Hukukçu Several Ballıkaya: Yasa demokrasiyi tesis edecek bir perspektifle hazırlanmalı

Hukukçu Several Ballıkaya, Meclis'e gelmesi beklenen çerçeve yasası ile ilgili olarak demokratikleşmeyi esas alan bir "katılım yasası" çağrısı yaparak, sürecin daha fazla ertelenmesinin toplumsal umutları zayıflatacağı uyarısında bulundu.

ELİF AKGÜL

İstanbul- Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme süreci kapsamında Meclis’e sunulması beklenen çerçeve yasa tartışmaları sürüyor. Meclis kulislerine yansıyan bilgilere göre, 8-10 maddeden oluşması beklenen düzenlemenin TBMM'nin temmuz ortasındaki yaz tatiline girmesinden önce gündeme getirilmesi planlanıyor. Taslakta, silah bırakanların mevcut soruşturma ve kovuşturmalarına ilişkin usuller ile ilgili mevzuatta yapılacak değişikliklerin yer alması beklenirken, düzenlemenin kapsamı ve içeriğine ilişkin tartışmalar da devam ediyor.

Sürece ilişkin hazırlanan yasa taslağına yönelik değerlendirmeler sürerken, hukukçu Several Ballıkaya taslağın hukuki ve siyasi boyutuna ilişkin görüşlerini ajansımızla paylaştı.

‘Momentumu kaybetmemek için adım atmak gerekiyor’

Several Ballıkaya, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş'un açıklamalarını hatırlatarak, yasal düzenlemenin daha fazla geciktirilmemesi gerektiğini söyledi. İki yıldır somut bir adım atılmadığını belirten Several Ballıkaya, hazırlanacak düzenlemenin güvenlik eksenli değil, demokratikleşme perspektifiyle ele alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

“Örgütün silah bırakmasına paralel olarak yürüyecek bir süreçten bahsetti. Silah bıraktıklarının tespit edilmesinden söz etti. Şimdi önemli olan kısım 'bu momentumu kaybetmemeliyiz' kısmı. Gerçekten de bugün yapılması gereken, bu momentumu kaybetmeden sürecin çözülmesi için adım atmak ve sağlıklı düzenlemeleri yapmak. Çünkü bu iki yılın sonunda hala somut bir adım atılmış değil. Dolayısıyla yasal düzenlemenin yapılması gerekiyor.

Numan Kurtulmuş, yasal düzenleme konusunda somut bir veri sunmadı; fakat Meclis'in çıkardığı rapora atıfta bulundu. Raporla ilgili DEM Parti olarak bizim eleştirilerimiz zaten vardı. Yasanın çerçevesinin aslında güvenlikçi bir anlayışa dönüşmemesi ve bu çerçevede bir düzenleme yapılmaması konusunda doğal olarak bir beklentimiz var. Güvenlikçi bir politikayla değil, sürecin ihtiyaçlarına göre barışı ve demokrasiyi tesis edecek bir perspektifle hazırlanması gerekiyor.”

‘Pozitif barış aşamasına geçişin belgesi olmalı’

Basına yansıyan 6-7 maddelik yasa hazırlıklarına da değinen Several Ballıkaya, düzenlemenin yalnızca silah bırakmaya odaklanmasının çözüm üretmeyeceğini söyledi. Hazırlanacak metnin, demokratik siyasete katılımın önünü açacak temel bir yasa olması gerektiğini ifade etti:

“Gazetelerde, 6-7 maddelik yasanın da silah bırakmaya angaje edilen bir bakış açısıyla hazırlanacağı yönünde tespitler var. Bu tabi ki yetersiz ve sorunu çözmeyecek bir bakış açısı. Sorunu çözmesi açısından örgütün kendisine ilişkin almış olduğu fesih kararının bir sonuç yaratması, yani demokratik siyasete, demokratik hayata, normal hayata katılım konusunda bir yol açmış olması gerekir.

