Tunus’ta feminist buluşma: Emperyalizm ve patriyarka kadınlar üzerinden tartışıldı

Tunus’ta düzenlenen etkinlikte, küresel güç ilişkilerinin kadınlar üzerindeki etkisi ele alınırken, sınırları aşan ortak feminist mücadelenin gerekliliği vurgulandı.

ZOUHOUR MECHERGUI

Tunus- Tunus’ta kadın hareketlerinin güncel tartışmaları, küresel güç ilişkileri ile toplumsal cinsiyet eşitsizliği arasındaki bağı daha görünür kılmaya devam ediyor. Emperyalizm ve patriyarkal yapının kesişiminde şekillenen kadın hakları meselesi, yalnızca yerel değil, aynı zamanda uluslararası ölçekte ele alınması gereken çok katmanlı bir sorun olarak öne çıkıyor. Bu çerçevede düzenlenen son etkinlikte, feminist perspektiften yapılan analizler, hem küresel politikaların kadınlar üzerindeki etkisini hem de bu etkilere karşı geliştirilebilecek ortak mücadele hatlarını tartışmaya açtı.

Tunu Demokratik Kadınlar Derneği, İlham Merzuki Feminist Üniversitesi çerçevesinde, Tunus Hukuk, Siyaset ve Sosyal Bilimler Fakültesi’nde “Emperyalizm ve patriyarka bağlamında kadın hakları” başlıklı bir toplantı düzenledi. Toplantı, hayatını kaybeden feminist aktivist İlham Merzuki’nin anısını yaşatmak ve mücadelesini hatırlamak amacıyla gerçekleştirildi.

Aktivistler, bu buluşmanın yalnızca bir anma değil, aynı zamanda İlham Merzuki’nin savunduğu “duvarlara hapsedilmeyen, hayatla temas eden feminist üniversite” anlayışının bir devamı olduğunu belirtti. Bu yaklaşımın, teorik üretim ile pratik mücadeleyi birleştiren, düşünceyi eylemle buluşturan bir feminist çizgiye işaret ettiğini vurguladılar.

Toplantıda güncel jeopolitik gelişmeler de ele alınırken, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin uluslararası çatışmalardaki rolü eleştirel bir perspektifle değerlendirildi. Katılımcılar, bu politikaların halkların kendi kaderini tayin hakkına yönelik doğrudan bir müdahale niteliği taşıdığını ifade etti.

Halkların haklarına yönelik müdahale

Hukukçu ve araştırmacı Hafiza Şakir, konuşmasının başında ABD’nin “aşırı güç kullanımı” politikası izlediğini belirterek, halkların kendi kaderini tayin hakkını ortadan kaldırmaya yönelik sistematik çabalar olduğunu söyledi. Bu durumun, küresel ölçekte işleyen emperyal sistemin yarattığı şiddet karşısında uluslararası toplumun büyük ölçüde sessiz kalmasıyla daha da ağırlaştığını dile getirdi.

Hafiza Şakir, mevcut uluslararası sistemin hukuki normları büyük ölçüde göz ardı ettiğini, uluslararası hukuk ve sözleşmelere yeterince riayet edilmediğini belirtti. Bu bağlamda, özellikle kadınları hedef alan ihlallere karşı net ve bağlayıcı uluslararası kararların alınmamasını eleştirdi.

Ayrıca emperyalizmin uluslararası hukuk düzeninin aşınması pahasına güç kazandığını belirten Hafiza Şakir, dünyanın son on yılların en ciddi sınavlarından birinden geçtiğini ifade etti. Ona göre askeri ve siyasi güç kullanımının sınırsızlaşması, halkların kendi kaderini tayin hakkı gibi temel ilkeleri geri plana itiyor.

Hafiza Şakir, mevcut jeopolitik ortamın uluslararası karar mekanizmalarını etkisizleştirdiğini, bu durumun da hak ihlallerinin artmasına yol açtığını belirterek, uluslararası toplumun bu gidişata karşı tarihsel bir sorumlulukla hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

Etkinlikte akademik katılım da dikkat çekti. Hafiza Şakir’in yanı sıra sosyolog ve aktivist Dorra Mahfouz, mevcut durumu farklı açılardan analiz etti. Tartışmalar iki temel eksende ilerledi: biri çatışma bölgelerinde kadınların maruz kaldığı hak ihlallerine odaklanan hukuki yaklaşım, diğeri ise kriz dönemlerinde toplumsal yapıların kadınlar üzerindeki etkisini inceleyen sosyolojik yaklaşım oldu.

Siyasal kavramların çözümlemesi

Dernek üyesi Ahlam Busruval, oturumun toplumsal cinsiyet meselelerine odaklandığını ve özellikle savaş ve çatışma dönemlerinde kadınların durumunun ele alındığını ifade etti.

Öğrencilerle yapılan tartışmalarda ise küreselleşme ve emperyalizm gibi kavramların kadınların yaşamı üzerindeki etkileri sadeleştirilerek anlatıldı. Ayrıca patriyarkal yapıların, istikrarsızlık dönemlerinde kadınlara yönelik ihlalleri nasıl derinleştirdiği üzerinde duruldu.

Etkinlik, üniversite öğrencilerinin aktif katılımıyla canlı tartışmalara sahne olurken, Tunus’taki akademik ortamın güncel feminist tartışmaları anlama ve tartışma kapasitesine de işaret etti. Katılımcılar, savaş koşullarında kadınların maruz kaldığı ihlallerin ciddiyetine dikkat çekerek, bu tür tartışmaların sürdürülmesinin önemini vurguladı.

‘Kadınları cehalet ve marjinalliğe hapsetmek’

Sosyolog Dorra Mahfouz ise konuşmasında toplumsal özgürleşme ile küresel hegemonya karşıtı mücadelenin iç içe geçtiğini vurguladı. Yeni sömürgecilik biçimlerine karşı kolektif dayanışmanın “son ve en güçlü araç” olduğunu belirten Dorra Mahfouz, çok uluslu şirketler ve uluslararası yapıların yarattığı baskıya karşı ortak mücadelenin artık bir zorunluluk haline geldiğini söyledi.

Dorra Mahfouz, emperyalizmin güç sahipleriyle kurduğu ittifaklara dikkat çekerek, bu sistemin eşitsizlikleri derinleştirerek kendini yeniden ürettiğini ifade etti. Ona göre bu yapı, toplumsal hiyerarşileri kullanarak kadın-erkek eşitsizliğini daha da keskinleştiriyor ve bunu bir kontrol mekanizmasına dönüştürüyor.

Ayrıca emperyalizm ile eski Fransız sömürgeciliği arasında benzerlik kuran Dorra Mahfouz, her iki yapının da “sömürü ideolojisi” üzerine kurulu olduğunu belirtti. Kadınların bilinçlenmesinin ve toplumsal hayatta aktif bir özne haline gelmesinin bu sistemler için tehdit oluşturduğunu ifade ederek, bu nedenle kadınların eğitimsiz ve marjinal konumda tutulmaya çalışıldığını söyledi.

Son olarak Dorra Mahfouz, uluslararası ölçekte örgütlü yapılara karşı mücadelenin bireysel ya da parçalı girişimlerle mümkün olmayacağını vurguladı. Bunun yerine, sınırları aşan bir dayanışma ağı kurulması gerektiğini belirterek, toplumsal eşitlik mücadelesi ile ekonomik mücadelelerin birleşmesinin, bağımlılık ilişkilerini kırmak için tek gerçekçi yol olduğunu ifade etti.