Şengal’den Rakka’ya YPJ’nin izinde kadın direnişi
Heleb’den Şengal’e, Kobanê’den Rakka’ya uzanan süreçte YPJ, IŞİD’e karşı mücadelede ve kadınların toplumsal rolünün dönüşümünde belirleyici bir güç oldu. Kadın savaşçıların deneyimi bugün bölgenin en önemli kadın direniş miraslarından biri haline geldi.
AVRÎN NAVDAR
Haber Merkezi- On yılı aşkın bir süre içinde Kadın Savunma Birlikleri (YPJ), olağanüstü koşullar altında kurulmuş yeni bir kadın gücünden, Ortadoğu ve dünyadaki en görünür kadın askeri deneyimlerinden birine dönüştü. YPJ’nin adı, kuruluşundan bu yana yerel toplumların savunulması ve radikal örgütlere karşı mücadeleyle özdeşleşirken, aynı zamanda uzun yıllar erkeklerin tekelinde görülen askeri ve güvenlik alanları başta olmak üzere, kadınların çeşitli alanlardaki katılımıyla da anılır oldu.
YPJ’nin, Kuzey ve Doğu Suriye’de 4 Nisan 2013 tarihinde kuruluşunun ilan edilmesi; kadın özgürlüğü projesinin düşünsel ve siyasi sembolü olarak görülen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın doğum gününe bilinçli olarak denk getirildi. Bu tarihin seçilmesi, YPJ ile Abdullah Öcalan’ın kadın özgürlüğü, öz örgütlenme ve meşru savunma üzerine geliştirdiği felsefe arasındaki organik bağı vurgulamayı amaçlıyordu. Söz konusu felsefe, toplumun özgürlüğünün kadın özgürlüğüyle başladığını ve kadınların liderlik, savunma ve karar alma süreçlerine katılımı olmadan hiçbir demokratik projenin gelişemeyeceğini savunmaktadır.
Bu nedenle YPJ, kuruluşundan itibaren Abdullah Öcalan’ın düşüncesinin temelini oluşturan “demokratik konfederalizm” ve “kadın özgürlüğü” ilkelerini benimsedi. Böylece YPJ yalnızca bir askeri güç değil, aynı zamanda kadınların yeni bir toplumun inşasındaki rolüne ilişkin daha geniş bir vizyonu yansıtan örgütsel bir yapı haline geldi.
Çok yönlü roller üstlendi
Suriye savaşı yıllarında ve bu sürece eşlik eden derin siyasi ve askeri dönüşümler sırasında, YPJ askeri faaliyetlerin ötesine geçen çok yönlü roller üstlendi. Bu roller; toplumsal, örgütsel, siyasi ve düşünsel alanları da kapsadı. YPJ deneyimi, özellikle IŞİD’e karşı yürütülen mücadeledeki katılımı, sivillerin korunmasındaki rolü ve terörist grupların kontrolü altındaki bölgelerin kurtarılmasına sağladığı katkılar nedeniyle uluslararası alanda geniş ilgi gördü.
Kadın Koruma Birlikleri’nin kuruluşu, Suriye’nin 2011 yılında başlayan kriz nedeniyle hızlı değişimlere sahne olduğu bir döneme rastladı. Bu süreç, bölgede halk ayaklanmalarının yayılmasına zemin hazırlayan ve “Arap Baharı” olarak da anılan gelişmelerin yaşandığı bir bağlamda gerçekleşti. Ülkenin geniş kesimlerinde çatışmaların ve halk hareketlerinin yayılmasıyla birlikte, bölgeleri ve halkı koruyacak yerel güçlerin oluşturulmasına ihtiyaç duyuldu. Bu dönüşüm sürecinde, Temmuz 2012’de Rojava Devrimi, özerk yönetim ve taban demokrasisine dayanan, toplumu kendi işlerinin yönetiminde doğrudan bir ortak olarak gören siyasi ve toplumsal bir proje olarak ortaya çıktı.
