsalar da yeterli temel beceri ve bilgiye sahip olmayan bir nesil öğrenci kazandırabilir.”

Öğrenciler kriz zamanlarında bastırılabilen unsurlar olarak görülüyor

İran'daki okullar ve eğitim sistemi, ülkenin geleceğinde etkili ve yapıcı bir rol oynamakla kalmıyor, aynı zamanda hükümetin bakış açısından bazen sembolik mekanlara ve araçlara indirgeniyor; gerektiğinde birincil işlevlerini kaybedip eğitim dışı amaçlarla kullanılan, önceliğin eğitim değil, siyasi, güvenlik ve kontrol hususlarına verildiği mekanlar haline geliyor. Bu bağlamda, eğitim ve güvenlik hakkına sahip çocuklar olarak görülmek yerine, öğrenciler bazen belirli koşullar altında istismar edilebilecek bir nüfus olarak görülüyor. Bu görüş, en uç ve endişe verici biçiminde, öğrencilerin büyüyen insan varlıkları değil, kriz zamanlarında kontrol edilebilen, bastırılabilen veya insan kalkanı olarak feda edilebilen unsurlar olduğunu düşünmeye kadar varıyor.

Bu konuyu daha iyi anlamak için, son birkaç aya ve özellikle Ocak ayındaki olaylara geri dönmemiz gerekiyor. O zamanlar, sokaklara dökülenlerin önemli bir kısmı, seslerinin duyulmasını isteyen, taleplerinin şiddet ve kurşunlarla karşılanmasını istemeyen öğrencilerdi. Ancak hükümetin onlara yaklaşımı, dinleme ve yanıt verme üzerine değil, baskı, yıldırma ve ortadan kaldırma üzerineydi. Hükümetin bu öğrencilerin protestolarda rol oynamasından duyduğu korku, şiddet ve acımasız bir yaklaşıma yol açtı; bu yaklaşımda birçok öğrenci hayatını kaybetti ve diğer birçok öğrenci tehdit, baskı ve zorlamaya maruz kaldı. Bu durumu daha da korkunç kılan şey, protestolar ve savaşın başlamasının ardından, bu gençlerin ve öğrencilerin bir kısmının hükümet tarafından kontrol noktaları gibi yerlere yerleştirilmeye zorlanması, burada askeri ve güvenlik güçlerinin daha güvenli bir alanda konuşlanabilmesi için insan kalkanı olarak kullanılmalarıdır. Başka bir deyişle, eğitim sisteminin ve sorumlu kurumların tam desteği altında olması gereken öğrenciler, baskıcı politikaların doğrudan kurbanı oldular.

Okullar geçici askeri üsler haline geldi

Ancak hikaye burada bitmiyor. 11 Ocak olayları sırasında, bazı okullar asıl işlevlerinden ve eğitimsel niteliklerinden uzaklaştırılarak baskıcı güçlerin, güvenlik teçhizatının ve hükümetin baskı mekanizmasının konuşlandırıldığı yerler haline geldi. Kirmaşan'daki görgü tanıklarına göre, bazı durumlarda tutuklular bile önce bu okullara, yani baskıcı güçler için geçici üsler haline gelen okullara nakledildi ve oradan da gözaltı merkezlerine ve hapishanelere gönderildi. Bu korkunç dönüşüm, okulların eğitim ve gelişim için güvenli sığınaklar olmak yerine, iktidar yapısında kontrol ve baskı aracı haline nasıl gelebileceğini göstermektedir.

Bu olayların toplamı, hükümetin gözünde okulun ve öğrencinin durumuna dair net bir tablo ortaya koymaktadır. Bu bakış açısına göre, okul artık sadece bir eğitim kurumu değil, kritik durumlarda anlamından ve temel işlevinden arındırılabilen, siyasi ve güvenlik hedeflerine hizmet edebilen bir mekandır. Ayrıca, öğrenci eğitim, güvenlik ve insanlık onuruna sahip bir çocuk olarak değil, bazen baskı altına alınabilen, bastırılabilen veya iktidar denklemlerinde kurban edilebilen savunmasız bir unsur olarak görülmektedir. Bu gerçeklik, İran İslam Cumhuriyeti'nin mevcut yapısında eğitimin gerçek anlamının çöküşünün en acı işaretlerinden biridir.