Bu sürecin adı, bize göre, barış ve demokratik toplum süreci. Barış ve demokratik toplum sürecinin anlamı şu: Sadece Kürt sorunu ya da silahlı mücadeleyi bırakmış kişilerin sürece katılması demek değil. Bu sorun da dahil olmak üzere toplumun demokratik olarak yeniden inşa edilmesi meselesi.

Dolayısıyla 6-7 maddelik bir çerçeve yasa olacaksa da, bu çerçeve yasanın perspektifi şu olmalıdır: Silah bırakmaya ya da bırakmamaya endeksli olmaksızın, sürecin gereklerine uygun olarak, bir katılım yasası, yani pozitif barış aşamasına geçişin belgesi olacak bir yasa olması gerekir.”

‘Bunun bir başlangıç yasası olması gerekir’

Several Ballıkaya, kamuoyunun yalnızca basına yansıyan bilgiler üzerinden tartışma yürütmek zorunda bırakıldığını belirterek, taslağın Meclis'e sunulması ve toplumsal tartışmaya açılması gerektiğini söyledi. Hazırlanacak düzenlemenin, çözüm iradesini ortaya koyan temel bir metin olması gerektiğini ifade etti:

“Adalet Bakanlığı'yla İçişleri Bakanlığı'nın Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı'nın ziyaretinde ve ardından basına yansıyan haberlerde, infaz düzenlemesi ve denetimli serbestlikle ilgili düzenlemelerde değişikliklerin yapılmasının düşünüldüğü ifade edildi. Zaten bizi basına yansıyanlar üzerinden yorum yapmak zorunda bırakan sistem hatalı işliyor.

Öncelikle, bu 6-7 maddelik Meclis’e sunulması gereken varsa, bunun üzerinden bir tartışma olması gerekir, taleplerin alınmış olması gerekir. Öncelikle bunun bir başlangıç yasası olması ve her şeyin başlangıcı olarak bir hat açması gerekir. Sayın Öcalan buna kök yasa demişti. Bunun adını koyacak, çözüm iradesini ortaya koyacak, çözüm yolunu gösterecek bir yasa olmalı.

Çözümün yolu ne? Mutabakat ve müzakere. Mutabakatın olması için bir müzakere olması gerekir. Bu müzakerenin koşulları şu ana kadar gayriresmi olarak yürüyorsa da, yasal ve normatif olarak adım atılmış değil. Bu perspektifle hazırlanacak yasa, devamındaki diğer yasaların başlangıcı olacak.”

‘Normal hayata dönmeyi sağlayacak bir mekanizma olmadan normalleşme olamaz’

Several Ballıkaya, hazırlanacak yasanın yalnızca geri dönüşleri düzenleyen teknik bir metin olmaması gerektiğini söyledi. Cezaevlerinde bulunan hasta tutukluların, cezaevlerindeki siyasetçiler ile uzun yıllardır tutuklu bulunanların durumlarının da çözüm sürecinin öncelikli başlıkları arasında yer alması gerektiğini belirten Several Ballıkaya, demokratik siyasete katılımı sağlayacak mekanizmaların oluşturulmasının zorunlu olduğunu ifade etti:

“Sorunların öncelik sıralamasına göre elbette ele alınması gerekir. Cezaevlerinde yatan insanlar var. Ailelerin beklentileri var. Bunun öncelikle çözümlenmesi gerekir. Hasta mahpuslar var. 30 yılı aşkın bir süredir bekleyen çok sayıda insan var. Bunun öncelikle ele alınması ve çözümlenmesi gerekir. Ve siyasetçiler var cezaevinde.

