Behar Munzir: Cezasızlık kadın katliamlarının artmasına neden oluyor
Güney Kürdistan’da kadın katliamlarının ve şüpheli ölümlerin arttığına dikkat çeken Behar Munzir, kadın katillerinin cezalandırılmamasının sorunun büyümesinde etkili olduğunu söyleyerek, davaları takip ederken ölüm tehditleri aldıklarını söyledi.
DERÎN RAHİM
Silêmanî - Güney Kürdistan Bölgesi’nde cinayetlerin çoğu ateşli silahlarla gerçekleştirilirken, bunların büyük bölümünde ruhsatsız silahlar kullanılıyor. Güney Kürdistan Bölgesi İçişleri Bakanlığı, 2022 yılının başında ruhsatsız silah taşınmasının yanı sıra kent ve ilçelerde silah alım satımının yasaklanması amacıyla bir yasa tasarısını parlamentoya sunmuş, tasarı, 1 Mart 2022’de Güney Kürdistan Parlamentosu tarafından kabul edilmişti.
Ancak yasanın yürürlüğe girmesine rağmen cinayet vakaları azalmadı, aksine arttı. Erkek egemen ve iktidarcı zihniyetin bir yansıması olarak kadın katliamları da farklı bahaneler ve gerekçelerle devam ediyor.
Kadın hakları aktivisti Behar Munzir, konuya ilişkin ajansımıza değerlendirmelerde bulundu.
Behar Munzir, kadın katliamlarının temel nedenlerinden birinin kadınların toplumdaki konumunun zayıf olması olduğunu belirtti. Kadını aşağılayan toplumsal geleneklerin yanı sıra din ve yönetim anlayışının da bu durum üzerinde etkili olduğunu ifade eden Behar Munzir, kadın ve erkek arasında eşit olmayan yasaların kadının konumunu daha da zayıflattığını söyledi. Kadın katillerinin cezalandırılmamasının da önemli nedenlerden biri olduğunu dile getiren Behar Munzir, bazı katillerin 15 ila 20 yıl hapis cezasına çarptırılmasına rağmen 7 yılın ardından genel aftan yararlandığını aktardı.
Kadın katliamları normalleştiriliyor
Behar Munzir, “1991’den sonra kadınların katledilmesi toplumda giderek normalleşti. Ateşli silahların evlerde kolayca bulunabilmesi de bu durumu daha da kolaylaştırıyor. Yasalarımız kadın ve erkek arasında eşit değil, kadınları aşağılıyor. Kadın katillerinin cezalandırılmaması da temel nedenlerden biri. Biz kadın katliamlarının karşısındayız ve her iki cinsiyetin de şiddetten uzak, güvenli bir toplumda yaşaması için çalışıyoruz. Bir ülkede yasalar varsa ve davalar adil bir şekilde yürütülüyorsa, kadınları katleden kişilerin cezalandırılarak cezaevine gönderilmesi gerekir. Mahkemelerde görülen birçok cinayet davasında her iki cinse yönelik yaklaşım arasında ciddi farklılıklar bulunduğunu görüyoruz” dedi.
Şüpheli ölümler ve isimsiz mezarlar
Yakıcı madde sonucu yaşanan şüpheli ölümlere dikkat çeken Behar Munzir, bu durumun Güney Kürdistan’da yaygınlaştığını söyledi. Resmi kurum ve örgütlere sunulmuş yeterli resmi istatistik bulunmadığını ifade eden Behar Munzir, kendi verilerini oluşturmak için çalışma yürüttüklerini söyledi. Yakıcı madde ile yaşanan şüpheli ölümlerin belirli bir kentle sınırlı kalmadığını dile getiren Bahar Munzir, bu durumun Güney Kürdistan Bölgesi’ndeki birçok kent ve ilçede görüldüğünü açıkladı. Behar Munzir, konuyu yalnızca kadın sorunları üzerine çalışan örgütler ile bazı gazetecilerin dikkat çektiğini aktardı.
Behar Munzir, “İsimsiz mezarlıkların bulunması da karşı karşıya olduğumuz önemli sorunlardan biri. Hiçbir kadın ismi olmadan, yalnızca belediye tarafından verilen bir numarayla gömülmemeli. Temel sorunlardan biri de aile içinde davanın takipçisi olacak kimsenin bulunmaması. Bazı kadın katliamı ve şüpheli ölümler ailelerin anlaşmasıyla kapatılıyor ve gizleniyor. Bazı dosyalar birkaç gün içinde sonuçlandırılıyor ve tıbbi rapor ‘intihar’ şeklinde düzenleniyor. İntihar olduğu kabul edilen vakalarda bile olayın arka planı araştırılmıyor” açıklamasında bulundu.
Behar Munzir, bu vakaların tamamının üzerinde çalıştıkları davalar arasında yer aldığını belirtti. Mahkemeye taşıdıkları davalarda karşılaştıkları en büyük sorunlardan birinin, dosyaların yeterince takip edilememesi olduğunu ifade eden Behar Munzir, ailelerin çoğu zaman kadın katliamı davalarının mümkün olan en kısa sürede kapatılmasını istediğini söyledi. Bazı davaların çok kısa sürede sonuçlandırıldığını yineleyen Behar Munzir, vakaların aile içinde konuşulmadan unutulmaya bırakılmasının da bu süreci etkilediğini kaydetti.
