Avukat Jiyan Kaya: Irkçı saldırılar münferit değil, yapısal

Kürtlere yönelik saldırıları değerlendiren Avukat Jiyan Kaya, olayların “münferit” olarak ele alınmasının yapısal sorunu örttüğünü belirterek, “Toplumsal barış, tüm kimliklerin kendilerini ait ve güvende hissedeceği bir düzenle mümkün” dedi.

ELİF AKGÜL

İstanbul- Zonguldak ve Düzce’de mevsimlik tarım işçisi olarak çalışan Kürtlere yönelik saldırı ve tehditlerin ardından, Kocaeli’de oynanan Kocaelispor-Amedspor maçında Amedspor tribününe doğru “sarı torba” sallanması gündeme geldi.

Zonguldak’ın Alaplı ilçesinde Şirnex’ten gelen 70’i aşkın işçi ve ailelerinin saldırıya uğradığı belirtilirken, Zonguldak Valiliği olayı, “mevsimlik tarım işçisi olarak bölgeye gelen bir aile ile köyde ikamet eden bir aile arasında yaşanan münferit bir anlaşmazlık” olarak tanımladı. Düzce Valiliği de Mêrdîn’den gelen işçilere yönelik saldırıyı “münferit bir asayiş olayı” olarak nitelendirdi. İşçileri bıçakla tehdit ettiği belirtilen M.A. ise tutuklandı.

Düzce Valiliği, olayda “mevsimlik tarım işçilerimizin kimliklerine yönelik bir saldırının söz konusu olmadığını” savunurken, işçiler kendilerine küfür ve tehditler yöneltildiğini, “Buradan gidin, sizi burada istemiyoruz” denildiğini anlattı.

DEM Parti Agirî Milletvekili Nejla Demir de Zonguldak ve Düzce’de yaşanan saldırıları Meclis gündemine taşıdı. Demir, İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’ye olaylarda ayrımcılık veya nefret saiki bulunup bulunmadığını ve işçilerin can güvenliğinin sağlanması için hangi tedbirlerin alındığını sordu.

Bu gelişmelerin ardından, 24 Ağustos’ta oynanan Kocaelispor-Amedspor karşılaşmasında bazı Kocaelispor taraftarlarının Amedspor tribününe doğru “sarı torba” sallaması tepki çekti.

Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı, görüntülerden kimlikleri belirlenen 5 kişi hakkında gözaltı talimatı verildiğini açıkladı. Başsavcılık, soruşturmanın Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 216’ncı maddesinde düzenlenen “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçu ile 6222 sayılı Kanun kapsamındaki suçlar yönünden yürütüldüğünü bildirdi.

Amedspor Başkanı Nahit Eren ile Amed Barosu İnsan Hakları Merkezi de olaya tepki gösterdi.

‘Münferit’ nitelendirmeleri ırkçı saldırıları görünmez kılıyor’

Kimliklere yönelik saldırıları ve barışın toplumsallaşması için bu saldırıların nasıl ele alınması gerektiğini İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon’dan Avukat Jiyan Kaya ajansımıza değerlendirdi.

Av. Jiyan Kaya, saldırıların münferit olaylar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, “Aslında bu coğrafya açısından ırkçı saldırıların sistematik olduğunu söylemek mümkün. Çünkü yapısal bir sorun var. Bu her yıl tekrar tekrar yaşadığımız bir süreç. Mevsimlik işçilere, özellikle de resmi ideolojinin dışında kalan kimlikteki kişilere yönelik özellikle bu aylarda çokça böyle saldırılar yaşıyoruz” diye konuştu.

Resmi ideolojinin dışında kalan kimliklerin ne anlama geldiğini açıklayan Jiyan Kaya, “Eğer siz Türk, Sünni veya Müslüman değilseniz, aslında bir koruma zırhının dışında kalıyorsunuz ve her an bir saldırının öznesi veya mağduru olabilme riskiyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Bizim her yıl yaşadığımız sorun da biraz bu” ifadelerini kullandı. Zonguldak ve Düzce’de yaşanan olayların ardından Kocaelispor-Amedspor maçında da benzer bir eylemin görülmesine dikkat çeken Jiyan Kaya, “Hem Zonguldak'ta hem de Düzce'de yaşanan ve ‘münferit’ olarak açıklanan olaylardan sonra, Kocaelispor-Amedspor maçında da yine benzer bir ırkçı eylemin görülmesi, bunun aslında daha derin bir yapısal sorun olduğunu gösteriyor. Ve bu ‘münferit’ açıklamaları bu ayrımcı ırkçı saldırıları görünmez kılıyor” dedi.