Kadın Devrimi temel dayanaklardan biri oldu
Bu devrimin içinden doğan “Kadın Devrimi”, onun temel dayanaklarından biri olarak öne çıktı. Kuzey ve Doğu Suriye’de toplumun özgürleşmesinin kadınların özgürleşmesiyle başlayacağı ve kadınların liderlik ile savunma alanlarına katılımı olmadan hiçbir demokratik projenin başarıya ulaşamayacağı anlayışını benimsedi. Bu nedenle YPJ’nin kuruluşu, bu felsefenin pratik bir yansıması olarak ortaya çıktı; yalnızca bir askeri güç olarak değil, aynı zamanda toplumun korunmasına ve geleceğinin şekillendirilmesine katkı sunan yeni bir kadın öznesinin doğuşunun ilanı olarak değerlendirildi.
Amaç yalnızca askeri alanla sınırlı değildi; aynı zamanda kadınların kamusal yaşamın farklı alanlarında ve karar alma mekanizmalarında daha etkin rol üstlenmesini hedefleyen daha geniş bir vizyonla da bağlantılıydı. Bu birliklerin faaliyetlerinin Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerinde genişlemesiyle birlikte, giderek daha fazla kadın YPJ saflarına katılmaya başladı. Bu katılımın arkasında hem kendi toplumlarını koruma isteği hem de kadınların güvenlik ve askeri alanlarda sorumluluk üstlenebileceğini kanıtlama arzusu bulunuyordu.
Halkı ve kendisini savunmak için yola çıktı

Savaş yıllarında YPJ’ye katılan binlerce kadın arasında yer alan savaşçı Destîna Mazlum, çatışma koşullarının bu tercihe yönelttiği isimlerden biri oldu. Destîna Mazlum, 2016 yılında YPJ’ye katılma kararının, Halep kentindeki Şêxmaqsûd ve Eşrefiye mahallelerinde yaşananlardan doğrudan etkilendiğini belirtti. Savaş yıllarında sivillerin kuşatma, silahlı saldırılar ve bombardımanlarla karşı karşıya kaldığını ifade eden Destîna Mazlum, bu koşulların kendisini, her gün halkı tehdit eden tehlikelere karşı hem kendisini hem de toplumunu nasıl koruyabileceği üzerine düşünmeye sevk ettiğini kaydetti.
YPJ saflarına katılmasının kendisine, kimliğini, yeteneklerini ve kişiliğini daha iyi tanıma konusunda yeni ufuklar açtığını belirten Destîna Mazlum, deneyimin yalnızca askeri eğitimle sınırlı kalmadığını; aynı zamanda düşünsel, örgütsel ve siyasi boyutlar içerdiğini, bunların da kişiliğini geliştirmesine ve özgüven kazanmasına yardımcı olduğunu dile getirdi. “YPJ saflarında özgür iradenin ne anlama geldiğini ve bir kadının bilinç ve onura dayalı bir yaşamı nasıl sürdürebileceğini öğrendim” diyen Destîna Mazlum, katılımının aynı zamanda kendi ifadesiyle “insanlığa karşı savaşan” egemen güçlere karşı bir duruş olduğunun altını çizdi.
‘YPJ bir kimlik ve yaşam felsefesidir’
YPJ’yi her şeyden önce insanı korumayı amaçlayan bir kadın gücü olarak gördüğünü aktaran Destîna Mazlum, YPJ’nin yıllar içinde yalnızca bir askeri oluşum olmaktan çıkıp Kuzey ve Doğu Suriye’de birçok kadın için kapsamlı bir toplumsal ve örgütsel deneyime dönüştüğünü söyledi. YPJ’nin savunma faaliyetlerini, toplumsal örgütlenmeyi, siyasi katılımı ve diplomatik çalışmaları bir araya getirdiğini dile getiren Destîna Mazlum, “YPJ, Rojava’daki kadınlar için bir kimlik ve yaşam felsefesi haline geldi” dedi.
Destîna Mazlum ayrıca, kadın savaşçıların kuruluş yıllarından itibaren önemli toplumsal ve kültürel engellerle karşılaştığını belirterek, bu engellerin başında, kadınların liderlik yapma veya askeri görevler üstlenme kapasitesini sorgulayan geleneksel bakış açısının geldiğini ifade etti. Destîna Mazlum, kadınların sahadaki varlığı ve farklı görevlerde gösterdikleri başarıların bu algıların önemli ölçüde değişmesine katkı sunduğunu söyleyerek, “Kadın savaşçılar gerici zihniyeti aşmayı başardı ve toplum üzerinde IŞİD’in dayattığı kölelik anlayışına karşı kadınların özgürleşmesine katkı sağlayan en önemli kadın gücü haline geldi” şeklinde konuştu.
Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerine yönelik saldırılarda özellikle kadınların hedef alındığını belirten Destîna Mazlum, radikal grupların gerçekleştirdiği ihlallere dikkat çekerek, bunlar arasında HTŞ’nin Şêxmaqsûd ve Eşrefiye’de Kürt kadın savaşçılara yönelik saldırılarını örnek gösterdi. Destîna Mazlum, “Bugün kadınların gücü, özgürlük uğruna canlarını feda eden şehit kadınların cesaretinden beslenmektedir” şeklinde konuştu.
Kadınların mücadelesini dünya gördü
2014 yılı, hem bölgenin genel seyri hem de YPJ açısından önemli bir dönüm noktası oldu. Bu süreç, IŞİD’in Suriye ve Irak'ta hızla genişlemesiyle şekillendi. Haziran 2014'te IŞİD’in Irak'ın Musul kentini ele geçirmesinin ardından IŞİD, iki ülkede geniş alanlara yayıldı. Bu gelişme, yüz binlerce sivilin etkilendiği büyük göç dalgalarına ve ciddi insan hakları ihlallerine yol açtı. Bu dönemde YPJ, özellikle Kuzey Suriye'de IŞİD’e karşı mücadele eden güçler arasında öne çıktı. Eylül 2014 ile Ocak 2015 arasında gerçekleşen Kobanê Hamlesi, savaşın en önemli dönüm noktalarından biri olarak kabul edildi. Kadın savaşçıların bu çatışmalardaki rolü, dünya kamuoyunun dikkatini kadınların ön cephedeki mücadelesine çekti.
Bu süreçte YPJ uluslararası alanda geniş bir tanınırlık kazandı. Kobanê savunmasına katılan kadın savaşçıların görüntüleri, IŞİD’e karşı direnişin sembollerinden biri haline geldi. Ancak YPJ'nin rolü yalnızca Kobanê ile sınırlı kalmadı. Birlikler daha sonra IŞİD’e karşı yürütülen birçok büyük askeri operasyonda yer aldı. Haziran 2015'te, Cizîr ve Kobanê bölgeleri arasındaki bağlantıyı sağlayan stratejik Tel Abyad kentinin alınmasına katkı sundular. Ardından Aralık 2015'te başlayan Tişrîn Barajı Operasyonu’na katılarak Fırat Nehri üzerindeki en önemli geçiş noktalarından birinin kontrol altına alınmasında rol oynadılar. YPJ ayrıca Haziran-Ağustos 2016 döneminde gerçekleştirilen Minbic Operasyonu'nda da yer aldı. Bu operasyonun amacı, IŞİD’in Suriye ile Türkiye arasındaki en önemli ikmal hatlarından birini kesmekti.
Kritik aşamalarda YPJ vardı
Askeri operasyonların IŞİD’in ana merkezlerine yönelmesiyle birlikte YPJ, Mart-Mayıs 2017 arasında gerçekleştirilen Tebqa Operasyonu'na katıldı. Operasyon sonucunda Tebqa kenti, Fırat Barajı ve Tebqa Hava Üssü kontrol altına alındı. Bu stratejik kazanımlar, daha sonra Rakka'ya yönelik ilerleyişin önünü açtı. Bu süreçte YPJ'nin kadın komutanları da önemli roller üstlendi ve operasyonlar IŞİD’e karşı savaşın kritik aşamalarından biri olarak değerlendirildi.
