‘Komployu boşa çıkarmak için mücadele edeceğiz’
9 Ekim Komplosu’nun Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın mücadelesinin ilk yıllarından itibaren planlandığını belirten Zelal Dêrîk, “Önder Apo ve halk hiçbir zaman birbirlerinden vazgeçmez. Komployu boşa çıkarmak için mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.
BERÇEM CÛDÎ
Kobanê - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik uluslararası komplo 9 Ekim 1998’de başlatılırken, süreç 15 Şubat 1999’da Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesiyle yeni bir aşamaya taşındı.
İmralı’da 27 yıl boyunca ağır tecrit koşullarında tutulan Abdullah Öcalan, 27 Şubat 2025’te yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”yla Kürt sorununun çözümü ve yeni bir sürecin başlamasına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme taşıdı. 9 Ekim komplosunun 28’inci yıl dönümü dolayısıyla, komplonun arka planı, Abdullah Öcalan’ın komplo karşısındaki tutumu ve Barış ve Demokratik Toplum sürecine ilişkin Demokratik Birlik Partisi (PYD) Kobanê Danışmanı Zelal Dêrîk, ajansımızın sorularını yanıtladı.
*9 Ekim 1998’de Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik başlatılan uluslararası komplo, 15 Şubat 1999’da Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesiyle sonuçlandı. Bu komployu tüm yönleriyle nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gerçekleşen Kürt devrimleri ve ayaklanmaları her zaman komplolarla karşı karşıya kaldı. Bu komploların amacı Kürt halkının iradesini kırmak ve statü sahibi olmasını engellemekti. Birçok komplo amacına ulaştı, ancak özellikle Önder Apo’nun şahsında ve ona karşı geliştirilen komploda bu gerçekleşmedi. Burada bir şeyi de netleştirmek istiyorum; 9 Ekim komplosu Önder Apo’nun attığı ilk adımdan itibaren başladı. 1979 yılında İran’da İslam Devrimi başladığında Britanya Büyükelçiliğine de saldırı gerçekleşti. O saldırıda, Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de bir Kürt örgütünün kurulduğunun ve bu örgütün yok edilmesi gerektiğinin belirtildiği belgeler ele geçirildi. Bunun için de o yıldan itibaren plan başladı ve birçok arkadaşın tutuklanması ve şehadetiyle, ayrıca farklı yol ve yöntemlerle hayata geçirildi. Sonunda Türk devleti ile başta Britanya, Fransa ve İsrail olmak üzere bazı devletler Önder Apo’nun yakalanmasını hedefledi.
9 Ekim 1998 tarihinde bu uluslararası komplo başladı. Önder Apo o dönemde kendisi hakkında bir plan yürütüldüğünü fark etti. Bunun üzerine halkı ve partiyi hazırlarken, birçok toplantı düzenlendi, televizyonda da çok sayıda konuşma yapıldı. O dönemde hegemon güçlerin tamamı Suriye’nin bütün sınırlarını kapatmış ve üç ayrı noktayı bombalamaya hazırlanmıştı. Önderlik resmi olarak Suriye’den çıktı ve Yunan parlamenterlerin çoğunluğunun oyuyla davet edildi. Şüphesiz bu davet ve birçok ülkede gerçekleştirilen geziler komplonun bir parçasıydı ve hepsi planlanmıştı. Önder Apo bu konuda, 9 Ekim’den 15 Şubat’a kadar olan yürüyüşünün “trende katledilen Yahudilerin yürüyüşü” gibi olduğunu söylüyor. Şüphesiz Önder Apo’nun tutumu ve duruşu da sürecin seyrini etkiledi. Aksi halde komplocular planlarını daha erken hayata geçirebilirdi. Önderliğin geçtiği ülkelerin her biri de komplonun farklı aşamalarında rol oynadı. Bunlardan ilki, demokrasinin olmadığı ve birçok önemli kişinin öldürüldüğü Yunanistan’dı. Ardından Sovyet Devrimi’nin ortaya çıktığı ve son bulduğu merkez olan Rusya’ya geçti. Daha sonra, başkanının “Beni Hz. İsa gibi çarmıha gererek astılar” dediği İtalya’ya gitti. Son olarak Kenya’ya götürüldü.”
*Komployu tüm yönleriyle açıkladınız, burada şu soru akla geliyor: Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın gücü bu komployu nasıl dönüştürdü?
