Her haber aynı gerçeği anlatıyor: Kadınlar hala güvende değil

Hindistan'dan Sudan'a, Libya'dan Fas'a uzanan örnekler, kadınlara yönelik şiddetin coğrafya tanımadığını gösteriyor. Kadınların güvenlik hakkı ise hala dünyanın birçok yerinde ulaşılamayan temel bir hak olmayı sürdürüyor.

HANAN HARET

Haber Merkezi - Her zamanki gibi haber ajanslarını ve haber sitelerini inceliyordum. Haberleri takip etmek benim için yalnızca bir alışkanlık değil, aynı zamanda gazetecilik mesleğimin bir parçası. Her gün dünyada neler olup bittiğini öğrenmeye çalışıyorum. Ancak bu kez dikkatimi çeken ne siyasi ne de ekonomik bir gelişmeydi. Bir kez daha karşıma çıkan haberlerin ortak noktası kadındı.

Kadın ve kız çocuklarına karşı cinsel suçlar artıyor

İlk haber Hindistan'dandı. Bu kez beni etkileyen yalnızca işlenen suç değil, ardından başlayan ve haftalardır süren protestolardı. Batı Bengal eyaletinde 11 yaşındaki bir kız çocuğunun cinsel saldırıya uğrayarak katledilmesinin üzerinden haftalar geçmesine rağmen öfke dinmedi. Sokaklarda hala aynı sorular yankılanıyor: Yasalar ağırlaştırılmasına rağmen bu suçlar neden tekrarlanıyor? Kadınlar ve kız çocukları neden hala güvenliği ulaşılması zor bir hak olarak görüyor?

Ardından Sudan'dan gelen başka bir habere geçtim. Bu kez tek bir suçtan değil, Birleşmiş Milletler'in belgelediği bir tablodan söz ediliyordu. BM'ye göre Nisan 2023'te çatışmaların başlamasından bu yana yüzlerce kadın ve kız çocuğu cinsel şiddete maruz kaldı. Burada tecavüz artık bireysel bir suç olmaktan çıkmış, toplumları sindirmek ve parçalamak için kullanılan bir savaş aracına dönüşmüş durumda.

Haberi kapattığımda karşıma bu kez Libya'dan bir başlık çıktı. Bu haber yeni işlenmiş bir suçu değil, gecikmiş de olsa adalet umudunu anlatıyordu. Uluslararası Ceza Mahkemesi, Mitiga Cezaevi'nin eski bir yetkilisini tecavüz ve işkence suçlamalarıyla yargılanmak üzere mahkemeye sevk etti. Bu karar, yıllardır hesap sorulmayı bekleyen ihlal dosyalarını yeniden gündeme taşıdı. Sanki geciken adalet sonunda mağdurlara ulaşmaya çalışıyordu.

En ağır bedeli kadınlar ödüyor

Telefonumun ekranını kapattım ama haberler zihnimden çıkmadı. Üç haber, üç ülke, üç farklı gerçeklik... Buna rağmen sanki aynı haberi tekrar tekrar okuyordum. Birinde mağdur bir çocuk, diğerinde savaştan kaçan bir kadın, bir başkasında ise yıllardır adalet bekleyen bir kadın vardı. Ayrıntılar değişse de ortak tablo değişmiyordu.

Fas'tan bu haberleri takip ederken onları uzak ülkelerin meseleleri olarak göremiyorum. Her toplumun kendine özgü koşulları olsa da bu olayların ortak bir yanı var: Her seferinde en ağır bedeli kadınlar ödüyor. Kadın bedeni, ister savaşta ister barışta, şiddetin hedefi haline geliyor. Belki de bu yüzden bu haberler artık benim için sıradan başlıklardan ibaret değil. Her biri aynı soruyu yeniden düşündürüyor: İnsanlık pek çok alanda ilerleme kaydederken neden kadınların en temel hakkı olan güvenliği hala sağlayamıyor?

Bazen en büyük sorunun bu suçların işlenmesi değil, onlara alışmamız olduğunu düşünüyorum. Bir tecavüz haberiyle uyanıyor, birkaç dakika öfkeleniyor, ardından sıradaki habere geçiyoruz. Trajediler yeni bir istatistiğe dönüşüyor, acı ise haber akışının sıradan bir parçası haline geliyor.

Gazeteciliğin sorumluluğu

Tam da bu noktada gazeteciliğin sorumluluğunun yalnızca yaşananları aktarmaktan ibaret olmadığını düşünüyorum. Gazeteci insanlara sadece ne olduğunu anlatmaz, aynı zamanda unutmamalarını sağlar ve birbirinden kopuk görünen olaylar arasındaki bağı kurmalarına yardımcı olur. Hindistan'da yaşanan Sudan'dan bağımsız değildir, Libya'da görülen dava da yalnızca hukuki bir dosya değildir. Bunların hepsi, kadınların güvenlik ve onur mücadelesinin hala sürdüğünü hatırlatıyor.

Bu satırları hazır çözümlerim olduğu için ya da bir köşe yazısının kadınlara yönelik şiddeti durduracağına inandığım için yazmıyorum. Yazıyorum çünkü benim için yazmak, unutmaya karşı bir direniştir. Haberleri her okuyuşumda, her başlığın ardında adı olan, bir hikayesi bulunan ve yarım kalmış hayalleri olan bir kadın olduğunu görüyorum. Beni en çok korkutan ise bu suçların tekrarlanması değil, onları okumaya alışmamız ve günlük haber akışının sıradan bir parçası haline gelmesidir.

Fas'tan, telefon ekranımda hem küçülen hem de trajedileriyle büyüyen bu dünyaya bakarken, bir kez daha inanıyorum ki kadınların güvenlik hakkını savunmak tek bir ülkenin ya da yalnızca kadınların meselesi değildir. Bu, yaşamak istediğimiz dünyanın ne kadar insani olduğunun gerçek ölçüsüdür.

*Faslı Gazeteci