Birçok öğrenci zulme, sürgüne maruz kaldı

Ancak, diktatörlük rejimlerinde, eğitim ve öğretimi mümkün olan en düşük değere indirgemek yaygın ve anlamlı bir uygulamadır. Bu tür hükümetler, bağımsız eğitimin, eleştirel düşünmenin ve kamuoyunun bilinçlenmesinin otoritelerinin temellerini sarsabileceğinin farkındadır; bu nedenle, ya eğitim kurumlarını zayıflatırlar ya da onları ideolojik ve güvenlik araçlarına dönüştürmeye çalışırlar. Kamboçya'daki Kızıl Khmer rejimi sırasında bu yaklaşım, çıplak ve felaket bir biçimde görüldü. Bağımsız eğitime, bilimsel kurumların varlığına, toplumun eğitimli ve okuryazar kesimine karşıydılar. Yönetimleri sırasında okullar, üniversiteler ve bilim merkezleri kapatıldı veya yıkıldı. Birçok öğretmen, öğrenci ve okuryazar birey zulme, sürgüne, zorunlu çalışmaya veya idam edilmeye maruz kaldı.

Kızıl Khmer ideolojisi, tamamen kırsal, elit karşıtı ve tek tip bir topluma dönüşe dayanıyordu ve bu nedenle, örgün eğitimi ve bilgiyi siyasi projelerine ve egemenliklerine doğrudan bir tehdit olarak gördüler. Bu tarihi deneyimle karşılaştırıldığında, İran İslam Cumhuriyeti'nin öğrencilere bakış açısında benzerlikler görebiliriz; bu bakış açısı genellikle şüphe, kontrol ve baskıyla birlikte gelir. Elbette, bu iki deneyim tarih, ideoloji ve şiddet boyutları açısından aynı değildir ve aceleci bir birleştirmeden kaçınılmalıdır. Bununla birlikte, öğrencilerin durumuna odaklanan bu makalenin konusu çerçevesinde, İran'daki öğrencilerin de ciddi tehditlere maruz kaldığı söylenebilir. Eğitimin statüsünü itibarsızlaştırmakla başlayan ve siyasi krizlerde baskıya, ortadan kaldırmaya, güvenliklerini ve yaşamlarını tehlikeye atmaya yol açabilen tehditler söz konusudur. Daha açık ifadeyle, bir hükümet eğitimi bir hak olarak değil de bir tehdit olarak gördüğünde, okul da asıl anlamından yoksun kalır. Böyle bir durumda, öğrenci artık sadece öğrenen bir çocuk veya genç değil, kontrol ve baskının nesnesi haline gelir. İşte bu, İran'daki öğrencilerin durumuyla ilgili endişeleri ciddi ve endişe verici bir konu haline getirmiştir.

Ancak nihayetinde, tüm bu ayrımcılığın, tesis eksikliğinin, ihmalin, baskının ve öğrencilere dayatılan hayal kırıklığının sonucu, çocukluk hayallerinin erken yıkımından başka bir şey değildir. Güvenlik, barış ve eşit fırsatlar içinde büyümesi gereken çocuklar, hayatlarının en başından itibaren yoksunluk, korku ve baskıyla karşı karşıya kalırken, parlak bir gelecek inşa etme fırsatını bulmadan önce eşitsizliğin ağır yükünü taşırlar. Bu durumun sonucu olarak, eğitim alıp okula gitmek yerine yoksulluk ve baskı altında yaşayan, eğitim hakkı için sokaklara dökülüp protesto etmek zorunda kalan veya birçoğu sırt çantalarıyla sınıfa değil, hak ettikleri paya sahip olmadıkları topraklarda hayatta kalmak için eşyalarını satmak üzere sokaklara çıkan ya da eğitim ve öğretim hakları için mücadele eden bir nesil çocuk ve genç ortaya çıkmaktadır.