Takip ve Değerlendirme Kurulu’nda kadın yok: Gerçek barış kadınların katılımıyla konuşabilir
Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun ilk toplantısına katılan 8 üyenin tamamının erkek olmasına tepki gösteren Kırkyama Kadın Dayanışması’ndan Tülay Korkutan, kadınların süreçte bağımsız mekanizmalarla yer alması gerektiğini belirtti.
ELİF AKGÜL
İstanbul- Kürt sorununun çözümü, demokratikleşme sürecinin uygulanması ve silahsızlanma sürecini takip etmek amacıyla oluşturulan Takip ve Değerlendirme Kurulu, ilk toplantısını pazartesi günü Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında gerçekleştirdi. Beştepe’de yaklaşık 3,5 saat süren toplantıya Adalet Bakanı Akın Gürlek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, MİT Başkanı İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hakkı Susmaz ve MGK Genel Sekreteri Okay Memiş katıldı.
Kurulun toplantıya katılan 8 üyesinin tamamının erkeklerden oluşması dikkat çekerken, kadınların hiçbir şekilde temsil edilmediği toplantıda dört alt komisyon kurulmasına karar verildi. Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon, İzleme ve Tespit, Sosyal Uyum ve Bütünleşme ile Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon başlıklarında oluşturulacak alt komisyonların üyeleri henüz açıklanmadı.
Sürecin geldiği noktayı ve ilerletilmesinde kadınların nasıl ve neden dahil olması gerektiğini Kırkyama Kadın Dayanışması’ndan Tülay Korkutan ajansımıza değerlendirdi.
‘Barış sadece silahların susması anlamına gelmiyor’
Tülay Korkutan, barış sürecinin yalnızca silahların susması üzerinden ele alınamayacağını belirterek kadınların kurul ve komisyonlarda yer almasının gerekliliğine dikkat çekti. Tülay Korkutan, kadın örgütlerinin de sürecin karar alma ve izleme mekanizmalarında bulunması gerektiğini söyleyerek, “Barış deyince sadece silahların susması gibi bir tarif ve öyle bir anlayış şekilleniyor ya da güvenlik meselesi üzerinden şekillenen bir algı var. Böyle de tartışılıyor. Böyle de mekanizmalar kuruluyor. Ama biz biliyoruz ki barış sadece silahların susmasıyla hayata geçemez. O masalarda, o komisyonlarda kadınlar olmayınca tam anlamıyla bir barıştan söz edemiyoruz. Niye? Bu barış sürecinin önemli bir öznesi de kadınlar. Kadın örgütlerinin o masalarda, o komisyonlarda ve o kurullarda yer alması gerekiyor. Mesela Meclis’te kurulan komisyonda DEM Parti’den kadınlar var ama yeterli değil. Ya da şimdi bu yasadan kurulacak komisyonlarda kadınlar olacak mı, kadın örgütleri olacak mı, bunu bilmiyoruz. Olmayacak gibi gözüküyor” şeklinde konuştu.
‘Kadınlardan oluşan bağımsız bir heyet olmalı’
Kadınların süreçte yalnızca temsil edilmesinin değil, bağımsız bir izleme ve müdahale mekanizmasının parçası olmalarının da gerekli olduğunu ifade eden, bu kapsamda kadınlardan oluşan bağımsız bir heyetin kurulması gerektiğini vurgulayan Tülay Korkutan, kadın örgütlerinden temsilcilerin de bu mekanizmaların içinde yer alması gerektiğini belirtti:
“Bizim taleplerimizden bir tanesi de tamamen bağımsız olarak inceleme, gözlemleme ve gerekirse müdahale etme yetkisine sahip hem kadınlardan oluşan hem de bu kurulların içerisinde kadın temsilcilerin, kadın örgütlerinden de kadınların olduğu bir heyetin, bir kurulun oluşması. Çünkü biliyoruz ki savaş en çok kadınları etkiliyor. Hala etkiliyor. Bugün belki barış sürecini konuşuyoruz, ama tam anlamıyla bir barışın hayata geçtiğini söyleyemeyiz. Bu mümkün değil. Hala kadınlar bu ülkede erkekler tarafından katlediliyor. Erkek devlet şiddetiyle katledilen kadınlar hala var. Kadınlar kolluk tarafından şiddete ve tecavüze maruz kalıyor. Özellikle Kürt illerindeki kadınlar. O yüzden de bu savaşın en ağır yükünü biz kadınlar çekiyoruz.”
