Taiz’de halk açlık ve ölümle karşı karşıya
Taiz’de ağır kuşatma nedeniyle derinleşen insani kriz, sivillerin yaşamını tehdit ediyor. Kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere halk temel ihtiyaçlara erişmekte zorlanırken, aktivistler kuşatmanın kaldırılması ve sivillerin korunması çağrısında bulundu.
RANİA ABDULLAH
Yemen - Yemen’in güneybatısında bulunan Taiz kenti, dört yıl süren kırılgan ateşkesin ardından son aylarda Husiler ile uluslararası alanda tanınan hükümet arasındaki çatışmaların en şiddetli cephelerinden biri haline geldi. Husilerin kenti kuşatarak güneye, Aden’e uzanan ana yolu kapatması, sivillerin yaşam koşullarını daha da ağırlaştırdı. Özellikle kadınlar ve çocuklar, bombardıman tehdidi altında temel hizmetlerden ve yaşamın en temel gereksinimlerinden yoksun kalırken, kentte insani felaket endişesi giderek büyüyor.
‘Savaşın ağır bedelini ödedik’
Dört çocuk annesi Saade Ali, gıda ve su kıtlığı ile gaz krizi nedeniyle çocuklarına yiyecek bulmakta zorlandığını belirterek, “Yıllardır süren savaşın ağır bedelini ödedik. Kentin her yönden kuşatılmasıyla birlikte şimdi gaz ve sebze bulmakta zorlanıyoruz, gıda ürünlerinin fiyatları da yükseldi. Kuşatmanın başlamasından bu yana yaşanan gaz krizi nedeniyle yemek pişirmek için odun ve bir miktar kuru ot kullanmak zorunda kalıyoruz” dedi.
‘Kadınlar son derece ağır koşullarda yaşıyor’
Günlük yaşamda yaşanan trajedinin boyutlarına dikkat çeken Erva Hacer, “Taiz’deki kuşatma boğucu. Bütün sokaklarda çöpler yığılmış durumda. Kent sakinleri Husilerin ateşi altında ölümle karşı karşıya kalıyor. Yerinden edilenler, özellikle de kadınlar, son derece ağır koşullarda yaşıyor. Binlerce aile, tamamlanmamış binalara, dükkanlara ya da insanca yaşamın en temel koşullarından yoksun konutlara sığınmak zorunda kaldı” ifadelerinde bulundu.
Hastaların ve bebeklerin yaşamları tehlikede
Taiz kentinin 20 gün boyunca tecrit edilmesi ve kuşatma altında tutulmasının ardından Birleşmiş Milletler, insani krizin felaket boyutuna ulaştığı uyarısında bulundu. Yardımların kente ulaştırılması imkansız hale gelirken halk, yaşamın en temel gereksinimlerinden mahrum bırakıldı. Yakıt kıtlığı ve yolların kapatılması nedeniyle su üretimi yarıya düştü, su fiyatları iki katına çıktı ve gaz tedariki durdu. Sağlık alanında ise 42 sağlık kuruluşu, oksijen ve ilaç stoklarının tükenmesi tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Bu durum, kuvözlerde bulunan 154 bebeğin yanı sıra annelerin, yoğun bakımda tedavi gören yüzlerce hastanın ve böbrek yetmezliği yaşayanların hayatını tehdit ediyor. Yerel yardım çalışmalarının ise zamanla yarışı sürüyor.
Uluslararası Göç Örgütü Sözcüsü Zoe Brennan, çatışmaların yeniden alevlenmesi nedeniyle 233 binden fazla kişinin yerinden edildiğini açıkladı. Bunların 121 binden fazlasının yalnızca Taiz’de bulunduğunu kaydeden Zoe Brennan, yerinden edilenlerin çoğunluğunu soğuk, güvensizlik ve temel ihtiyaç malzemelerinin yokluğuyla mücadele eden anneler ve çocukların oluşturduğuna dikkat çekti.