Fesih kararından sonra, yine Sayın Öcalan’ın çağrısı üzerine örgüt, buradaki tüm unsurlarının yurt dışına çekilmesi konusunda bir karar aldıklarını ve bunu uyguladıklarını söyledi. Şimdi bunların normal hayata dönmesini sağlayacak bir mekanizma olmadan normalleşme olamaz. Dolayısıyla ‘silah bırakmanın tespiti mekanizmasının’ işlemesi halinde bu sorunun gerçek bir çözüme ulaşma ihtimali olmayacaktır. Umarım böyle bir şey gelmez.

Sadece denetimli serbestlik ve şartlı tahliyede yapılan düzenlemeler de yetersiz olacaktır. Çünkü 1991 tarihli Terörle Mücadele Kanunu’ndan beri her seferinde şartlı tahliye ve denetimli serbestlik düzenlemeleri yapılıyor ve hep siyasal suç kategorileri bunun dışında bırakılıyor. Şimdi belki bu kez onu kapsayan bir düzenleme yapma düşüncesinde olabilirler, ama bu yetersiz bir şey.”

‘Yasa açık ve net olması gerekir’

Several Ballıkaya, çıkarılacak ilk yasanın yalnızca hukuki bir düzenleme değil, aynı zamanda devletin çözüm iradesini ortaya koyan siyasal bir metin olması gerektiğini savundu. Demokratikleşmeye ilişkin başlıkların da bu sürecin ayrılmaz parçası olduğunu dile getirdi:

“Eğer konunun adını koyan ilk bir yasa yapılırsa, adını koyduğunuz şeyi kolayca çözersiniz. Yani bunun adına barışı tesis etme, demokrasiyi tesis etme ve silahlarından arındırılmış bir siyasal mücadele yürütülmesinin yolunun açılmasıysa, bu momentum bunu sağlıyorsa, o zaman açık ve net olması gerekir. Korkulacak bir şey değil bu.

Dünyadaki tüm örneklere baktığınızda, barış süreçlerinin negatif aşamasını geçirip, yani silahların bırakıldığı andan sonra, pozitif aşamada açıklık olmuş, tartışmalar olmuş, müzakereler olmuş. Müzakereler sonucunda bazen ileriye, bazen geriye gidilmiş; sonuç alınmış, bazen de daha sonraya ertelenmiş. Ama hepsinde olmuş bu. Çünkü bu çok taraflı bir sorun. Çok taraflı bir sorunun bir tarafı da aslında kamuoyu olarak biziz. Kamuoyunun beklentileri de var, doğal olarak. Demokratikleşme beklentileri var.

İkincisi, toplumsal diğer sorunlar var. Yani burada aslında cezaevindeki tutuklular, hükümlüler kadar önemli bir sorun da temsil konusundaki kısıtlamalar, yasaya aykırı kısıtlamalar. Nedir bunlar? Yerel yönetimlerde, belediyelerde yaşanan kayyım gibi müdahaleler. Demokratik olarak hakların kullanılmasını sağlayacak mekanizmaların işletilmesini ifade eden bir bakış açısı da belirtilmelidir. O zaman gerçekten kök yasanın sonuçlarını göreceğiz.”

‘Barış süreçlerinin en büyük karşıtı umutların yıkılmasıdır’

Yasal düzenlemenin daha fazla ertelenmesinin toplumdaki beklentileri zedelediğini söyleyen Several Ballıkaya, Meclis'in kısa sürede gerekli düzenlemeleri yapabilecek durumda olduğunu belirtti. Sürecin güvenlik eksenli bir anlayış yerine katılımı esas alan bir yaklaşımla yürütülmesi gerektiğini dile getirdi:

“Üç bayramdır bekliyoruz. Her seferinde ‘bir sonraki bayramda olacak’ deniyor. En son Cumhurbaşkanı 15 Temmuz dedi. 15 Temmuz'dan sonra bir Meclis tatiline bırakılmamasını umuyoruz. Çünkü öbür türlü toplumsal beklentilerin karşılıksız kalması daha fazla moral bozukluğuna ve umutsuzluğa yol açıyor. Barış süreçlerinin ya da barışa adım atma süreçlerinin en büyük karşıtı, umutların yıkılmasıdır. O destek azalıyor. Toplumsal rıza olmadan toplumsal barışın inşası kolay değildir. Çünkü zaten yıllardır yaşanan sorunların yarattığı tahribatlar var. Bu tahribatların giderilmesi de bunun bir parçası elbette. Sürecin bu şekilde yayılması, ertelenmesi bu tahribatı artıracak bir şeydir. O yüzden bunun olmaması lazım.

