Suriye’de parlamento sistemi: Baas’tan HTŞ’ye değişen ne?

HTŞ öncülüğünde kurulan yeni parlamento sistemi “değişim” söylemiyle sunulsa da; merkeziyetçi yapı, halk iradesini dışlayan seçim modeli ve kadınlarla Kürtlerin sınırlı temsili nedeniyle Baas düzeninin devamı olduğu yönünde eleştirilerle karşı karşıya.

SİTİ ROZ

Haber Merkezi- Suriye’de seçim sistemi merkeziyetçi ve halk ayağından kopuk bir şekilde yürütülüyor. “Suriye Arap Cumhuriyeti Parlamentosu” adı bile aslında bu yapının karakterini ortaya koyuyor. Tekçi, üniter ve tek merkezden yönetilen bir devlet modeli üzerinden gelişmiş bir parlamento sistemi var. Buna “halk meclisi” adı veriliyor fakat pratikte halkın gerçek iradesini ve temsilini yansıtan bir yapı hiçbir zaman oluşmadı. Suriye’de ulus-devlet yapılanması demokratik katılım temelinde değil; otokratik, tek adam ve tek aile anlayışı üzerinden şekillendi. ABD’li diplomat Tom Barrack’ın Ortadoğu’daki devlet yapılarının seçim ve demokrasi üzerinden değil; aşiretler, güçlü aileler ve lider figürleri üzerinden yürüdüğü düşüncesi hakim. Bu anlayış, halkın adına kararların yukarıdan belirlendiği siyasal kültürü normalleştiren bir yaklaşım olarak okunabilir. Bu sistem içinde kadınlar ise siyasal alanın dışında bırakılan alt sınıf olarak görülüyor.

Baas rejiminde parlamentonun yapısı

Baas rejimi fiilen 1963 darbesiyle başladı. Ancak kurumsal parlamenter düzen özellikle Hafez al-Assad döneminde oturdu. Bu süreç boyunca 2024’te yapılan son seçimlerle birlikte toplam 13 parlamento seçimi gerçekleştirildi. 2025-2026 döneminde ise Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) öncülüğünde geçici parlamento sistemi oluşturuldu. Esad ailesinin iktidarda kaldığı yaklaşık 51 yıl boyunca devletin bütün kurumları Baas Partisi’nin kontrolündeydi. Parlamento, yargı, ordu, savunma mekanizması ve istihbarat yapıları doğrudan rejime bağlı şekilde çalışıyordu. Esasen tüm yetki Esad ailesinin elinde toplanmıştı. Bu durum 1973 Anayasası ile anayasal güvenceye alındı. Baas Partisi anayasal olarak “devletin ve toplumun lider gücü” ilan edildi. Böylece rejim, tek karar mercii haline getirildi.

250 sandalyeli parlamentoda aday listeleri büyük ölçüde Baas tarafından belirleniyor, seçimlere katılacak isimlerin rejim çizgisini kabul etmesine dikkat ediliyordu. Teoride muhalefet vardı ancak hiçbir zaman gerçek bir siyasal alan bulamadı. 2012 yılında anayasal değişikliklerle çok partili sisteme geçildiği açıklandı fakat bu değişim büyük ölçüde sembolik kaldı. Rejimi eleştiren partiler sistem dışına itilmeye devam etti. Kürt partileri de buna dahildi. Teknik olarak çok partili bir sistem oluşmuş görünse de siyasal güç merkezi değişmedi ve yine Baas’ın kontrolünde kaldı.

Parlamento seçimleri düzenleniyordu fakat aday listeleri rejim tarafından filtreleniyordu. Kürt bölgelerinde ve muhalif alanlarda çoğu zaman oy kullanımı gerçekleşmiyordu. Yurtdışındaki Suriyelilerin seçimlere katılımı da oldukça sınırlıydı. Seçim kampanyaları Baas’ın gözetimi altında yürütülüyor, sandıkların kurulması ve oy sayım işlemleri yine rejime yakın kadrolar tarafından yapılıyordu.

HTŞ dönemi: Değişim mi, devamlılık mı?

HTŞ, 2024 Aralık ayında Esad rejimini devirerek onun yerine geçti. Fiiliyatta Baas rejiminin yıkıldığı propagandası yapılsa da var olan düzen büyük ölçüde olduğu gibi kaldı. Suriye Arap Cumhuriyeti ismi korundu, geçici hükümet oluşturuldu ve geçici anayasa hazırlandı. Anayasada yalnızca Osmanlıların Arap toplumuna yaptığı katliamlara ilişkin ibareler çıkarıldı. Eğitim müfredatında değişiklikler yapıldı ve Şehitler Günü kaldırıldı. Bunun dışında anayasal yapı büyük ölçüde aynı kaldı. Esad rejiminin düşmeden önce çıkardığı ve azınlık haklarını tanıyan, yerel yönetimlerin gelişmesinin önünü açabilecek 107 sayılı yasa yürürlükte kaldı. Colani’nin çıkardığı kararnameler de buna eklendi. Değişim büyük ölçüde bununla sınırlı kaldı.

