İran'dan ‘muhalif medya’ listesi: 44 yayın kuruluşu hedefte
İran İstihbarat Bakanlığı, “casusluk ve düşman ülkelerle iş birliğine yönelik cezaların ağırlaştırılması” yasası kapsamında 44 yurt dışı merkezli Kürtçe ve Farsça medya kuruluşu ile 61 kişiyi “muhalif” ilan etti.
Haber Merkezi- İran İstihbarat Bakanlığı, Başsavcılığa gönderdiği genelgeyle, “Casusluk ve Siyonist rejim ile düşman ülkelerle milli güvenlik ve ulusal çıkarlara karşı iş birliğine yönelik cezaların ağırlaştırılması” yasasının 4. maddesi uyarınca hazırlanan “muhalif ağlar” listesini yayımladı.
Genelgede, “muhalif medya kuruluşları”, “muhalif insan-medya” ve “muhalif sosyal medya hesapları” olarak tanımlanan kişi ve kuruluşlara ilişkin kapsamlı bir listeye yer verildi. Yayımlanan listede, yurt dışında faaliyet gösteren 44 Kürtçe ve Farsça televizyon kanalı ile medya kuruluşu “muhalif medya” olarak sınıflandırıldı. Listenin bir diğer bölümünde ise aralarında tanınmış kadın hakları savunucularının da bulunduğu 61 kişi, “muhalif insan-medya” başlığı altında yer aldı. Genelgenin son bölümünde ise Instagram, Telegram, X, YouTube ve çeşitli internet sitelerinde faaliyet gösteren 310 dijital medya hesabı, kanal ve internet sitesi söz konusu yasanın ilgili maddesi kapsamına alındı.
Cezai yaptırım uygulanacak
İran'da yürürlükte bulunan düzenlemeye göre, listede yer alan kişi, medya kuruluşu veya dijital platformlarla medya, propaganda ya da kültürel alanda iş birliği yapılması, yasal koşulların oluşması halinde cezai yaptırımla karşılaşabilecek.
Ayrıca bu medya kuruluşlarına veya dijital medya hesaplarına fotoğraf, video, belge ya da herhangi bir bilgi ve içerik gönderilmesi de, “ulusal güvenliğe aykırı faaliyet” kapsamında değerlendirilerek adli soruşturmaya konu olabilecek. İstihbarat Bakanlığı'nın genelgesinde, listede yer alan kişi ve kuruluşlarla haberleşme, medya çalışması veya bilgilendirme faaliyetlerinde bulunulmasının da yasal şartların oluşması halinde yargı sürecine tabi tutulabileceği vurgulandı.
Söz konusu listenin, ülkede savaş atmosferinin hakim olduğu ve özellikle gazeteciler ile kadın hakları aktivistlerine yönelik baskıların arttığı bir dönemde yayımlanması, ifade ve basın özgürlüğüne yönelik yeni kısıtlamalar getirilebileceği yönündeki endişeleri de beraberinde getirdi.