‘Barış süreçlerinde kadınların varlığı sürecin demokratikliğini belirliyor’
Savaş ve çatışmaların kadınlar üzerindeki etkisinin yalnızca Türkiye ile sınırlı olmadığını, savaş koşullarında kadın bedeninin hedef haline geldiğini söyleyen Tülay Korkutan, bunun hem sivil hem de savaşçı kadınlar açısından görüldüğünü ifade ederek, “Bu sadece ülkemiz açısından değil, dünyanın her yerinde de böyle. Savaş çıktığında kadınların bedeni o savaşın bir ‘ganimeti’ olarak değerlendiriliyor. Sadece sivil kadınlar açısından değil, savaşçı kadınlar açısından da böyle. Kendi toprağını savunan kadınların bedenleri bile militarist, ırkçı ve düşmanca araçlara maruz kalıyor. Barış süreçlerinde kadınların sözünün olması, taleplerinin olması, kadınların orada bağımsız heyetlerle kendilerini var etmesi, o barışın gerçekten demokratik olup olmadığını belirliyor” dedi.
Tülay Korkutan, mevcut sürecin ilerlemesi açısından kadınların yaşadığı sorunlarla yüzleşilmesinin de gerekli olduğunu da vurguladı. Kayyum uygulamalarının kadınlara yönelik hizmetler üzerindeki etkisine dikkat çeken Tülay Korkutan, kadınlara yönelik şiddet ve ölümlerle yüzleşilmesini sağlayacak mekanizmaların kurulması gerektiğini belirtti:
“Evet, bugün bir süreç var ama bu barış süreci gerçekten tam anlamıyla hayata geçti mi? Kürdistan'da birçok belediyeye kayyum atandı. O kayyumlar hala görevde. Kayyumlarla oradaki kadın sığınakları, kadın merkezleri, kadın danışma merkezleri kapatıldı. Kadınlar olarak gerçekten barışın olduğuna inanmamız ve samimi olduklarını düşünmemiz için bunları görmeye ihtiyacımız var. Onun dışında mesela Cizre'de, Silopi'de kadınlara yönelik şiddetle, ölümlerle yüzleşmenin mekanizması kurulacak mı? Ya da uzman çavuşların şiddetine maruz kalmış ve bu şiddet sonucunda politik olarak intihar etmiş kadınların hesabı verilebilecek mi? Bunları söylemek için, tüm bunlarla yüzleşmek adına da o komisyonlarda var olmalıyız.”
‘Bu yasanın çıkması önemli’
Çıkarılan yasanın sürecin ilerlemesi bakımından önemli bir adım olduğunu, ancak tek başına yeterli olmadığını, sürecin demokratik bir zeminde toplumsallaşması için somut adımlar atılması gerektiğini ifade eden Tülay Korkutan, kadınların da sürecin bir parçası olması gerektiğini kaydederek, “Ama bu sürecin kendisi de bir taraftan önemli. Bu yasanın çıkması da önemli. Yasanın kendisi yeterli olmasa da, bir adım atılmış olması açısından önemli. Çünkü iki yıldır biz bir adım görmüyoruz. Bu ülkede hala AKP iktidarının faşizm uygulamaları kadınlar bakımından, LGBTİ+’lar bakımından, tüm halklar ve emekçiler açısından sürüyor. O yüzden de gerçekten bu sürecin demokratik bir alanda toplumsallaşması için insanların bunu hissetmesi gerekiyor. Bu da ancak samimi, somut adımlarla ve Kürt halkının taleplerinin hayata geçirilmesiyle mümkün olur. Gerçekten somut olarak bunlar hayata geçirilirse, biz kadınların da bu sürecin bir parçası olmamızla birlikte ancak gerçek barışı konuşabiliriz” dedi.