Parlamento sistemi ise el değiştirdi. Esad ailesinin yerini Colani ve onun kadroları aldı. Rejim yine Baas mantığıyla devam etti ancak bu kez Sünni bir Baas anlayışı sahneye çıktı. Sandalye sayısı 250’den 210’a indirildi. Bunların 70’i doğrudan Colani tarafından atanacak. Geri kalan üyeler ise Colani’ye bağlı yüksek seçim kurulunun bölgelerde oluşturduğu kurullar ve delegeler üzerinden seçilecek. Yani burada ince bir siyasi manevra devreye giriyor. Resmi açıklamalarda yalnızca 70 kişinin Colani tarafından belirleneceği söylense de pratikte 210 milletvekilinin tamamı Colani ve kadrosunun kontrolünde belirlenmiş oluyor. Halkın ve Suriye’deki farklı toplumsal kesimlerin iradesi hiçbir biçimde sürece yansımıyor. Anti-demokratik olan Baas sisteminin Sünni versiyonu da pek demokratik görünmüyor; hatta bazı açılardan daha geriye gidiş olduğu söylenebilir.

Baas rejimi parlamentoda kota sistemini de kullanıyordu. Vilayetlere göre seçim bölgeleri oluşturulmuştu. Hesekê vilayetine örneğin 14 sandalye ayrılıyordu. Ayrıca “işçi”, “çiftçi” ve bazı meslek grupları için özel kotalar bulunuyordu. Parlamentodaki 250 sandalyenin 127’si yani yüzde 51’i işçi ve çiftçilere ayrılmıştı. Kalan 123 sandalye ise diğer toplumsal kesimlere gidiyordu. Bu yapı Baas’ın eski “halkçı-sosyalist” söyleminden miras kalmıştı. Teoride parlamentonun çoğunluğunun emekçi sınıflardan oluşması hedefleniyordu. Ancak pratikte sistem böyle işlemedi. Baas rejimi işçi ve çiftçi tanımlarını esneterek rejime yakın iş insanlarını, aşiret reislerini ve kullanabileceği isimleri bu kategoriler üzerinden parlamentoya taşıyordu. Bunu kontrol mekanizmasına dönüştürmüştü.

‘Kapalı seçim modeli’ eleştirisi

Colani rejiminde de vilayetlere göre ayrılmış sandalye sistemi bulunuyor. Hesekê vilayeti için ayrılan sandalye sayısı 15. Bunların 10’u sözde halk tarafından belirlenecek, kalan 5’i ise Colani tarafından atanacak. Ayrıca parlamento seçimleri doğrudan Colani’ye bağlı yüksek seçim kurulunun bölgelerde oluşturduğu kurullar ve delegeler üzerinden yürütülüyor. Bu kurullar ve delegeler adayları belirliyor. Doğal olarak bu isimlerin HTŞ’ye yakın veya onun siyasetini kabul eden kişilerden oluşmasına dikkat ediliyor. Belirlenen adaylar için kapalı mekanlarda kurulan sandıklarda, yine oluşturulan delegeler oy kullanıyor. Yani halka kapalı bir seçim modeli uygulanıyor. Adayları kendileri belirliyor, oy işlemlerini de yine kendi belirledikleri kişiler üzerinden yürütüyorlar. Birçok Avrupa ülkesi bu modeli ve uygulamayı demokrasiye geçiş zemini olarak görüyor. Oysa bu kadar kapalı ve merkeziyetçi bir yapının demokrasi zemini olarak görülmesi ciddi bir tartışma konusu.

Baas rejimi parlamentoda tek mezhepli bir görüntü oluşmamasına da dikkat ediyordu. Sünniler, Hristiyanlar, Dürziler ve farklı topluluklardan bazı isimler parlamentoya alınıyordu. Ancak bunların tamamına yakını rejim çizgisine yakın kişilerdi. Colani rejimi de benzer bir çizgide ilerliyor; bu konuda ciddi bir fark görünmüyor.

Kürtlerin temsili tartışılıyor

Kürtlere ise Baas dönemi boyunca hiçbir zaman anayasal ve resmi bir kota verilmedi. Üstelik 1962 nüfus sayımından sonra binlerce Kürt vatandaşlıktan çıkarıldı. Kürtler uzun yıllar temel yurttaşlık haklarından mahrum bırakıldı. Parlamentoda çok az sayıda Kürt vekil vardı fakat bunlar çoğunlukla Baas’a yakın ve rejimle uyumlu isimlerden oluşuyordu. Kürt toplumunun siyasal taleplerini temsil eden bağımsız bir Kürt iradesi parlamentoda hiçbir zaman gerçek anlamda yer bulamadı.