‘Toplumsal barış tüm kimliklerin kendini güvende hissetmesiyle mümkün’

Barış sürecinin kalıcı olması için toplumsal barışın da inşa edilmesi gerektiğini vurgulayan Jiyan Kaya, toplumsal barışı “tüm kimliklerin kendilerini ait ve güvende hissedeceği bir toplumsal düzen” olarak tanımladı. Jiyan Kaya, “Biz Irkçılık ve Ayrımcılığa Karşı Komisyon olarak geçmiş yıllarda bu alanda birçok kez suç duyurusunda bulunduk. Gerek devlet görevlileri, gerek siyasetçiler, gerek gazeteciler, gerekse şiddet faili kişiler hakkında yaptığımız bütün suç duyurularının sonucunun ortak bir özelliği takipsizlikle sonuçlanması. Yani bu bize aslında bir veri veriyor” diye konuştu.

Yargı süreçlerine de dikkat çeken Jiyan Kaya, “Bunlar aslında yapısal bir sorunu ortaya koydu ve yargının da şiddet failini ya da ırkçı söylemde bulunanları, nefret söylemi kullananları koruduğu bir sistem olduğunu gösterdi. Nefret söylemi çoğu zaman ifade özgürlüğü olarak nitelendiriliyor. Ancak bu aslında mevzuatta bir suç” dedi. Olayların soruşturulma biçiminin de önemli olduğunu belirten Jiyan Kaya, “Her olayı münferit olarak değerlendirip, bir yaralama olayı varsa basit yaralamadan davanın görüldüğünü ya da bir hakaret varsa sadece hakaret yönüyle ele alındığını; soruşturmaların ise oradaki nefret söylemini veya ırkçı söylemi esas almadığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.

“Münferit” açıklamalarının soruşturma süreçlerine ilişkin de bir işaret taşıdığını söyleyen Jiyan Kaya, “Yani bu ‘münferit’ açıklaması da aslında bu soruşturmanın temelinde ırkçı söylemlerin yine kapsam dışı bırakılacağını ve olayda hakaret ya da yaralama yoksa takipsizlikle sonuçlanacağını hissettiriyor” dedi. Barış sürecinde toplumsal barışın kurulması için devlet yetkililerinin tutumunun önemine dikkat çeken Jiyan Kaya, “Bu tür saldırıların titizlikle incelenmesi, araştırılması, soruşturulması ve cezalandırılması gerekiyor. Herkesin kendini güvende hissedebileceği bir toplumun inşasını ancak bu şekilde kurabileceğimizi düşünüyorum” dedi.

‘Barışın inşasında kullanılan dil belirleyici’

Siyasetçilerin kullandığı dilin de toplumsal etkisine dikkat çeken Jiyan Kaya, “Siyasetçilerin söylemlerinin toplumdaki ayrıştırmayı derinleştiren bir yönü var. Biz yıllardır bu ayrıştırmanın sonucunda ırkçı saldırıların arttığı dönemler yaşıyoruz. Bu saldırılar ne yazık ki ilk defa yaşanmıyor” diye ifade etti. Avukat Jiyan Kaya, “Bugün Kürtler üzerinden kimliğe yönelik saldırılardan söz ediyoruz, ama bu ülkede Ermenilere, Romanlara ya da Yahudilere sosyal medya üzerinden nefret söylemlerinin kullanıldığına çokça denk geliyoruz. Bu da siyasetçi olsun, topluma yön veren akademisyenler olsun, sanatçılar olsun, bunların söylemlerinin büyük etkisi olduğunu gösteriyor. Yani barışın inşası sürecinde bu dili ne kadar olumlu kurarsak, toplumsal barışın da sağlanması o kadar hızlı ve kolay olur” ifadelerini kullandı.