‘Nafaka hakkı kararında Avrupa’nın model alınması akıl tutulmasıdır’
Nafaka hakkına dair müdahalenin kadınların güvencesizliğini derinleştireceğini belirten Av. Burcu Şeber, nafaka hakkının sınırlandırılmasında Avrupa modelinin örnek alınmasını da eleştirdi.
MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN
Wan - Antalya 12. Aile Mahkemesi, 2025 yılında baktığı bir davada, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasının “süresiz olması” hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuştu.
İtiraz başvurusunda, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Yoksulluk Nafakası” başlığını taşıyan 175. maddesinin, “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir” şeklindeki birinci fıkrasındaki “süresiz olarak” ibaresinin iptali istendi.
Başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihinde oy çokluğu ile verdiği kararda Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan “yoksulluk nafakasına” dair “süresiz olarak” ibaresini iptal etti.
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının, gerekçeli kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasının ardından 9 ay sonra yürürlüğe girmesine karar verildi.
Hukuki açıdan bakıldığında nafaka cinsiyet odaklı bir düzenleme değildir; Türk Medeni Kanunu'na göre boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan tarafa, diğer eşin kusurunun daha ağır olmaması şartıyla nafaka bağlanır. Nafaka hakkı sadece kadınları ilgilendiren bir hak olmamasına rağmen, Türkiye’deki toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve ekonomik eşitsizlik nedeniyle nafaka alan kesim genelde kadınlar oluyor.
İnsan Hakları ve Medya Derneği (İHAMED) Üyesi Avukat Burcu Şeber, nafaka hakkına dair değerlendirmelerde bulunarak, kadınların karşılaşacağı mağduriyetlere dikkat çekti.
‘Bakım yükü kadının omuzunda’
Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonra nafakaya ilişkin birçok tartışmanın başladığını ifade eden Burcu Şeber, “Tartışmalar da devam ediyor. Nafaka sonucunda kadınların zenginleştiğini iddia eden bir kesim var. Bu yüzden de aslında biraz daha nafakanın amacını anlatmak gerekiyor. Nafakanın amacı bir zenginleşme değildir. Aile birliği içerisinde çalışma hayatından uzaklaştırılan kişinin çocuk bakımı, ev bakımı, bazı durumlarda da yaşlı bakımları olabiliyor. Ve yıllarını ücretsiz bakıma adayan kadınlar var. Bu anlamda boşanma sonrasında kadınların hukuki bir açıdan nispeten de olsa sınırlı bir güvencesidir nafaka. Çünkü evlilik birliği içerisinde kadınlar psikolojik baskıya, fiziksel şiddete maruz kalabiliyorlar” dedi.
‘Kadınlar erkeklerle eşit koşullarda yaşayabiliyorlar mı? sorusu sorulmalı’
Nafakanın sınırlandırılmasını savunanlar ya da tamamen ortadan kaldırılmasını savunan kişilerin “kadınlar eşit şekillerde yaşayabiliyorlar mı, eşit ücret alabiliyorlar mı, boşanma sonrasında bir işe rahatlıkla girebiliyorlar mı, kadın istihdamı ne düzeydedir?” gibi soruları cevaplaması gerektiğine değinen Burcu Şeber, kadınların yaşadıkları eşitsizliklere işaret etti.
‘Avrupa’yı örnek göstermek akıl tutulmasıdır’
Burcu Şeber, “Çünkü bu sorular cevaplanmadan kalkıp tüm dünya modelini Türkiye şartlarında uygulanmasını istemek gerçekten akıl tutulmasıdır. Tartışmanın başlangıcında Avrupa ülkeleri gösteriliyor. Doğrudur, Avrupa'da da dünyada da nafakanın sınırlandırılması söz konusudur. Ama orada sınırlandırılmadan sonra, boşanma halinden sonra kadınlar yoksulluğa sürüklenmiyorlar. Orada bir güvenceleri söz konusu. Devlet mekanizmaları buna çok daha müsait ve çok daha fazla kadın istihdamına ulaşabiliyorlar. Ama Türkiye şartlarına baktığımızda buradaki tabloda aksini görüyoruz. Türkiye'deki sistemde ne yazık ki kadın güçlendirilmediği, boşanmadan sonra büyük bir yoksulluğa maruz bırakıldığı için o uygulamayı alıp direkt olarak buraya uygulamak hukuki bir tartışma konusu değildir, olamaz. İnsani boyutta da değildir” şeklinde konuştu.
