Üniversitelerde kadınlar: Taciz, baskı ve cezasızlık
Rojhilat Kürdistan’da kadın öğrencilerin üniversitelerde maruz kaldıkları cinsel taciz ve baskı, güç eşitsizliğinin ve cezasızlığın boyutunu gözler önüne seriyor. Etkisiz şikayet mekanizmaları ise kadınları sessizliğe ve eğitimlerini bırakmaya itiyor.
SARE POURKHAZRİ
Kirmanşan – Son yıllarda birçok kadın, üniversiteyi bağımsızlığa ulaşmanın, bireysel ve toplumsal kimliğini güçlendirmenin bir yolu olarak görürken, üniversitelerin gelişim ve bilinçlenme için güvenli alanlar olması bekleniyordu. Ancak kadın öğrencilerin anlatımları, ataerkilliğin yanı sıra taciz ve baskının da bazı üniversitelerde tekrarlanan bir olguya dönüştüğünü gösteriyor. Kadınlar, bazı öğretim görevlileri ve yöneticilerin doğrudan ve dolaylı tacizlerinden, aşağılayıcı ve cinsiyetçi davranışlarından, örtülü tehditlerinden ve itaate dayalı vaatlerinden söz ediyor. Bu baskılar, üniversiteleri birçok kadın için ataerkil yapılarla karşı karşıya kaldıkları güvensiz alanlara dönüştürüyor.
‘Üniversiteyi bırakmak zorunda kaldım’
Kirmanşan Payam Noor Üniversitesi öğrencisi Şebnem H., eğitim ve gelişim alanı olması gereken üniversitede maruz kaldığı tacizi şu sözlerle anlattı:
“Üniversitedeki öğretim görevlilerinden birinin evlilik teklifini reddettiğim için hakkımda söylenti yaymaya başladı. Üniversitedeki bütün erkeklerle ilişkim olduğu ve her gün tuvalette onlarla buluştuğum yönünde söylentiler çıkardı. Üniversite başkanına şikayette bulundum ve tüm bunların yalan olduğunu ortaya koymak için kameraların incelenebileceğini söyledim. Başlangıçta üniversite yöneticisi beni destekliyormuş gibi davrandı, ancak kısa sürede başka bir amacı olduğu ortaya çıktı. Beni sürekli odasına çekmeye çalıştı, birkaç kez elimi tutmaya yeltendi ve aşağılayıcı bir tonla, ‘sana sahip çıkacak benim gibi bir erkeği hak ediyorsun’ diyordu. Hatta birlikte yalnız kalıp dertleşmeyi teklif etti. İtiraz edip hepiniz aynısınız dediğimde, ertesi gün aynı yönetici tüm öğrencilerin gözü önünde, üniversitenin girişinde beni yüksek sesle aşağıladı. Üniversitede giydiğim kıyafetlerin gece eğlencelerine uygun olduğunu ve üniversitede yozlaşmaya neden olduğumu söyledi. Bu açık saldırının tek nedeni ona ilgi göstermememdi. Haftalarca süren baskı ve sürekli aşağılanmanın ardından üniversiteyi bırakmak zorunda kaldım.”
Taciz üniversitelerde tekrarlanan bir örüntüye dönüşüyor
Son yıllarda öğrencilerin öğretim görevlileri ve üniversite yöneticileri tarafından cinsel tacize uğramasına ilişkin çok sayıda haber yayımlandı. Bu durum, öğretim görevlileri ve yöneticiler tarafından gerçekleştirilen cinsel taciz meselesinin akademik ortamlarda tekrarlanan bir örüntü olduğunu gösteriyor. Bunun en son örneklerinden biri Kürdistan Üniversitesi’nde yaşandı. Burada 17 kadın öğrenci, öğretim görevlileri Cemal Muhammedi hakkında cinsel taciz suçlamasıyla resmi şikayette bulundu. İlk aşamada hakkında ihraç kararı verilen Cemal Muhammedi, ancak sonunda tüm suçlamalar resmi makamlar tarafından reddedilerek beraat etti. Bu karar öğrenciler arasında öfke ve protestolara yol açtı. Öğrenciler protesto gösterisi düzenleyerek yargılanmasını ve hesap vermesini talep etti, ancak yargı makamları hala suçlanan kişiyi destekliyordu.
