Ücret eşitsizliği kadınları konut hakkından uzaklaştırıyor
Tunus ve Mısır’ı karşılaştıran bir araştırma, ücret eşitsizliğinin kadınların konut ve kentsel güvenliğe erişimini zorlaştırdığını ortaya koydu. Araştırmacı Nadia Ouba, bunun kadınlara yönelik yapısal dışlanmayı derinleştirdiğini söyledi.
ZOUHOUR MECHERGUI
Tunus- Cinsiyetler arası ücret eşitsizliği artık yalnızca ekonomik bir veri ya da işçi örgütlerinin raporlarında yer alan bir istatistik değil, kentlerin sosyal ve mekansal yapısını yeniden şekillendiren yapısal bir sorun haline geldi. Aynı iş için erkeklerden daha düşük ücret alan ya da kayıtlı işgücü piyasasının dışında bırakılarak ücretsiz bakım yükü üstlenen kadınlar, yalnızca gelir kaybı yaşamıyor, aynı zamanda yeterli konut ve kentsel güvenlik gibi temel haklara erişimde de ciddi engellerle karşılaşıyor. Artan kira bedelleri, yüksek emlak fiyatları ve temel yaşam giderleri, kent merkezinde yaşamayı giderek daha maliyetli hale getirirken, kiracıları koruyan ve kira artışlarını sınırlayan adil düzenlemelerin eksikliği kadınları kentlerin çeperlerine itiyor.
Toplumsal adalet nasıl sağlanacak?
Bu mekansal ve sınıfsal ayrışma, kadınların yalnızca yaşam alanlarını değil, günlük yaşam koşullarını da etkiliyor. Kent merkezlerinden uzaklaşmak, ulaşım maliyetlerinin artmasına, sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlere erişimin zorlaşmasına ve günlük yolculuklarda güvenlik risklerinin büyümesine neden oluyor. Bu nedenle uzmanlara göre, işgücü piyasası ve ekonomi politikalarında köklü reformlar yapılmadan konut krizinin hafifletilmesi ve toplumsal adaletin sağlanması mümkün görünmüyor. Kadınların kentte eşit haklarla var olabilmesi ise adil ücret politikaları ile cinsiyet eşitliğini gözeten kentsel planlama ve yasal düzenlemelerden geçiyor.
Eşitsizlik yeniden üretiliyor
Taqato Derneği’nin İnsan Kentsel Gelişim Ofisi iş birliğiyle hazırladığı bir çalışma, ücret eşitsizliğinin Tunus ve Mısır’daki kadınlar üzerindeki ağır etkilerini ortaya koydu. Çalışma, ücret farkını kadınlara yönelik ayrımcılık ve dışlanmayı yeniden üreten yapısal bir araç olarak değerlendiriyor.
Haklar ve Özgürlükler Kesişimi Derneği’nde araştırmacı Nadia Ouba, “İnsan Kentsel Gelişim Ofisi” ile ortak yürütülen “Şehirler Eşitlik İçin Üretken Bir Faktör Olarak” başlıklı bir çalışmanın başlatıldığını söyledi. Tunus ve Mısır arasında karşılaştırmalı ve analitik bir yaklaşım benimseyen çalışma, cinsiyetler arası ücret farkını ve bunun kadınların yeterli konut ile sosyal istikrara erişim hakkı üzerindeki doğrudan etkilerini ortaya koyuyor.
Çok boyutlu bir hak alanı
Nadia Ouba, ücret eşitsizliğinin kadınlara yönelik kentsel dışlanmayı sürdüren temel etkenlerden biri olduğunu vurgulayarak, “yeterli konut” kavramının yalnızca bir yapının fiziksel özellikleriyle sınırlı olmadığını belirtti. Nadia Ouba’ya göre bu kavram, aynı zamanda kadınların konuta erişebilecek ekonomik güce sahip olmasını da kapsayan çok boyutlu bir hak alanını ifade ediyor.