‘Türkiye'de birçok kadın ekonomik anlamda bağımsız değil’
Burcu Şeber, kutsal aile söyleminin kadınları Türkiye'de korumadığının altını çizerek, kadınları mağdur eden bir yerde, eşit şartlarda olmadıklarını vurguladı. Burcu Şeber, “O yüzden sık sık Avrupa örneklerini emsal göstererek onların modelini benimsemek mümkün değil. Çünkü direkt olarak Avrupa sonucunu alırsak elimize, bu kısımları mümkün kılan devlet mekanizmalarını hiçe saymış oluyoruz. O devlet mekanizmalarını oluşturacağız ki temeli sağlam olacak ki biz bu modeli direkt olarak uygulayabilelim. Yoksa bunun aksi tartışılamaz. Burada kalkıp nafakanın sınırlandırılmasından bahsedemeyiz. Burada çözüm aramak gerekiyor ve çözüm kadınların kazanılmış haklarına bir müdahale değildir. Gerçek çözüm kadın boşandıktan sonra eşit şartlarda ücret alacak, kadın istihdama ulaşabilir olacak. Hatta bebeği olan kadınlar çok rahat kreşlere erişim sağlayabilecek. Türkiye'de böyle bir durum söz konusu değil. Bu şekilde sınırlandırmayı kabul etmek ya da tamamen nafakayı kaldırma gibi tartışmaların sonucunda da kadın o şiddet döngüsünün içerisinde ne yazık ki kalmaya devam edecek. Çünkü Türkiye'de birçok kadın ekonomik anlamda bağımsız değil. Bu nedenle şiddet gördüğü eve geri dönmek zorunda kalıyorlar ya da hiç ayrılamıyorlar. Bu döngüde nafakanın sınırlandırılması ya da kaldırılması tartışmalarını ana noktaya almak mümkün değil” sözlerini kaydetti.
Burcu Şeber, nafaka gibi önemli bir gündemin magazin haberlerinden yola çıkarak birkaç örnek ile hareket edilerek alınabilecek kararlar olmadığının altını çizdi.
‘Kadın nafaka ile zenginleşmiyor’
Burcu Şeber sözlerine şöyle devam etti: “Kadın 13-16 yaşlarında evlendiriliyor. O süre zarfında çocuğa bakıyor, ev içi bakımına bakıyor. Daha sonra aile içerisinde erkek tarafından bir şiddete maruz kalıyor. Ayrıldıktan sonra erkek ‘sen git kendi hayatına bak sana nafaka vermeyeceğim’ diyor. Hal böyle olurken kadın tek başına zaten iş yaşamından uzaklaştırılmış, hayata adapte olması çok zor oluyor. Gerçek olgular üzerinden konuşmak gerekiyor. Eğer gerçek olgular üzerinden konuşmazsak sonuca da varamayacağız. Başka bir örnekte hamile olan bir kadın boşanma sonrasında çok cüzi bir miktarda nafakaya hükmediliyor. Ve zaten bu nafakaların da ne yazık ki tahsil kabiliyeti olmuyor. ‘Böyle durumlarda kadın gerçekten zenginleşmiş mi oluyor?’ diye sormak gerekiyor. Kadının zenginleşmesinden bahsedilebilmesi ya da bunun öne sürülmesi gerçek olmayan durumlardır.”
‘Türkiye nafaka hakkına dair güvence vermiyor’
Boşanma sonrasında birçok kadının psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğuna işaret eden Burcu Şeber, Türkiye'de bunun zemini olmadığını bu sebepten Avrupa örneklerini uygulamanın mantığa aykırı olduğunun altını çizdi. Burcu Şeber, Avrupa’da nafaka yükümlülüğünü yerine getirilmediği zamanlarda bunun güvencesinin devlet tarafından verildiğini ama Türkiye'de güvence verilmediği gibi bu dosyaların tahsilinin bile gerçekleşmediğini aktardı.
