Kadınları çocuksulaştırmak: Ataerkilliğin kadınların bağımsızlığını engelleme stratejisi

Kadınların çocuksu ve bağımlı bir imaja yönlendirilmesi, ataerkil düzenin kadınların bağımsızlığını sınırlandıran biçimlerinden biri olarak öne çıkıyor. Dijital medya ve popüler kültür de bu anlayışı yeniden üretiyor.

SARA POURKHEZARİ

Kirmanşan — Konuşma ve davranışlarında kendisini küçük bir çocuk gibi yansıtan yetişkin bir kadın düşünün; çocukça kelimeler kullanmaktan basit işleri yapamayacakmış gibi davranmaya kadar uzanan bu tutumlar, kimi zaman bilinçli bir tercih olarak ortaya çıkarken, kimi zaman da toplumsal ve kültürel kalıpların etkisiyle şekilleniyor. Peki, çocuk gibi görünmek neden bazı kadınlar için “çekici kadın” imajının bir parçası haline geldi? Eleştirmenlere göre bunun temelinde, kadınsı zarafeti zayıflık, bağımlılık ve itaatle özdeşleştiren ataerkil kültür yatıyor. Bu anlayış, kadınları çocukça bir imajı yeniden üretmeye, bağımsızlık ve kendi ayakları üzerinde durma becerisinden uzaklaşmaya itiyor.

‘Çocuksu kadın’ imajı nasıl yaratılıyor?

Kirmanşan’da kadın hakları aktivisti Ferengis F., dijital medya ve günlük yaşamda kadınların bağımsızlığını sınırlayan söylemlerin yaygınlaştığına dikkat çekerek, “Kadının eşya tamir etmek ya da bağımsız işler yapmak gibi becerilere sahip olmaması gerektiğini savunan anlayışlar var. Kadınları, sonuçta erkeklere bağımlı hale getiren faaliyetlere yönlendiriyorlar. Bu modeller zamanla ‘çekici kadın’ özellikleri olarak sunuldu; kadınların çocuk gibi davranması ve çocuksu görünmesinin birçok erkeğin gözünde bir çekicilik ölçütüne dönüşmesi sağlandı” dedi.

Bağımsızlık yerine bağımlılık dayatılıyor

Bu anlayışın yalnızca ataerkillikle sınırlı olmadığını, daha derin ve tehlikeli sonuçları bulunduğunu belirten Ferengis F., “Bazı erkeklerin çocuklarla ilişki kurma eğiliminin bu modellerde yansımasını bulduğuna inanıyorum. Çocukça kadınlar isteyen erkeklerin bilinçaltında pedofilik eğilimler bulunabileceği söylenebilir. Bu modeller kadınları olgunluk ve bağımsızlıktan uzaklaştırırken, çocuksuluğun normalleştirilmesi toplumda hastalıklı eğilimlerin ve istismarın da normalleşmesine zemin hazırlıyor. Bu nedenle bu anlayışlara karşı çıkmak yalnızca kadın haklarını savunmak değil, aynı zamanda toplumsal sağlığı korumak ve şiddet ile istismarın yeniden üretilmesini önlemek açısından da gerekli” ifadelerini kullandı.

Simone de Beauvoir, “İkinci Cinsiyet” kitabında ataerkil toplumun kadınları nasıl zayıf, bağımlı ve yönlendirmeye ihtiyaç duyan rollere ittiğini açıklıyor. Kadınların çocuksulaştırılması da aynı mekanizmanın bir parçası; medya, reklam, moda ve fasyon aracılığıyla ideal kadın, itaatkar, zararsız ve erkeğe bağımlı bir varlık olarak temsil ediliyor. Bu anlayışta güzellik, zayıflık ve düşük zekayla birlikte kadınsı çekiciliğin ölçütlerinden birine dönüşüyor.