Çok kısa sürede kanunun çıkarılması gerektiğini söylüyorum. Aslında belki Meclis bir hafta çalışsa bunu yapabilir. Gerçekte iki senedir tartışılan bir sorun, ama onun ötesinde 50 yıldır zaten devletin elinde bu mekanizmalar ve bu sürece ilişkin değerlendirmeler var. Örnekler çok. Dolayısıyla aslında çok beklemeyi gerektiren bir durum değil. Bu momentumu kaybetmenin hiçbir gerekçesi yok.”

‘Sorun perspektifi güvenlikçi eksene hapsetmekte’

Several Ballıkaya, sürecin güvenlik politikaları ekseninde yürütülmesinin yanlış olacağını belirterek, devletin geri dönüşleri kolaylaştıracak koşulları oluşturması gerektiğini söyledi. Sürecin uzamasının ise kamuoyunda çözüm iradesine ilişkin soru işaretleri yarattığını şu sözlerle ifade etti:

“Devletin gördüğü büyük bir proje bu. Bu büyük projenin de dolayısıyla bir an önce hayata geçmesi gerektiği kuşkusuz. Sorunun kendisi güvenlikçi eksene hapsetmek. Barışı inşa etmek büyük bir şey. O zaman büyük bir adımın cesaretle atılması gerekiyor. Gerçekte iktidarın şu anda bu adımı atacak gücü var. Ama güvenlikçi bir bakış açısının sonucu olarak ‘Ne alacaklarına’ bakmaya çalışıyorlar. Numan Kurtulmuş da ‘teslim olmaya paralel olarak’ diyor. Süreci paralel yürütürseniz, bu güvenlikçi bir bakış açısıdır. Yani siz ne kadar alıyorsanız o kadar vereceksiniz.”

“Ama zaten süreç çok şey getirdi. İki yıldır çatışma yok, iki yıldır ölüm yok” diyen Several Ballıkaya sözlerini şöyle sürdürdü:

“ Sayın Öcalan ‘50 yıllık silahlı mücadeleyi ben bitiriyorum’ dedi. ‘Artık siyasal mücadele araçlarıyla siyaset yapmak istiyorum’ dedi. Bunlar çok önemli şeyler. Dolayısıyla zaten çok şey alınmış vaziyette. Bundan sonrası çok şekil işi. Kimler gelecek, nasıl gelecek meselesi. Eğer bunun kanallarını açarsanız, geleceklerdir. ‘Biz onların gelmesi için ne yapmalıyız?’ sorusunun sorulması lazım. ‘Biz buraya gelmeleri için hangi koşulları sağlarsak gelirler?’ Bunun sorulması lazım. Bu sorulduğunda, sürecin uzaması için hiçbir neden olmayacaktır.

Süreç uzadığında herkeste şöyle bir kaygı oluyor: ‘Aslında devlet bu sorunu çözmek istemiyor da acaba bu süreci böyle yayarak sonra yeniden geri döndürmek çabasında mı?’ diye sorular soruluyor. Şimdi bu soruların sorulmaması için güvenlikçi bakış açısından çıkarak, katılımı sağlayacak bir mekanizma üretilmesi gerekir. Ben temel sorunun bu bakış açısı olduğunu düşünüyorum. Hala devlet kodlarında var olan devletin kendini koruma refleksi bu. Oysa gerçekten Ortadoğu'da savaş çemberinin içine girmek istenmiyorsa, çok büyük bir şans var.”