‘Süresiz ibaresinin şartları vardır’
Burcu Şeber, “Biz şu an nafaka örnekleri verirken sürekli kadın üzerinden gidiyoruz ama kanunda da sadece kadın ve erkek ibaresi geçmiyor. Kanun, ‘yoksulluğa mahkum olan, yoksulluğa düşen kişiye ödenir’ diyor. Ama Türkiye şartlarında yoksulluğa düşen kesim daha çok kadınlar oluyor. O yüzden de biraz daha somut adımlar atılması gerekiyor. Tartışmanın odağını biraz gerçek dosyalar üzerinden yürütmekte fayda görüyorum. Medyada, sosyal medyada birçok bürokrat isimler nafakanın sınırlandırılması durumunu öve öve anlatıyorlar. Emsal gösteriyorlar. ‘Bir erkek bir yıl evli kaldı hayatı boyunca nafaka ödeyecek. Bu sınırlandırılsın ve kaldırılsın’ diyorlar. Bu tamamıyla gerçek dışı bir beyandır. Böyle bir şey zaten kanunda da mümkün değil. Süresiz ibaresinin şartları vardır. Yoksulluğa düşen tarafın durumu iyileştirildiği zaman zaten bu süresiz ibaresi anlamını yitiriyor ve nafaka kesiliyor. ‘Süresiz oldu, yıllardır ben ona nafaka ödüyorum’ gibi beyanlar da doğru değil. Kadının zenginleştiği erkeğin bunun üzerinden mağdur edildiği durumu dediğimiz gibi sadece kirli bir propaganda, kirli bir siyasetten farklı bir şey değildir.”
‘Kadın güvencesizliğe itilmiş olacak’
Nafakanın sınırlandırılması veya tamamen ortadan kaldırılmasına karşı devlet mekanizmalarının devreye girmesi gerektiğini belirten Burcu Şeber, “Kadın eşit istihdam alanlarına, eşit ücrete, eşit haklara sahip olmak zorundadır veya bebeği varsa boşanma halinden sonra kreşlere, çocuk bakım evlerine ulaşabilme imkanı sağlanması lazım. Bu başlıklarda bir temel oluşturulması gerekiyor. Daha sonra biz sınırlandırılmayı konuşabiliriz. Bu temeller atılmadığı sürece bir sınırlandırma ya da nafakanın tamamen kaldırılmasını savunanların fikri gerçekleşmiş olursa, kadın bir güvencesizliğe, bir yoksulluğa itilmiş olacak” vurgusunda bulundu.
Devlet mekanizmalarının işlevsizliği: Bir haftada 5 kadın katledildi
Burcu Şeber, Anayasa Mahkemesinin (AYM) süresiz ibaresine yönelik iptal kararından sonra sadece Wan’da kendilerine ulaşan bilgilere göre bir haftada beş kadının katledildiğine dikkat çekti. Burcu Şeber sözlerine şöyle devam etti: “Onun öncesinde de çok fazla şüpheli kadın ölümleri gerçekleşiyordu. Bu tablo kadınların ağır riskler altında olduğunun bir kanıtıdır. Biz kadın ölümlerini, şüpheli kadın ölümlerini mevcut durumdan farklı bir tabloda değerlendiremeyiz. O yüzden şartlar oluşmadan, kadın istihdamı sağlanmadan, kadın güvenceye alınmadan bu uygulamanın vücut bulması mümkün değildir. Böyle bir durumu daha önce İstanbul Sözleşmesi'nde de gördük. İstanbul Sözleşmesi bir gecede geri çekildi. Çok kıymetli bir sözleşmeydi. Tamamıyla kadını koruyan bir yerdeyken aynı şekilde bir güruh çıktı ve bunun aile yapısına uymadığından bahsederek bu kararın savunuculuğunu yaptılar. Nafakaya dair karar onun devamı niteliğinde.”
Burcu Şeber, kadınların kazanılmış haklarının sistematik olarak hedef alındığını söyleyerek, “Gelen sonuç hiç değişmiyor. Şüpheli kadın ölümleri, şiddet döngüsünde kalan kadınların durumları değişmiyor. Değişmeyen bir şey varsa orada bir temelsizlik vardır. Devletin gerekli mekanizmalarını işletmediği söz konusudur. Devlet mekanizmalarını sağlamlaştırmak gerekiyor. Aksi halde ‘kadın hakları’ vurguları propagandadan öteye gitmeyecektir” diye belirtti.