6 Haziran 2017'de, IŞİD’in Suriye'deki ilan edilmiş "hilafet başkenti" olarak görülen Rakka'nın Kurtarılması Operasyonu başladı. YPJ savaşçıları, Suriye Demokratik Güçleri (QSD) ile birlikte kent mahallelerinde uzun süren çatışmalara katıldı. Sonunda 17 Ekim 2017'de Rakka'nın kurtarıldığı ilan edildi. Bunun ardından güçler Dêrazor cephelerine yöneldi. YPJ, 2017 ve 2018 yıllarında yürütülen Cizîr Operasyonu ve Fırat'ın doğusundaki IŞİD varlığını sona erdirmeyi amaçlayan diğer harekatlarda yer aldı. Bu süreç, Mart 2019'da Baxoz bölgesindeki son IŞİD kalesinin düşmesiyle sonuçlanan çatışmalarla doruk noktasına ulaştı.
YPJ askeri sahadaki görünürlüğünün artmasıyla birlikte, bu deneyime yönelik yerel ve uluslararası ilgi de giderek büyüdü. Birçok kişi, kadınların IŞİD’e karşı yürütülen askeri operasyonlara katılımını bölgede benzeri görülmemiş bir deneyim olarak değerlendirdi. Özellikle YPJ'nin yalnızca silahlı mücadeleyle sınırlı kalmayıp, aynı zamanda kadınların güçlendirilmesini ve toplumdaki rollerinin artırılmasını hedefleyen bir proje olarak kendisini tanıtması dikkat çekti.
Kadınların deneyimi ilgiyle takip edildi
Bu deneyimin farklı ülkelerden kadınların ilgisini çektiğini kaydeden Destîna Mazlum, bazı kadınların, birliklerin çalışma biçimini ve örgütlenme yapısını yakından tanımak amacıyla bölgeyi ziyaret ettiğini ifade etti. Destîna Mazlum ayrıca, savaş koşulları içinde ortaya çıkan bu kadın deneyiminin, çeşitli uluslararası kuruluşlar ve insan hakları örgütleri tarafından da ilgiyle takip edildiğini vurguladı.
Kobanê Operasyonu IŞİD’e karşı savaşın dönüm noktalarından biri olarak görülüyorsa, Şengal'de yaşananlar da bölgenin yakın tarihindeki en sarsıcı olaylardan biri olarak kabul edilmektedir. 3 Ağustos 2014'te IŞİD, Irak'ın kuzeyindeki Êzidî nüfusun yoğun olarak yaşadığı Şengal bölgesine geniş çaplı bir saldırı başlattı. Kısa süre içerisinde kitlesel katliamlar, zorunlu göçler ve binlerce Êzidî kadın ile kız çocuğunun kaçırılması gibi olaylar yaşandı. Bu saldırılar, birçok uluslararası kuruluş ve uzman tarafından soykırım olarak nitelendirildi.
IŞİD’in Şengal'in geniş kesimlerini ele geçirmesinin ardından on binlerce sivil, son derece ağır insani koşullar altında Şengal Dağı'nda mahsur kaldı. Bu süreçte YPJ ile Özgür Kadın Birlikleri (YJA Star), siviller için güvenli koridorlar açılması ve kuşatma altındaki insanların tehlike bölgelerinden tahliye edilmesi amacıyla yürütülen çalışmalara katıldı.
‘Yaşamı kurtarma mücadelesi’

Şengal'deki YPJ komutanlarından Axîn İntiqam, o dönemi "askeri bir çatışmadan önce yaşamı kurtarma mücadelesi" olarak tanımladı. Binlerce sivilin, YJA Star ve YPJ'nin yürüttüğü çalışmalar sayesinde kurtulabildiğine dikkat çeken Axîn İntiqam’a göre, saldırı yalnızca bölgeyi ele geçirmeyi değil, Êzidî toplumunun varlığını hedef alıyordu. Axîn İntiqam, kadınlara yönelik katliamlar, köleleştirme, kaçırma ve köle pazarlarında satılma gibi uygulamaların, 21. yüzyılda işlenmiş en ağır suçlardan bazıları olduğunu kaydetti.