Önemli olan, bu komplonun amacına ulaşıp ulaşmadığı meselesidir. 15 Şubat hem kara bir gündür hem de diğer taraftan tarihi bir gündür. Bu tarihte Küba devriminin önderi Che Guevara yakalanıyor, aynı zamanda Şex Said isyanının öncülerinden olan isimler yakalanıyor ve son olarak da Önder Apo’nun yakalanması gerçekleşiyor. Bu nedenle bu günün seçilmesi sıradan bir gün değildi, Kürt halkına ve hareketine önemli bir mesaj vermek istediler. Önder Apo’ya karşı işkence ve şiddetin bütün yöntemleri kullanıldı ve yine de iradesi zayıflamadı. Aksine demokratik ulus felsefesi, kadın özgürlüğü ve özgür toplum ile bu süreci değiştirdi ve mücadeleyi büyüttü. Doğrudur, Önder Apo fiziksel olarak bizimle değil, ancak fikir ve inanç bakımından her zaman aramızda yaşıyor. Bu nedenle hiç kimse bizimle Önderliğin birbirimizden koparıldığımızı düşünmesin. Bu dava, bağ ve inanç daha da büyüdü, Kürdistan sınırlarını da aştı. Çünkü bu komplocu ülkeler bunu bilseydi, Kürt sorununu başka bir şekilde çözebilirlerdi. Kürt halkının davasını daraltmak ve yok etmek istediler, ancak daha da büyüdü ve genişledi. Bu nedenle bu komplocu güçlerin sıkışmışlığı her zaman komplonun kendilerine karşı döndüğünü gösterdi.
*Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 27 yılın ardından “Barış ve Demokratik Toplum” süreciyle tüm dünyanın karşısına çıktı ve yeni bir dönemin başlangıcını ilan etti. Bu çağrının arka planında neler var?
Bugün komplo ile Barış ve Demokratik Toplum sürecini birlikte değerlendirdiğimizde birçok şey söyleyebiliriz. Komplocu güçler, tutuklama, işkence ve tecrit yoluyla amaçlarına ulaşamayacaklarını anladıklarında farklı yöntemlere başvurmak zorunda kaldılar. Ancak bu adımlar Önder Apo ve Kürt halkı için değil, yine kendi çıkarlarını korumak için atıldı. İran Savaşı başladığında Devlet Bahçeli de sonrasında sıranın Türkiye’ye geleceğini söyledi. Önder Apo, bu koşullara ilişkin olarak Kürdistan’ı işgal eden ülkelere mektuplar gönderdi ve Kürt sorununun çözülmemesi halinde büyük felaketlerin yaşanacağını açıkça belirtti. Bu nedenle Önder Apo, “Bıraktım, tarih kendi konuşsun” diyor. Önder Apo’nun idam kararının elinde olduğu dönemde Devlet Bahçeli’nin kendisi de Önder Apo’dan talepte bulundu. Onların siyasetindeki bu gelişmeler ve değişimler bizim için değil, karşı karşıya oldukları mevcut felaketlerden kendilerini korumak içindir. Ancak buna rağmen süreci geciktirdiklerini ve istenilen şekilde adım atmadıklarını görüyoruz.
*9 Ekim komplosunun üzerinden 28 yıl geçiyor ve şimdi sözde bir uzlaşma ve barış süreci var. Bu konuda mesajlarınız nelerdir ve gelişmelerin hangi düzeyde gerçekleşmesi gerekiyor?
Önder Apo’ya karşı komplodan söz ettiğimizde şüphesiz Önder Apo’yu bir kişi ya da parti olarak ele almıyoruz. Herkes biliyor ki onun durumu çözülmeden Rojava, Başûr, Bakur ve Rojhilat Kürdistanı’nın sorunu da çözülmez. Bu nedenle böyle bir durumda sadece silahların bırakılması etkili olmayabilir. Çünkü Kürt sorununun çözümü Önderliğin öncülüğünde gerçekleşmeden başarılı bir süreçten söz edemeyiz. Sürecin birçok kez zayıflatıldığını görüyoruz, ayrıca Erdoğan’ın İsrail’i Kürtler üzerinden, İsrail’in de Kürtler üzerimizden Türkiye’yi tehdit ettiğini görüyoruz. Önder Apo bütün bunları biliyor. Bu nedenle Kürt sorunundan söz ettiğimizde bunu sadece Kürt ulusuyla sınırlamıyoruz. Aksine, Kürt halkının sorunu çözülmedikçe diğer uluslar ve ülkeler de rahat yaşayamaz.
Önder Apo’nun ve bizim kaybedeceğimiz bir şey yok. Komplonun 28’inci yılına giriyoruz. Önderlik kendisini halka feda etti, Kürt hareketi de aynı felsefe üzerinden büyüdü ve kendisini bu mücadeleye adadı. Bu nedenle Türk devleti yıkılmak istemiyorsa Önder Apo ile oturmalı ve anlaşmalı. Komplocu ülkeler şunu bilsin; komplonun başarılı olmasına izin vermedik. Kürt halkı da sonuna kadar kendi Önderine bağlıdır. En zor koşullarda bile mücadeleyi bırakmayacağımıza söz verdik. Sürecin başarıyla taçlanacağına inanıyoruz, ancak devlet bazı çıkarlarını gerçekleştirmek ve elimizi zayıflatmak için süreci geciktiriyor. Mesajımız şudur: Önder Apo ve halk hiçbir zaman birbirlerinden vazgeçmez. Bizim amacımız da komployu boşa çıkarmak ve mücadeleyi sürdürmektir.