Kurumlara düşen sorumluluğu hatırlattı
Kurumların kadınları koruma konusunda büyük sorumluluk taşıdığını, ancak bu konuya yeterince önem verilmediğini altını çizen Behar Munzir, sözlerine şöyle devam etti:
“Kadınlar ve kız çocukları şiddetten kurtulmak istediğinde başvurabileceği ve güvenli bir yere ulaşmasını sağlayacak güçlü bir hizmet bulunmuyor. Medya da bu konuda kötü bir rol oynadı. Medyanın büyük bölümü erkek egemen bir zihniyetle hareket ediyor ve kadınları aşağılıyor. Kadınları aşağılayan ve bu yaklaşımı toplumda normalleştiren birçok açıklama ve program yayımlanıyor. Kadın aşağılandığında kadın katliamları ve şiddet de normalleşiyor. Çok eşlilik sürekli gündeme getiriliyor ve bunlar kadınların toplumdaki konumunu zayıflatıyor.
Kadın ve erkek arasındaki eşitlik konusunda çalışan bir medyamız olsaydı, bu toplumda değişim yaratabilirdi. Her gün medyada çok eşlilik ve kadınların aşağılanmasına ilişkin söylemlerle karşılaşıyoruz. Bazı çevreler kadınların haklarına sürekli karşı çıkıyor. Toplumda özgür kadınların olmasını istemiyor, kadınların kendi istedikleri biçimde yaşamasını ve Güney Kürdistan Bölgesi’nde onların yasaları ve gelenekleri çerçevesinde hareket etmesini istiyorlar. Oysa artık başka bir dönemdeyiz. Kadınlar özgür olmalı ve kendi yaşamları hakkında karar verebilmelidir. Bazı çevrelerin toplumu geriye götürmeye yönelik çabaları var.”
Kampanyayı büyütme çağrısı
Behar Munzir, geçtiğimiz dönemde başlattıkları kampanyanın yalnızca Silêmanî ile sınırlı kalmayıp Güney Kürdistan Bölgesi’ndeki tüm kent ve ilçelerde sürmesini istediklerini belirtti. Kampanyanın bir yıl boyunca devam etmesini ve 16 günlük şiddete karşı mücadele kampanyasıyla sınırlı tutulmamasını istediklerini ifade eden Behar Munzir, Dihok, Helebce, Hewlêr, Silêmanî ve çevre ilçelerden aktivistlerin de kampanyaya katıldığını söyledi. Kampanyanın geniş bir katılımla yürütülmesinin kendileri açısından önemli olduğunu kaydeden Behar Munzir, dijital medya ve saha çalışmaları aracılığıyla kentlerde kampanyaya dikkat çekmeyi amaçladıklarını aktardı. Katliamları, şüpheli ölümleri ve intiharları gündeme taşımanın önemli olduğunu sözlerine ekleyen Behar Munzir, hükümetin yayımladığı istatistikleri beklemekle yetinmediklerini ve 8 Mart Ağı bünyesinde kendi verilerini oluşturmak üzere bir ekibin çalışmaya başladığına dikkat çekti.
Behar Munzir, “Hükümetin 2024 yılı verilerinde 40 kadının katledildiği belirtiliyor. Ancak bu verileri dijital medyada yayımlanan bilgilerle karşılaştırdığımızda gerçek sayının çok daha yüksek olduğunu görüyoruz. 8 Mart Ağı olarak 2025 yılında 56 katliam vakası kaydettik. Bu sayıya yakma vakaları dahil değil. 2024 yılında Güney Kürdistan Bölgesi’nde 136 kadın yakıcı madde sonucu yaşamını yitirdi” şeklinde konuştu.
Yakıcı madde sonucu yaşanan kadın ölümlerinin kamuoyunda “intihar” olarak geçtiğini dile getiren Behar Munzir, bazı vakaların ise kamuoyunda eş ve aile bireyleri tarafından gerçekleştirildiğini belirtti. Silêmanî kentindeki Yanıklar Hastanesi önünde bu duruma dikkat çekmek amacıyla eylem yaptıklarını aktaran Behar Munzir, her gün çok sayıda yanık hastasının hastaneye götürülmesinden endişe duyduklarını ifade etti. Birçok kez erkeklerin eşlerini yaktığına tanık olduklarını belirten Behar Munzir, bu vakaların tümünün kadın katliamı kapsamında değerlendirildiğini kaydetti. Kadın katillerinin cezalandırılmamasının dünya genelinde olduğu gibi Güney Kürdistan Bölgesi’nde de önemli sorunlardan biri olduğunu aktaran Behar Munzir, davaları uzun süre takip ettiklerini ve bu nedenle çoğu zaman ölüm tehditleri aldıklarına dikkat çekti.