Sibel Uzun: NATO karşısında halkların barışını savunmalıyız
Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’ni değerlendiren EHP Genel Başkan Yardımcısı Sibel Uzun, NATO’nun savaş politikalarının halklara yıkım getirdiğini belirterek, muhalefetin ortak bir barış mücadelesi etrafında birleşmesi gerektiğini söyledi.
ELİF AKGÜL
İstanbul- Türkiye, 7-8 Temmuz'da Ankara'da düzenlenecek NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nde 32 müttefik ülkenin liderlerini bir araya getirmeye hazırlanıyor. Beştepe'deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştirilecek zirve, Türkiye'nin 2004 İstanbul Zirvesi'nin ardından NATO liderler toplantısına ikinci kez ev sahipliği yapması açısından önem taşıyor. İttifakın savunma ve caydırıcılık kapasitesinin güçlendirilmesi, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın Avrupa güvenliğine etkileri, savunma harcamaları, transatlantik güvenlik mimarisi ile Ortadoğu'daki gelişmelerin zirvenin ana gündem başlıklarını oluşturması bekleniyor. Zirve öncesinde Ankara'da güvenlik hazırlıkları hızlandırılırken, kamu kurumları koordinasyon toplantılarını tamamlıyor.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde yapılacak zirveye, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin yanı sıra üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının katılması öngörülüyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın da zirveye katılacağını açıklaması, toplantının uluslararası ağırlığını artıran gelişmeler arasında gösteriliyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara Zirvesi'nin "NATO tarihinin en önemli zirvelerinden biri" olabileceğini belirtirken, Türk yetkililer toplantının ittifakın geleceğine ilişkin kritik kararların alınacağı bir platform olacağını vurguluyor.
Çok sayıda kişi gözaltına alındı
Zirve öncesinde Ankara'da alınan geniş güvenlik tedbirleri ve eylem yasakları tartışmaları da beraberinde getirdi. Ankara Valiliği'nin zirve sürecinde gösteri ve etkinliklere yönelik yasak kararına karşı Emek Partisi (EMEP) idare mahkemesine başvurarak kararın iptalini talep ederken, "NATO Defol Kampanya Platformu" ile "NATO ve Savaşa Hayır" platformu başta olmak üzere çok sayıda savaş karşıtı grup Ankara ve diğer kentlerde protesto çağrıları yaptı. Öte yandan, zirve öncesinde İstanbul'da çeşitli sosyalist ve antiemperyalist örgütlere yönelik operasyonlarda çok sayıda kişinin gözaltına alınması da muhalefet çevrelerince NATO Zirvesi hazırlıklarıyla ilişkilendirilerek tepkiyle karşılandı. Hükümet ise alınan güvenlik tedbirlerinin ve operasyonların uluslararası zirvenin güvenliğinin sağlanmasına yönelik olduğunu öne sürdü.
‘Barış eksenli bir tutum alınmalı’
Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkan Yardımcısı Sibel Uzun da NATO Zirvesi'ne ilişkin ajansımıza değerlendirmelerde bulundu. Sibel Uzun Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'nin yalnızca uluslararası bir diplomasi toplantısı olmadığını, Türkiye'nin dış politikası, savunma harcamaları, toplumsal muhalefet ve demokratik haklar açısından da sonuçlar doğuracağını söyledi. NATO'nun bölgedeki savaş politikalarını eleştiren Sibel Uzun, zirve hazırlıklarıyla birlikte baskı politikalarının yoğunlaştığını ifade ederken, muhalefetin savaş ve savunma politikalarına karşı barış eksenli bir tutum alması gerektiğini belirtti. Sibel Uzun, 2004'teki NATO Zirvesi'nden bu yana emperyalist politikaların değişmediğini, buna karşı toplumsal muhalefetin de ortak bir barış mücadelesi yürütmesi gerektiğini dile getirdi.
‘Toplumsal muhalefete yönelik saldırıların giderek arttığını görüyoruz’
Sibel Uzun, Ankara'da düzenlenecek zirvenin Türkiye açısından ne ifade ettiğini şu sözlerle anlattı:
"7-8 Temmuz'da gerçekleşecek NATO toplantısı, bizler açısından Türkiye'nin egemenlerinin ya da yönetiminin, AKP iktidarının emperyalizmle olan konumunu ve durumunu ifade ediyor."
AKP'nin bölgesel politikalarına da değinen Sibel Uzun, "AKP iktidarının bir tür bölgedeki yayılmacılık heveslerinin hâlâ devam ettiğini görüyoruz. NATO elbette ki Ortadoğu'da, Ukrayna'da güncel olarak birtakım savaş organizasyonlarını sürdürüyor. Dolayısıyla bizler sosyalistler olarak emperyalizmin çelişkilerinin hala çok yakıcı biçimde devam ettiğini görüyoruz" dedi.
Zirvenin Türkiye'de nasıl bir siyasal tablo yaratacağını değerlendiren Sibel Uzun, NATO hazırlıklarının yalnızca diplomatik bir organizasyon olmadığını belirterek şöyle konuştu:
"7-8 Temmuz'da gerçekleşecek olan toplantıda NATO'ya açılması, bunun için ülkenin fiziksel olarak hazırlanması, siyasal olarak da toplumsal muhalefete saldırının gittikçe el artırarak devam etmesi, Türkiye kapitalistlerinin ve alt emperyalistlerin ne tür bir yaklaşımının olacağını haberini veriyor."
