Ürdün’de kadın katliamları artıyor: Şiddet döngüsünü mücadeleyle kırmalıyız
Ürdün’de kadın katliamlarının arttığını belirten Atâf er-Ravdan, şiddet döngüsünü kırmanın yalnızca şiddet uygulayan kişiyle mücadele etmekten geçmediğini söyleyerek, kadınların kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olması gerektiğini kaydetti.
BERÂET EKREM
Ürdün - Ürdün’de kadın katliamlarına ilişkin veriler, kadınların maruz kaldığı şiddetin boyutunu ve toplumsal alandaki etkisini ortaya koyuyor. Kadınlar yalnızca yaşamlarını kaybetmiyor, katliam öncesinde de ağır şiddet ve baskıya maruz bırakılıyor. Bazı vakalarda kadınlar ağır fiziksel ve psikolojik şiddet nedeniyle yaşamlarını tehdit eden durumlarla karşı karşıya kalıyor. Kadınlara yönelik şiddetin farklı biçimlerde sürmesi, kadınların korunmasına yönelik yasal düzenlemelerin yanı sıra toplumsal farkındalığın ve etkin koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekliliğini de ortaya koyuyor.
Kadın haklarına karşı muhafazakar yaklaşım güçleniyor
Belad Radyosu Müdürü ve insan hakları aktivisti Atâf er-Ravdan, kadınların haklarına yönelik toplumsal baskının arttığını belirterek, insan hakları kurumlarının hedef alındığını ve kadınların haklarını savunan kişilerin “Batılılaşmak” ve dış gündemlere hizmet etmekle suçlandığını söyledi. CEDAW gibi uluslararası sözleşmelerin de toplumun parçalanmasına neden olduğu yönünde bir söylem geliştirildiğini aktaran Atâf er-Ravdan, ekonomik baskıların ve insan haklarına yönelik güven kaybının da bu süreci etkilediğini kaydetti. Atâf er-Ravdan, toplumda kadın haklarına karşı giderek daha sert bir muhafazakar yaklaşımın güçlendiğini ifade etti.
Toplumun kadınlara susmayı, şiddete katlanmayı ve olası sonuçlardan korkmayı öğrettiğini ifade eden Atâf er-Ravdan, zamanla büyüyen korkunun kadınları ekonomik ve sosyal bağımlılığa sürüklediğini söyledi. Atâf er-Ravdan, şiddet döngüsünü kırmanın yalnızca şiddet uygulayan kişiyle mücadele etmekten geçmediğini, kadınların bağımlılıktan kurtularak kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olması gerektiğini vurguladı.
‘Ekonomik özgürlük büyük önem taşıyor’
Atâf er-Ravdan, “Kadının miras hakkına sahip olması, ekonomik bağımsızlığını kazanması, kendi parasını ve kararlarını özgürce yönetebilmesi çok önemli. Kadın ekonomik olarak güçlendiğinde sesinin gücü ve toplumdaki yeri de güçlenir. Ekonomik güçlenme yalnızca paraya sahip olmak anlamına gelmiyor. Kadının güvenliği, onuru ve kendi yaşamı hakkında karar verebilmesi açısından da büyük önem taşıyor. Ekonomik bağımsızlık, kadını koruyan ve hem aile içinde hem de toplumda güçlendiren temel unsurlardan biridir” dedi.
‘Toplum kadınları suçluyor’
Araştırmacı gazetecilik ve toplumsal cinsiyet alanında 25 yıllık saha deneyimine sahip olan Atâf er-Ravdan, hafızasında yer eden vakaları anlatarak, toplumun şiddete maruz bırakılan kadınları yargılarken failler için gerekçeler ürettiğine dikkat çekti. Atâf er-Ravdan, “Bir gazetecinin karşılaşabileceği en ağır durumlardan biri, mağdurun iki kez yargılandığını görmesidir. Kadın önce fail tarafından, ardından toplum tarafından yargılanıyor. Çocuklarını korumaya çalıştığı için eşi tarafından şiddete maruz bırakılan Fatma’nın hikayesini hala hatırlıyorum. Şüphe bahanesiyle katledilen ve daha sonra yapılan soruşturmayla suçsuz olduğu ortaya çıkan mülteci bir kadının hikayesini de hatırlıyorum. Her iki olayda da toplum kadınları suçlayan ifadeler kullandı” diye belirtti.
Konuşmasının sonunda Atâf er-Ravdan, kadınlara yönelik şiddetin yalnızca fiziksel şiddetle sınırlı olmadığını, toplumsal bir boyutunun da bulunduğunu belirtti. Atâf er-Ravdan, “Rakamlar yalan söylemiyor ve acı bir gerçeği ortaya koyuyor. Bugün mücadelemiz yalnızca şiddetle mücadele etmekten ibaret değil. Kadını tüm hakları ve onuruyla bir insan olarak kabul etmeyen, bunu örtülü biçimde reddeden bir toplumsal anlayışla da karşı karşıyayız” sözlerine dikkat çekti.