Ayşegül Doğan: Yeni dönemin dili yeni sözlerle kurulmalı

DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, barış ve demokratikleşme sürecinde toplumun farklı kesimlerinin sürece dahil edilmesi gerektiğini belirterek, yeni dönemin kapsayıcı bir dil ve ortak yaşam anlayışıyla yürütülmesi çağrısı yaptı.

Ankara- Halkların Eşiklik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin ve partisinin Merkez Yürütme Kurulu toplantısının gündemine dair genel merkez binalarında basın toplantısı gerçekleştirdi.

Takip ve Değerlendirme Kurulunun 24 Ağustos’ta gerçekleştirdiği toplantıda kurduğu alt kurullara değinerek başlayan Ayşegül Doğan, bu kurulların önemli olmakla birlikte genişletilmesi gerektiğini ifade etti. Ayşegül Doğan, “Bu kurulların içinden geçtiğimiz tarihi sürecin ritmine uygun kapsayıcı ve eşgüdümlü bir şekilde çalışması bizim en büyük beklentilerimizden biri. Önümüzdeki dönemde bu kurullar nasıl çalışacak, kimlerden oluşacak, nasıl bir koordinasyon ve eş güdüm içerisinde çalışacaklar daha da netleşecektir. Elbette bunu yalnızca bürokratik bir işleyişe sıkıştırmamak gerekiyor. Barış ve demokrasi talebinden bahsediyoruz ve bu talebi gerçekleştirebilmekten bahsediyoruz. Türkiye'de bu konuda azımsanamayacak kadar çok büyük bir çaba var ve bu çabanın da bu kurullara akması gerekiyor. Daha somut ifade etmek gerekirse sivil toplumun katkısını almak, bu konuda çalışmış, deneyimi olan insanların yine bugüne kadar biriktirdiklerini o kurullara aktarabilmek için onların da bu sürecin takibini sağlayabilmelerinin olanaklarını oluşturmak gerekiyor. Toplumun farklı kesimlerini de bu kurulların içerisine dahil edebilecek mekanizmaların etkin bir biçimde devreye konulması iyi olur” dedi.  

‘Bu yeni dönemin dili yeni sözlerle yeni kelimelerle olmalı’

Ayşegül Doğan kök yasa uygulaması ve demokratikleşme sürecinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın rol ve pozisyonunda merak edildiğini dile getirerek, “Kritik bir konu. Sayın Öcalan'ın bu süreçte üstlendiği bu ağır ve tarihi sorumluluğu yürütebilecek imkânlara şartlara kavuşması. Bugüne kadar geçirdiğimiz tüm evreler niye kendisinin etkin bir şekilde kesintisiz iletişim koşullarına sahip bir şekilde bu sürecin içerisinde yer alması gerektiğini bize gösterdi. Yalnızca silahsızlanmanın koordinasyonu açısından değil, Sayın Öcalan’ın kendi sözleriyle ifade etmek gerekirse; Kürt-Türk tarihsel ittifakını ve birlikteliğini kalıcı bir hale getirmek için de bu sürecin içerisindeki pozisyonunun belirginleştirilmesi ve koordinasyonu sağlayabilecek bir hale getirmesi partimiz açısından oldukça kritik bir başka nokta. Yine Sayın Öcalan’ın kendi ifadesiyle sabırla bu yolu açmanın tarihi bir fırsat olduğunun bilincinde olarak basit dar ve geleceğe hizmet etmeyen yaklaşımları terk ederek hep birlikte ortak yaşamı örelim diyor. Biz de bunun altını önemle çiziyoruz. Bunun altını çizerken yine bir dil hatırlatması yapıyoruz. Bu yeni dönemin dili yeni sözlerle yeni kelimelerle olmalı” sözlerini kullandı.