‘NATO'ya hazırlık bahanesiyle demokratik hakların alanı daraltılıyor’
Sibel Uzun, NATO hazırlıkları kapsamında baskı politikalarının arttığını da şu sözlerle dile getirdi:
"Özel Öğretmenler Sendikası'na çok korkunç bir saldırı oldu; daha yeni devrimcilere yönelik gözaltılar ve baskılar oldu. NATO'ya karşı bir mücadele ve açıklama organize eden, NATO'ya karşı muhalefet etmek üzere hazırlık yapan kesimlere yönelik bir saldırı olduğunu görüyoruz."
Hazırlıkların ekonomik boyutuna da değinen Sibel Uzun, savunma harcamalarını şöyle değerlendirdi:
"Türkiye'nin de fiziksel hazırlıklarını yaptığını görüyoruz. Öğrencilerin yurtları düzenleniyor. Etimesgut Havalimanı'yla birlikte Türkiye'nin fiziksel yapısına da zarar verecek şekilde bir düzenleme yapılıyor. Buna yönelik maliyetler ve korkunç bir bütçe planlaması yapılıyor."
Savunma bütçesinin emekçiler üzerindeki etkisine dikkat çeken Sibel Uzun, "Savunma bakımından korkunç bir bütçe yatırımıyla birlikte emekçiler de bir yandan yoksullaştırılıyor. NATO'ya hazırlık bahanesiyle gittikçe demokratik hakların, emekçilere yönelik gündeme gelebilecek direnişlerin alanının daraltılmaya çalışıldığını görüyoruz. O yüzden de NATO gündeminin emekçilere, yoksullaştırmaya, ekonomiye yönelik doğrudan da bir bağlantısı olduğunu görüyoruz" ifadelerini kullandı.
‘Halkların barışından yana olması gerekiyor’
Savaş tehdidi karşısında sosyalistlerin ve muhalefetin nasıl bir tutum alması gerektiğine ilişkin de konuşan Sibel Uzun, NATO'nun bölge halkları üzerindeki etkisini şu sözlerle anlattı:
"Bugüne kadar NATO eliyle Ortadoğu'da savaş ya da yayılmacılık süreçleri halklara hep eza ve cefa getirdi. Özellikle Kürt halkı, Alevi halkı ve İran'daki halklar açısından ölüm, katliam ve göç gibi korkunç sonuçlara yol açtı."
Barış siyasetinin güçlendirilmesi gerektiğini belirten Sibel Uzun, şöyle devam etti:
"Ne olursa olsun sosyalistlerin, hatta muhaliflerin, NATO gibi bir savaş örgütünün ya da emperyalistlerin savaş emelleri gündeme geldiğinde kesinlikle barış politikasının yanında yer alması gerekiyor. Halkların barışından yana olması gerekiyor."
Muhalefetin savunma politikalarına yaklaşımını da değerlendiren Sibel Uzun, "Ülkemizdeki muhaliflerin de Türkiye'nin savunma sanayisinin güçlenmesi, büyümesinden yana olması doğru değil. Çünkü bu emperyalist emellere hizmet eden bir savunma politikasından ve bütçesinden bahsediyoruz. O yüzden bu bütçe bizim bütçemiz değil. Bu savunma yönetimi ya da politikası bizim politikamız değil. Muhalefetin buna topyekûn itiraz etmesi gerekiyor. Bir barış politikasından yana olması gerekiyor" dedi.
Kürt meselesine de değinen Sibel Uzun, "Kürt halkının da içinde bulunduğu güncel durum da bu. Bir anlaşma zemini yaratmaya çalışıyor. Dünyadaki dört toprak içerisinde bunun için ezilen bütün halklarla bir araya gelmeye çalışıyor. Dolayısıyla biz de sosyalistler olarak emperyalizme karşı bir barış siyasetini nasıl inşa edeceksek buna dikkat kesilmek zorundayız" ifadelerini kullandı.
‘Emperyalizmin çelişkileri yumuşamadı’
2004 yılında İstanbul'da düzenlenen NATO Zirvesi'nden bu yana yaşanan değişimi de değerlendiren Sibel Uzun, emperyalizmin niteliğinin değişmediğini belirterek şunları söyledi:
“1990'lı yılların ardından, biraz postmodernizmin etkisiyle de sol liberalizm diyeceğimiz kanat, emperyalizmin çelişkilerinin yumuşadığını; karşılıklı bağımlılık ilişkilerinin bir emperyalist saldırganlık ve bağımlılık ilişkisi değil de küreselleşme olarak ifade edildiği bir sürece girdiğimizi öne sürdü. Bu nedenle Avrupa ve ABD emperyalizminin çok büyük bir tehlike arz etmemeye başladığını, mücadeleyi de böyle bir perspektifte ele alabileceğimizi söylediler. Bizler o dönemde şunu söyledik: ‘Hayır, emperyalizmin çelişkileri yumuşamadı. Emperyalizm olduğu gibi devam ediyor. Kapitalizmin çelişkileri emekçileri daha da yoksullaştırıyor' dedik. Tam o tartışmaların akabinde ABD Irak'ı işgal etti. Kapitalizmin çelişkilerinin yumuşamadığı da ortaya çıkmış oldu."
2004'teki savaş karşıtı hareketi hatırlatan Sibel Uzun, "2004 yılında Irak'ta Savaşa Hayır Koordinasyonu olarak çok çetin bir mücadele verdik. Ankara'da tüm halklar ve emekçiler birlikte bir miting düzenledi. 1 Mart tezkeresinin Meclis'ten geçmesi engellendi. Bu tarihe geçti. Bir kez daha böyle bir başarıyı elde edebiliriz" dedi.