‘Êzidîlerin birliğiyle demokratik entegrasyon gerçekleşecek’

Şengal’deki ‘Soykırım ve Demokratik Entegrasyon’ konferansı sona erdi. Konferansta, fermanın toplum üzerindeki derin etkileri ve adalet arayışı ele alınırken, katılımcılar, Êzidîlerin birliğiyle demokratik entegrasyonun sağlanabileceğinin altını çizdi.

Şengal- Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi’nin öncülüğünde “Soykırım ve Demokratik Entegrasyon” sloganıyla gerçekleştirilen konferansın ikinci bölümünde 2014 soykırımı ve adalet arayışı konusu tartışıldı. Uluslararası Soykırım Hukuku ve Irak’ın Roma Statüsü’ne katılmama nedenleri, Kürdistan Parlamentosu Enfal ve Soykırım İşleri Danışmanı Nasır Kirêt tarafından anlatıldı.

Nasır Kirêt şöyle dedi: “Soykırım suçu uluslararası bir suçtur. Êzidî aktivistler durmamalı, Êzidî toplumunun davasını uluslararası alanda başarıya ulaştırmalıdır.”

Yine toplu mezarların durumu, IŞİD’in vahşet belgeleri ve mağdur ailelerin hakları, İnsan Hakları Petrichor Örgütü Başkanı Xeyrî Elî İbrahîm tarafından ele alındı. IŞİD’in elinden kurtulan Sufyan Salih de konferansa katılarak örgütün vahşi eylemleri hakkında konuştu.

‘2014 Fermanı Êzidî toplumunun psikolojisi üzerinde olumsuz etki yarattı’

2014 soykırımı ve Êzidî toplumunun psikolojisi üzerindeki etkisi, Êzidî hakları gazeteci ve aktivisti Samya Şengalî tarafından katılımcılara değerlendirildi. Samya Şengalî konuşmasında fermanın yarattığı zorluk ve acılara dikkat çekerek şöyle devam etti:

“Tüm ailelerimiz fermanın acısını yaşadı. Bu durum insanların ruh halini olumsuz etkiliyor. Şengal’de ferman nedeniyle bu durum çok daha fazla. Dünyanın her yerinde intihar vakaları var ancak Şengal’de ferman sonrası intiharlar arttı. Ferman intiharların önünü açtı. Yine her bir ailemiz ayrı bir yerde. Bu da kişilikler üzerinde olumsuz etki yaratıyor. Irak hükümeti de fermandan kurtulanlarla ilgilenmedi. Bugüne kadar Şengal’de ferman acısının etkisi canlılığını koruyor. Toplumumuza saldıran çeteler sadece fiziksel yok etme ile yetinmedi, aynı zamanda Êzidî kültürüne ve inancına da saldırdı.”

Konuşmasına devam eden Samya Şengalî şunları söyledi:

“Êzidîlerin öz değerlerini biz kendimiz koruyabiliriz. Kutsal mekanlarımızı koruyacağız. Eğer Êzidî toplumunun yerine başka bir toplum böyle ağır bir fermanla karşı karşıya kalsaydı, Êzidî toplumu gibi direnebileceğine ve ayakta kalabileceğine inanmıyorum. Siyasette güçlü olmazsak haklarımızı da elde edemeyiz. Êzidî toplumu olarak karşılaştığımız her türlü fermana karşı tarihi bir direniş sergiledik.”

Bu panelin sonunda, iç ihmal ile uluslararası tanınma arasında kalan Êzidî soykırımı konusunda hukukçu Xelef Qasim değerlendirmesini sundu. Değerlendirmelerin ardından katılımcıların sorularına yanıtlar verildi.

Ardından İmralı Sekreteryası’ndan Veysî Aktaş’ın mesajı video aracılığıyla yayınlandı.

‘Êzidîler demokratik entegrasyonla varlıklarını koruyabilir’

İmralı Sekreteryası üyesi Veysî Aktaş mesajında Êzidî halkına karşı gerçekleştirilen soykırımlara dikkat çekerek şöyle dedi: ““Êzidî toplumu bugün kendi kimliğiyle var olma talebinde bulunuyor. Bu talep aynı zamanda tüm halkların; özellikle de barış ve huzur içinde yaşamak isteyen halkların talebidir. Halkların ve inançların geleceğinin, demokratik entegrasyon çabalarının başarıya ulaşmasıyla mümkün olabileceği bilinmelidir. Karşı karşıya kaldıkları soykırım ve tarihsel travmalar, demokratik entegrasyon için önemli bir zemin hazırlamaktadır. Bu kimliğin Irak’ta demokratik bir temel üzerinde bütünleşmesi önemli ve büyük bir adımdır. Bugün mesele yalnızca geçmişin acılarını hatırlamak değildir; aksine mesele, demokratik bir çerçevede demokratik bir geleceği yeniden inşa etmektir.”