Şikâyet mekanizmaları kadınları korumuyor
Bu örnek, üniversitelerdeki güç yapılarının mağdurları desteklemek yerine çoğu zaman sanıkların konumunu ve itibarını korumak doğrultusunda hareket ettiğini açıkça gösteriyor. Tecavüz ve taciz failleri, hesap verme ve gerçek bir cezayla karşılaşma konusunda kendilerini koruyan bir tür yazılı olmayan dokunulmazlıktan yararlanıyor. Peki üniversitelerde görev alan erkeklerin cinsel ihtiyaçlarını kız öğrencilere bu denli pervasızca dayatmasına ne neden oluyor?
‘Kadınlara yönelik baskı ataerkil sistemle yeniden üretiliyor’
Güvenlik nedeniyle ismini paylaşmadığımız bir öğrenci aktivisti, yaşananları şu sözlerle dile getirdi:
“Birçok erkek, toplumsal konumu ya da mesleki pozisyonu ne olursa olsun, kadınları hizmetine almayı doğal ve tartışmasız bir hak olarak görüyor. Ataerkil mantıkta kadın yalnızca hizmet etmekle yükümlü görülmüyor, aynı zamanda başarı yolu da erkeklere bir borç ödemeden toplumsal ve mesleki konumlara erişmesinin mümkün olmayacağı şekilde tanımlanıyor. İdari ortamlarda kadınlar, işlerini takip ederken erkek çalışanların cinsel teklifleriyle açıkça karşılaşıyor. Bu teklifler aslında bir işin yapılmasının ya da bir dosyanın ilerletilmesinin şartı olarak görülüyor. Aynı mantık üniversite ortamlarında da yeniden üretiliyor. Öğretim görevlileri ve üniversite yöneticileri zaman zaman kadın öğrencilerin ancak kendilerine hizmet ettikleri takdirde sınavı geçmeye veya eğitim süreçlerini tamamlamaya layık olduklarını düşünüyor. Öte yandan erkekleri koruyan yasaların varlığı ve cinsel şiddet ve taciz karşısında hukuki yapıların zayıflığı, bu kişilere daha fazla cesaret veriyor. Böyle yasaların gölgesinde üniversitelerde ve idari ortamlarda erkekler kadınlara daha rahat baskı uyguluyor, çünkü ciddi bir kovuşturma veya cezalandırılma ihtimalinin düşük olduğunu biliyorlar. Bu kısır döngü, kadınları temel haklarına ulaşabilmek için ağır psikolojik, toplumsal ve hatta fiziksel bedeller ödemek zorunda bırakıyor. Çoğu durumda ise kadınlar, itibarlarının zedelenmesinden korktukları için bu tacizlere karşı yalnızca susuyor.”
Üniversiteler kadınlar için güvensiz alanlara dönüşüyor
Üniversitelerde cinsel tacizin boyutuna ilişkin kesin ve resmi bir istatistik bulunmasa da öğrencilerin anlatımları, bu tacizlerin devam ettiğini ve bunları dile getirmenin veya resmi olarak kayda geçirmenin ne kadar zor olduğunu gösteriyor.
Kirmanşan Azad Üniversitesi’nin eski öğrencilerinden Pervin, üniversite başkanının başlangıçta kıyafeti konusunda kendisini “ahlak dersi” gerekçesiyle uyardığını, ancak zamanla bedenine dokunmak ve vücudu hakkında yorum yapmak gibi cinsel ve aşağılayıcı davranışlarda bulunmaya başladığını söyledi. Ailesinden korktuğu için itiraz edemeyen Pervin, sonunda üniversiteden ayrılmak zorunda kaldı. Bu anlatı ve benzer örnekler, üniversitelerin kadın öğrenciler için güvensiz alanlara dönüşmesine işaret ediyor. Güç eşitsizliği ve erkeklere yönelik yapısal destek, kadınlara yönelik taciz ve baskıyı güçlendirirken onları susmaya ya da üniversiteyi bırakmaya itiyor.