‘Bu ülkenin insanları daha fazla ölüm istemiyor’

Kürdistan’da kurulan taziyelere değinen Ayşegül Doğan konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bugün barışı konuşurken geçmişin acılarını birbirinden ayırmadan birbirinin karşısına koymadan mukayese etmeden bu acıların nasıl ortak acılar olduğunu görmemiz gerekiyor. Bu hakikati ifade etmemiz gerekiyor. Tam da ülkeye dönüşlerin konuşulduğu bir zaman dilimindeyiz. Dün toplanan MYK’da bulunan pek çok insan taziye çadırlarından, yas evlerinden sıcağı sıcağına o masaya geldiler. Konuşmanın çok zor olduğu günlerden birini daha geçirdik. Ama en çok söz söylenmesi gereken günlerin de böylesi zamanlar olduğunu biliyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz. Hiç dönemeyecekler için taziyeler kuruldu. Binlerce insan günlerdir yas tutuyor. Yarım kalmış, tamamlanmamış yaslar bunlar. Ve 2015'te başarabilseydik 2015'te kalıcı bir barışın olanaklarını hukukla sağlam bir hale getirebilseydik bugün binlerce insanla vedalaşmak zorunda kalmazdık. Bu taziyelerde yeniden aynı hakikati gördük. Bu ülkenin insanları daha fazla ölüm, daha fazla acı, daha fazla kayıp, daha fazla kan, daha fazla gözyaşı istemiyor. Bu ülkenin insanları daha fazla annelerin ağlamasını istemiyor. Bu, bir klişe değil. Bu, çok kıymetli bir söz. Bu sözün kıymetini, değerini bilmek ve bu annelerin seslerini duymak gerekiyor. Annelerin birbirlerine ulaşmalarını da sağlamak gerekiyor. Çünkü gördüğümüz anneler; mezarsız ölülerine ağlayan anneler, evlatlarının mezar taşlarına ulaşmak isteyen anneler kemiklerini arayan anneler. Barış istiyorlar ve diyorlar ki başka hiçbir anne aynı acıyla sınanmasın. Hayatını kaybedenleri anmanın en sahici yolu yeni kayıpların yaşanmayacağı bir gelecek kurmak  ve bunu başarmaktır. Geçmişi unutmadan, yüzleşme cesaretini göstererek kurabilmeliyiz ortak geleceğimizi.

Suriye’deki entegrasyon süreci

Suriye'deki gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. Birbiriyle bağlantılı olarak da bazı gelişmeleri değerlendirmek gerekiyor. Türkiye eğer barışını sağlayabilirse de bunu kalıcı hale getirebilirse tüm bu gelişmeler Ortadoğu'da da bir modele dönüşebilir. Bugünlerde Suriye'de yaşananlar ülke tarihinin en önemli günleri. 25 Ağustos'ta Rojava bölgesinin, Suriye Kürtlerinin Suriye'nin geri kalanıyla bütünleşmesi için çok önemli bir eşik atlandı. Suriye'nin özgürleşmesinde ve bütün bölgenin IŞİD vahşetinden kurtulması için çok ağır bedeller ödeyen SDG, Suriye ordusunun bir parçası haline geldi. DEM Parti olarak Suriye'nin bu büyük adımları atma cesareti göstermesini sağlayan herkesi tebrik ediyoruz ve sorunların diyalog yoluyla çözülebilmesi için ortaya konan çabayı, gayreti çok önemli buluyoruz.

Neredeyse tüm hayatını cephelerde, çatışma alanlarında geçirmiş olan Mazlum Abdi'nin Rojava meselesini hukuk ve siyaset zemininde çözme iradesi göstermesi hafife alınamayacak bir kararlılık örneği. Yine bu sürecin önemli aktörlerinden biri olan İlham Ahmed özelde Kürt kadınının, genelde de Ortadoğu kadınının keskin zekâsını mücadele azmini, diplomasi becerisini bu kadınların yok sayıldığı ve yok sayılması için de işte o vahşetin yaşatılmaya çalışıldığı bir coğrafyadan çıkıp bütün dünyanın saygı duyduğu bir siyasetçi ve diplomat haline gelmesi ve bunun için çaba sarf etmesi çok büyük bir başarı, takdir edilmesi gereken bir başarı ve kadınlara da ilham veren bir başarı. Her türlü zorluğa rağmen büyük bir kararlılıkla inşa ettiği paradigmayla hem Suriye'deki hem de Türkiye'deki sürecin ana belirleyicisi öznesi olan Sayın Öcalan, Ortadoğu coğrafyasını bir savaş, düşmanlık ve çatışma coğrafyası olmaktan çıkarıp barış bir arada eşit ve onurlu yaşam coğrafyasına böyle bir barış havzasına dönüştürmeye çalışıyor. Bunun için de çok önemli düşünsel ve politik araçları deniyor. Yıllardır bunlarda ısrar ediyor. Dolayısıyla Sayın Öcalan'ın bu çabasını da burada anmak gerekiyor.