Veysî Aktaş demokratik entegrasyonun önemine değinerek şöyle devam etti:

“Entegrasyon, toplumsal direnişin devleti demokratikleştiren kalıcı bir güce dönüşmesidir. Bu temelde demokratik entegrasyon, Êzidîler için devletle bütünleşmek anlamına gelmez; aksine soykırımla karşı karşıya kalmış bir toplumun kendi öz gücüyle devleti yeni bir hukuki, siyasi yapı ve toplumsal sözleşme oluşturmaya zorlamasıdır. Irak’ta Êzidîler açısından demokratik entegrasyon; mezhepçi anlayışları, ataerkil yapıları ve ulus-devlet anlayışını aşarak, bunların yerine demokratik bir toplum inşa etmektir.

Demokratik entegrasyon için hukuki yasaların hazırlanması gerekir; Êzidîler açısından bu, Şengal ve geçmişte yaşanan diğer trajedilerin yeni anayasal sistemin kurucu unsurları hâline gelmesi anlamına gelir. Yani soykırım, yeni hukukun başlangıç noktası olacaktır. Adaletin inşa edilmesi bir şarttır; Êzidîlere yönelik soykırımlar tanınmalı, failler yargılanmalı ve toplumsal hafıza mekanizmaları oluşturulmalıdır. Bu nedenle Êzidîler için her şeyden önce toplumsal adalet gereklidir ve bu ancak demokratik entegrasyonla mümkündür. Bu alanda demokratik ulus perspektifine ve Êzidîlerin öz yönetimine ihtiyaç vardır.

Önder Apo, toplumsal özgürlüğün demokratik ulusun kurumsallaşması temelinde gerçekleşmesi gerektiğini; toplumun kendisini dinamik ve sürekli bir biçimde inşa etmesi gerektiğini ifade etmektedir. Demokratik entegrasyon için, ‘daha az devlet, daha fazla toplum’ ilkesini esas alan demokratik siyaset çizgisine ihtiyaç vardır. Êzidîlerin çoğunlukla yaşadığı Şengal’de komünlerin, meclislerin, kongrelerin ve kooperatiflerin inşa edilmesi çok önemlidir. Bu kurumlar, hem Irak merkezi devletiyle hem de Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile müzakere edebilecek bir yönetimin temeli olmalıdır. Yine hukuk alanında bir tanınma olmalıdır; Êzidî kimliği, yani inançları, kültürleri ve toplumsal örgütlenmeleri, anayasal hak ve özgürlükler çerçevesinde korunmalı ve değer görmelidir.”

Konferansın üçüncü bölümünde demokratik entegrasyon ele alındı. Bu bölümde Abdullah Öcalan Sosyal Bilimler Akademisi Şengal üyesi Kendal Şingalî ‘entegrasyon, devlet ve demokratik toplum’, Şengal Halk Meclisi Eşbaşkan Yardımcısı Besê Avesta ‘demokratik entegrasyonda kadının rolü’, Şengal Belediye Komünleri Eşbaşkanı Xwedêda Elyas ise ‘yerel demokrasi’ üzerine değerlendirmelerde bulundu.

Besê Avesta şöyle konuştu:

“Êzidî kadını Êzidî toplumunda kutsal bir yere sahiptir. Ancak fermanda Êzidî kadına özel ağır bir saldırı düzenlendi. Êzidî toplumunda kadının kutsal konumu, Êzidî kadına her türlü saldırının yapıldığı bir yere dönüştürüldü. Ancak bu yaklaşım Êzidilik kültürü değildir. Tüm kadınlar tanrıçadır. Bu tanımı kadınların bulunduğu her yere yapabiliriz. Toplum iki cinsle var olur. Bu toplum her iki cinsin birliğiyle varlığını oluşturur. Êzidî kadınların gücüyle YJŞ kuruldu. DAIŞ’in saldırılarına karşı Êzidî kadınları kendilerini savunmaya başladı ve Êzidî toplumunun intikamını aldı. Binlerce kadın kaybedildi. Kadın görünmez kılındı. Kadına küçümseyerek bakıldı. Ancak Êzidî kadını kimliğini ortaya çıkardı. Öncü kadınlar sayesinde kendi kimliğimizle ortaya çıktık. YJŞ ve YBŞ’nin gücüyle Êzidî toplumu mücadelesini büyüttü. Her türlü saldırıya karşı kendini ve toplumunu koruyor.”

PYD Eşbaşkanı Xerîb Hiso’nun mesajı da video aracılığıyla yayınlandı.

Xerîb Hiso konuşmasında şunlara değindi: “Êzidî toplumu devlet siyasetinden daha eskidir. Tarihi bir sisteme sahiptir. Êzidîlerin korunması sadece konuşmakla olmaz, korunmanın uygulanması ve destek verilmesi gerekir. Entegrasyon küçük bir şey değildir. İnsan haklarının, ulusal hakların inşası vazgeçilmezdir. Êzidî toplumu direnişiyle kendini kanıtlamıştır. Her türlü saldırıya karşı hâlâ güçlü bir iradeyle yaşam mücadelesini sürdürüyor.”

Konferans “Bijî Serok Apo”, “Jin Jiyan Azadî”, “Şehîd Namirin” sloganlarıyla sona erdi. Konferansın sonuç bildirgesi önümüzdeki günlerde paylaşılacak.