Kadınları olgunluk ve bağımsızlıktan uzak bireylere dönüştürmek istiyorlar

Bu modelin geçmişteki en belirgin örneklerinden birini ararsak, ilk medya klişelerinden biri olan “aptal sarışın”a (dumb blonde) ulaşırız. Kökeni Hollywood’a dayanan bu klişe, geçen yüzyıldan bugüne kadar çekici kadın imajının sembollerinden biri olarak temsil edildi. Bu imajın öne çıkan örneği, ölümünün üzerinden 60 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen popüler kültürde kadınsı çekiciliğin sembolü olmaya devam eden Marilyn Monroe’dur. Marilyn Monroe’nun medya tarafından oluşturulan karakteri, son derece güzel ancak akılcı düşünme yetisinden yoksun ve tamamen erkeklerin ilgisine bağımlı bir kadın olarak sunuldu.

Bu da ataerkil sistemin istediği şeydir: İtaatkar, düşük zekalı ve erkek arzusuna hizmet eden bir kadın. Bu klişe, itaatkar ve düşük zekalı kadın karakterlerin yaratılması sürecinin yalnızca küçük bir örneğidir. Bu karakterlerin gerçek kadınlar için davranış modeli olması beklenir. Geçmişten günümüze benzer örnekler çizgi film karakterlerinde, kurgusal karakterlerde, şiirlerde, reklamlarda ve hatta dijital medya influencerlarında görülebilir. Tüm bunlar nihayetinde kadınları çocuk gibi itaatkar davranan, olgunluk ve bağımsızlıktan uzaklaşan bir karaktere yönlendiriyor.

 

Kadınları zayıf ve güçsüz gören anlayış

Kirmanşan’da gazeteci Mitra S., kadınların kendilerini zayıf, güçsüz ve karar alma konusunda yetersiz bir konuma sokan davranışlara teşvik edilmesinin giderek yaygınlaştığını belirterek, “Bu durum oldukça tehlikeli olabilir. Ataerkillik sürekli biçim değiştiren bir mekanizmaya sahip. Her defasında güzel, çekici ve görünüşte doğal bir biçimle yeniden karşımıza çıkarak kadınların zihnine ve davranışlarına nüfuz etmeye çalışıyor” ifadelerinde bulundu.

Mitra S., dijital medyada kadınlara “dişil enerji” söylemi üzerinden verilen mesajlara dikkat çekerek, “Bugün Instagram veya diğer platformlardan herhangi birini açtığımızda, kadının ‘dişil enerjiye’ sahip olması gerektiğini söyleyen erkeklerle karşılaşıyoruz. Ancak bu enerjiyi güç, yaratıcılık veya bağımsızlıkla değil, yalnızca erkeklerin yapması gerektiğini düşündükleri işleri yapmamakla tanımlıyorlar. Kadınlar, kendilerini bağımsızlıktan, karar verme gücünden ve yetkinlikten uzaklaştıran her modelin içinde ataerkilliğin izlerini görmeli. Bu modeller şefkatli tavsiyeler, motive edici sözler veya psikolojik öneriler şeklinde sunulabilir, ancak nihai amaçları kadını sınırlamak ve onu yeniden bağımlı, itaatkar ve güçsüz bir konuma döndürmektir” sözlerine dikkat çekti.

Yeni söylemler ve ataerkil anlayışın sürdürülmesi

Dolayısıyla son yıllarda kadınların çocuksu davranışlara teşvik edilmesinin ataerkillikte derin kökleri olduğu söylenebilir. Bu süreç aslında bu sistemin uzun süredir kullandığı yöntemlerden biridir. Yeni bir biçimde yeniden üretilerek eski ancak etkili bir silaha yeniden başvurulmaya çalışılıyor; kadınların bağımsızlığını hedef alan bu yöntem, aldatıcı bir görünüm ve sahte bir maskeyle ataerkilliğin kadınların inançlarının en derin katmanlarına yeniden nüfuz etmesinin önünü açarak güçlerini bir kez daha ele geçirmeye çalışıyor.