Kadınlar resmi iş gücü piyasasına katılamıyor
Nadia Ouba, araştırmanın ortaya koyduğu bulguların, yaşanan sorunların temelinde yapısal ve ekonomik eşitsizlik ile kadınların resmi işgücü piyasasına sınırlı katılımının bulunduğunu gösterdiğini belirtti. Nadia Ouba, “Mısır’da kadınların resmi işgücü piyasasına katılım oranı yüzde 18’i geçmezken, Tunus’ta bu oran yaklaşık yüzde 55’e ulaşıyor. Ancak her iki ülkede de kadınlar ücretsiz bakım emeğinin yükünü taşımaya devam ediyor. Bu durum, kadınların zamanını tüketiyor ve ekonomik olarak güçlenmelerinin önünde ciddi bir engel oluşturuyor” dedi.
Konut güvenliği konusunda eşitsizlik yaşanıyor
Verilerin kadınların konut güvenliği konusunda ciddi bir eşitsizliği ortaya koyduğunu söyleyen Nadia Ouba, “Mısır’da aylık gelir farkı erkekler lehine yüzde 20’yi aşıyor ve bu durum kadınların konut edinme kapasitesinde yaklaşık yüzde 80’lik bir düşüşe neden oluyor. Tunus’ta ücret farkına ilişkin net resmi veriler bulunmasa da sorun yapısal ve kalıcı bir nitelik taşıyor; kadınların konut edinme imkanı yüzde 90’a kadar azalabiliyor. Buna yükselen kira ve emlak fiyatlarının yanı sıra elektrik, doğalgaz ve su gibi temel yaşam giderlerindeki artış da ekleniyor” ifadelerini kullandı.
Adil bir yasal çerçeve yok
En önemli yasal sorunlardan birinin kiralık konut piyasasını düzenleyen adil bir yasal çerçevenin bulunmaması olduğunu sözlerine ekleyen Nadia Ouba, “Hem Tunus’ta hem de Mısır’da mevcut yasalar, ev sahiplerine kira bedelleri ve yıllık artışlar konusunda neredeyse sınırsız bir yetki tanıyor. Satın alma gücünü dikkate alan bir denetim mekanizması ya da kira sınırı bulunmuyor. Bu durum, özellikle kadınları ani tahliye veya kira ödemelerini karşılayamama riskiyle karşı karşıya bırakıyor” şeklinde konuştu.
Kadınlar kent merkezlerinden uzaklaşıyor
Çalışmanın ayrıca kentlerdeki “coğrafi ve sınıfsal ayrımcılık” sorununa da dikkat çektiğini ifade eden Nadia Ouba, yüksek kira ve emlak fiyatlarının kadınları ve kırılgan grupları kent merkezlerinden uzak bölgelere ittiğini söyledi. Nadia Ouba, “Bu durum kadınlar için yalnızca mekansal bir dışlanma değil, aynı zamanda iş yerlerine, eğitim kurumlarına ve temel hizmetlere erişimde ek maliyetler anlamına geliyor. Uzak bölgelerde altyapı yetersizliği, sağlık ve eğitim hizmetlerinin sınırlı olması gibi sorunlar yaşanırken, kadınlar günlük ulaşım sırasında güvenlik tehditleri ve artan şiddet riskiyle de karşı karşıya kalabiliyor” diye ekledi.
Acil yapısal reform çağrısı
Taqato Derneği’nin Tunus ve Mısır’daki hükümetler ile yasama organlarına acil yapısal reform çağrısında bulunduğu bilgisini veren Nadia Ouba, “Ekonomik uçurumu azaltmak için adil ücret ve çalışma politikalarını içeren bütünlüklü bir yaklaşım benimsenmeli. Kira sistemini düzenleyen caydırıcı yasalar çıkarılmalı, konut fiyatlarına adil sınırlar getirilmeli ve kiracılar keyfi tahliyelere karşı korunmalıdır” dedi. Nadia Ouba ayrıca, toplu taşıma ağlarının geliştirilmesi, dezavantajlı bölgelerin üretim ve hizmet merkezlerine bağlanması ve sınıfsal ile coğrafi eşitsizliklerin azaltılması gerektiğini vurguladı.
Cinsiyete duyarlı kent planlamasının önemine dikkat çeken Nadia Ouba, “Tüm gruplar için güvenli ve adil kentler inşa etmek amacıyla toplumsal cinsiyet perspektifini esas alan kentsel planlama anlayışı benimsenmelidir. Ücret eşitsizliğinin giderilmesi ve yeterli konut hakkının sağlanması, birbirinden ayrı düşünülemeyecek temel ekonomik ve sosyal haklardır” ifadelerini kullandı.