Colani rejiminde ise Kürtlere kota olarak yalnızca 4 sandalye verildi. Nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan Kürtlere 4 sandalye verilmesi sembolik ve yetersiz. Ayrılan dört sandalyenin tamamı ENKS’ye verildi. 2 Şubat 2026’da Muhammed İsmail başkanlığındaki ENKS heyeti, HTŞ Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile Şam’da bir araya gelerek Kürtlerin anayasal haklarını görüştüklerini açıklamıştı. Bu seçim sistemiyle birlikte o görüşmelerin içeriği daha fazla tartışılır hale geldi. Kürt iradesini yalnızca dört sandalyeye sıkıştıran ve bu dört sandalyeyi de Kürt halkında hiçbir karşılığı olmayan ENKS’ye verilmesi HTŞ’nin Kürt inkarı politikasında ısrar ettiğini gösteriyor. Bu nedenle Rojava halkı ve Kürt siyasi partileri, ENKS’nin HTŞ’nin Kürt politikasına onay verdiği ve Kürtlerin birliğini parçaladığı yönünde eleştiri ve tespitlerde bulunuyor. Rojava’da Kürtler, 15 yıl boyunca kazandıkları siyasi deneyim ve iradelerine sahip çıkarak, Kürtleri siyasi olarak tanımayan ve yok sayan rejimin halkı temsil etmeyen seçimlerini boykot etti.

Kadın temsili geriledi

Kadın temsili konusunda ise Baas rejimi tamamen sıfır bir tablo oluşturmadı. Bunun temel nedenlerinden biri Baas’ın dengeler üzerinden siyaset yürütme anlayışıydı. Aynı zamanda dışarıya modern ve seküler bir devlet görüntüsü verme isteği de bunda etkiliydi. 250 sandalyeli parlamentoda yaklaşık 28 ila 33 kadın milletvekili bulunuyordu. Bu da yüzde 11 ila 13 arasında bir temsil anlamına geliyordu. Ancak parlamentoya giren kadınların büyük bölümü de yine rejim çizgisine bağlı isimlerden oluşuyordu. Yani kadın temsili nicel olarak var olsa da bağımsız kadın siyaseti açısından sınırlı bir yapı söz konusuydu.

Colani rejimi ise geçici olmasına rağmen başlangıç aşamasında kadın konusunda sınıfta kalmışa benziyor. 210 sandalyeli parlamentoda şu ana kadar yalnızca 6 kadın yer alıyor. Bu oran yaklaşık yüzde 4’e denk geliyor. Bu tablo, Colani geçici yönetiminin Suriye’yi Afganistan benzeri bir modele götürdüğüne dair kanıları güçlendiriyor. Bir ülkenin demokrasi düzeyini belirleyen önemli ölçütlerden biri kadınların siyasal temsili ve toplumsal konumudur. Bu açıdan bakıldığında Colani geçici yönetiminin kadın temsili konusunda oldukça geride kaldığı görülüyor.

Sistem değişti ama yapı aynı kaldı

Ortaya çıkan 51 yıllık tablonun ardından 2024’te yapılan son Baas dönemi parlamento seçimlerinde de Baas ve müttefikleri büyük çoğunluğu alarak halk meclisini bir kez daha işgal altına aldı. Fakat bu kez, Suriye halkının ve bileşenlerinin iradesini yok sayan despotik yapı, Esad rejiminin sonunu hazırlayan temel nedenlerden biri oldu.

HTŞ ve onunla birlikte hareket eden silahlı grupların oluşturduğu parlamento modeli de benzer eleştirilerle karşı karşıya. Suriye’deki toplumsal kesimlerin gerçek anlamda temsil edilmemesi, kadınların siyasal alandan dışlanması ve halk iradesini sınırlayan seçim yöntemleri nedeniyle bu yapının da uzun vadede Esad rejiminden çok farklı bir son yaşamayacağı yönünde değerlendirmeler şimdiden yapılıyor.

İki rejim karşılaştırıldığında aralarında çok büyük farklar olmadığı görülüyor. Değişen esas olarak Baas rejiminin kendisi değil, devleti yöneten kadrolar ve mezhepsel dengeler olmuş durumda. Kadınlar açısından bakıldığında da büyük bir değişim yaşanmış görünmüyor. Esad döneminde parlamentoya giren kadınlar nasıl rejimin politikalarını onaylayan isimlerden oluşuyorsa, bugün Colani liderliğinde parlamentoya giren kadınlar da HTŞ’nin çizgisini kabul eden isimlerden oluşuyor. Bu nedenle birçok kişi açısından sistem değişmiş görünse de özünde aynı merkeziyetçi ve anti-demokratik yapı devam ediyor.