Acil yardım çağrısı
Taiz kentindeki ağır kuşatmaya ilişkin olarak kentteki kadın ve erkek aktivistler, örgütlere ve uluslararası topluma acil yardım çağrısında bulundu. Toplum aktivisti Ola Es-Sakkaf, ajansımıza yaptığı değerlendirmede, kentteki trajik insani koşullara ve halkın hayatta kalmak için her gün karşı karşıya kaldığı zorlukların giderek arttığına dikkat çekerek, “Petrol türevlerinin kente girişinin engellenmesi, ulaşımda neredeyse tam bir felce yol açtı. Yakıt fiyatlarının aşırı yükselmesi nedeniyle otobüsler sokaklardan çekildi. Bu durum, halkın hareketliliğini ve ulaşım olanaklarını doğrudan olumsuz etkiledi” diye belirtti.
Krizin yalnızca ulaşımla sınırlı olmadığını kaydeden Ola Es-Sakkaf, ‘Temel gıda maddelerinde de ciddi bir kıtlık yaşandı ve bu ürünlerin pazarlardaki miktarı giderek azaldı. Kentte ayrıca ciddi bir çevre ve sağlık krizi yaşanıyor. Yakıt yokluğu ve cephe hatlarına yakın ana döküm alanına güvenli biçimde ulaşmanın zorluğu nedeniyle çöplerin toplanması ve buraya taşınması mümkün olmuyor. Bu nedenle çöpler sokaklarda birikiyor” şeklinde konuştu.
‘Yaralanan ve yaşamını yitiren sivillerin sayısı artıyor’
Sağlık alanındaki yetersizliklere dikkat çeken toplum aktivisti Ola Es-Sakkaf, sözlerine şöyle devam etti:
“Sağlık kuruluşları, acil ihtiyaçları karşılama ve giderek artan hastalık vakalarıyla mücadele etme konusunda ciddi yetersizlik yaşıyor. Gelişigüzel bombardımanın sürmesi nedeniyle yaralanan ve yaşamını yitiren sivillerin sayısı da artıyor. Taiz’e uygulanan kuşatmanın devam etmesi, bir milyondan fazla insanı kaçınılmaz bir ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. Halk yalnızca devam eden bombardıman nedeniyle değil, yaşamın temel gereksinimlerinden mahrum bırakılması yüzünden de büyük bir tehditle karşı karşıya. Kadınlar ile çocuklar çatışma ve kuşatmanın giderek ağırlaşmasının en büyük yükünü taşıyor. Yaşanan insani trajedinin acı örnekleri açıkça görülüyor. Bunların en çarpıcılarından biri, kuşatma altındaki köylerden birinde bir annenin kızının cenazesini sırtında taşımasının kayda geçirilmesiydi.”
‘Hayatta kalmak zorlu bir mücadele’
İnsan hakları aktivisti Nura Hucayra, Taiz kentinin Husiler tarafından uygulanan ağır kuşatma nedeniyle “en acımasız tarihsel dönemlerinden birini yaşadığını” belirterek, “Kuşatma artık yalnızca geçiş noktalarının ve hayati yolların kapatılmasından ibaret değil, günlük yaşamın bütün kaynaklarını sistematik biçimde tüketen bir sürece dönüştü” dedi.
Yaşanan trajedinin boyutlarına dikkat çeken Nura Hucayra, “Gerilimin yeniden tırmanmasından önce de Taiz’de alım gücü çökmüş, fiyatlar yükselmişti. Bugün ise durum felaket boyutuna ulaştı. Yaşamın en temel gereksinimleri ortadan kalktı ya da dayanılması güç, fahiş fiyatlarla bulunabiliyor. Halkın gıda bulmak için tehlikeli yollardan geçmesini ‘ölüm yolculuğu’ olarak değerlendiriyoruz. Bu yolculuk zaman, para ve psikolojik açıdan büyük bir yük oluşturuyor. İnsanlar yalnızca ailelerinin açlığını giderebilmek için bütün günlerini zorlu bir mücadele içinde geçiriyor” ifadelerini kullandı.
Ola Es-Sakkaf ve Nura Hucayra’nın son mesajı, Taiz’e uygulanan kuşatmanın kaldırılması ve Husilerin sivillere yönelik tüm ihlallerinin ve şiddet eylemlerinin durdurulması için ciddi ve acil adımlar atılması oldu. İki aktivist, masum insanların hayatlarının kurtarılması, temel yaşam ihtiyaçlarına erişimlerinin sağlanması ve insanca yaşama haklarının güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.