Anayasal güvence, Kürtlerin kolektif haklarının tanınması

Kürtlerin Suriye'de vatandaş dahi sayılmadığı yıllardan bugünlere kolay gelinmedi. Hiçbir şey kolay gerçekleşmedi. Bedeli çok ağır oldu. Çok büyük bir mücadele sayesinde oldu ve bundan sonra da bu mücadele devam edecek. Elbette son gelişmeler yine Mazlum Abdi'nin Suriye Cumhurbaşkanı danışmanı olacağına ilişkin yapılan açıklama, bunların hiçbiri yalnızca Suriye'de yaşayan Kürtleri ilgilendirmiyor. Suriye'deki süreç tüm halklar için bir kazanım olarak görülmeli. Arapların, Kürtlerin, Alevilerin, Dürzilerin, Türkmenlerin yurdundan bahsediyoruz. Pek çok farklı halkın, inancın bir arada yaşamı, eşit, adil ve onurlu bir yaşamı için bir kazanım olarak görülmeli. Belirleyici bir başlangıç adımı olarak kabul edilmeli. Ve bu başlangıç adımı akabinde yeni gelişmeleri getirmeli. Anayasal güvence, Kürtlerin kolektif haklarının tanınması. Evet, Kürtçeye resmi statüye ilişkin bir tanıyan, ulusal dil olarak kabul eden ancak resmi dil olarak kabul edilmesi ve anayasal güvence içinde önümüzdeki günlerde yapılması gerekenler olduğunu da hatırlatmak isteriz. Mazlum Abdi Türkiye'ye gelecek mi? İlham Ahmed Türkiye'ye gelecek mi? Gelmeli, davet edilmeliler. Yakın zamanda belki Suriye parlamentosu üyesi olarak göreceğimiz İlham Ahmet niye meclis başkanı tarafından Türkiye'ye davet edilmesin? Mutlaka bunlar bir an önce geliştirilmeli. Resmi bir çağrıyla Türkiye'ye davet edilmeliler ve Türkiye'de her şey yüz yüze bütün sorunlar bundan sonra nasıl bir diyalog kurulacağı konuşulabilmeli.

6 Eylül'deki kongre büyük dönüşüm kongresinin hazırlığını yapacak

Kongre 6 Eylül'de DEM Parti olarak, Ankara'da Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde delegelerimizle birlikte kongremizi yapacağımızı daha önce sizlere açıklamıştım. 6 Eylül'deki kongre büyük dönüşüm kongresinin hazırlığını yapacak bir kongre. Bunu da ifade etmiştik daha önce yaptığımız açıklamada. Büyük dönüşümü asıl ne zaman örgütleyeceğiz? Değişim ve dönüşümü. 6 Eylül'den sonra yapacağımız kongrede örgütleyeceğiz ve o kongremiz yeni bir soluk olacak. Türkiye siyaset tarihinde iz bırakacak. Aynı zamanda da hali hazırda siyasette yeni bir soluk olmasını hedefliyoruz. Bunun yanı sıra bir yandan kongre hazırlık komisyonu, bir yandan genişleme mutabakat komisyonumuz, diğer yandan da biliyorsunuz program tüzük komisyonlarımızın çalıştığında daha önce ifade etmiştim. Bu çalışmalar da devam ediyor.  6 Eylül'deki kongremizde büyük değişiklikler görmeyeceksiniz.  Sözünü ettiğimiz büyük değişim ve dönüşüm kongresi ancak birkaç ay içerisinde henüz takvimi netleşmemiş olsa da birkaç ay içerisinde yapılabilecek bir kongre. Bu kongreye ilişkin hazırlıklar da sürüyor.”