Axîn İntiqam, yaşanan bu olayların ve gerçekleştirilen soykırımın Êzidî kadınların hafızasında derin izler bıraktığını, onları kendilerini ve toplumlarını benzer felaketlerden koruyabilecek yollar aramaya yönelttiğini dile getirdi. Kendisinin de bu kadınlardan biri olduğunu ifade eden Axîn İntiqam, 2014 yılında Êzidî halkının maruz kaldığı saldırıların, Şengal'deki YPJ saflarına katılmasının temel nedeni olduğunun altını çizdi. Axîn İntiqam, büyük bir kararlılıkla IŞİD’e karşı savaşan kadın savaşçılardan ve maruz kaldıkları şiddete rağmen barış ve özgürlük mesajını taşımaya devam eden kadınlardan derinden etkilendiğini belirtti.
‘Kadınlar yeniden umut kazandı’
Axîn İntiqam’a göre, yaşanan soykırım ani bir olay değil, bölge halklarına karşı yıllara yayılan bir "uluslararası komplonun" sonucu olarak ortaya çıktı. Axîn İntiqam, IŞİD’in Êzidîlere karşı işlediği suçları ise "varoluşa karşı yürütülen bir savaş" olarak nitelendirdi.
Kasım 2015'te, aylar süren kapsamlı askeri operasyonların ardından Şengal kentinin IŞİD’ten kurtarıldığı ilan edildi. Axîn İntiqam, bu gelişmenin Êzidî halkı için yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu ifade ederek, bu sürecin yalnızca toprakların geri alınmasını değil, aynı zamanda yaşanan felaketin ardından toplumun yeniden inşasını da kapsadığını aktardı. Bölgedeki birçok kadının özgürlük ve öz örgütlenme konularında düşünsel bir referans olarak gördüğü Abdullah Öcalan'ın fikirlerinin, soykırım sonrasında Êzidî halkının yeniden umut kazanmasında önemli bir rol oynadığını dile getiren Axîn İntiqam, "Önderliğin felsefesinin Êzidî halkına yeniden ruh ve yaşam verdiğini söyleyebiliriz" dedi.
Bu dönemde Êzidî kadınların kendi örgütlenmelerini oluşturma yönündeki çabaları da öne çıktı. Bunun sonucunda 2015 yılında, Êzidî toplumunu ve kadınları korumayı amaçlayan kadın savunma gücü Şengal Kadın Birlikleri (YJŞ) kuruldu. Bu oluşum, ilhamını YPJ'nin deneyimi, örgütlenme modeli ve kadın savaşçıların ortaya koyduğu iradeden aldı. Axîn İntiqam, YPJ'nin özellikle IŞİD’in elindeki Êzidî kadınların kurtarılmasında önemli bir rol oynadığını belirterek, "YPJ, Êzidî kadınların IŞİD’in elinden kurtarılmasında en büyük role sahipti. Bu da kadınları örgütlenmeye ve daha sonra bölgede temel bir savunma gücü haline gelen YJŞ’yi kurmaya yöneltti" şeklinde konuştu.
‘Kadın savaşçılar belirleyici rol aldı’
Axîn İntiqam, sözlerine şöyle devam etti:
"YJŞ’nin kuruluşunu, soykırım sonrası direniş deneyiminin ortaya çıkardığı en önemli sonuçlardan biri ve Êzidî halkı için bir yeniden yaşam bulma süreci olarak görüyorum. Bu birlikler, kadınlara kendi bölgelerini koruma ve toplumlarının yönetimine doğrudan katılma imkanı sağladı. Bizim ilk hedefimiz, toplumumuzu koruyarak ve benzer suçların yeniden yaşanmasını engelleyerek soykırımın intikamını almaktı. Ayrıca Rojava ve Şengal'deki kadın savaşçılar arasındaki dayanışma, bölgede IŞİD’in gücünün kırılmasında belirleyici bir rol oynadı."
IŞİD’in kontrolündeki birçok bölgenin geri alınmasının ardından yeni bir aşamaya geçildi. Bu süreçte, kaçırılan Êzidî kadınların bulunması, kurtarılması ve ailelerine kavuşturulması için çalışmalar yürütüldü. YPJ de kaçırılan kadınların kurtarılmasına yönelik girişimlere katılırken, hayatta kalanlara psikolojik ve sosyal destek sağlanması için çeşitli faaliyetlerde bulundu. Axîn İntiqam, bu görevin askeri operasyonlardan daha az önemli olmadığını söyleyerek, çünkü IŞİD’in işlediği suçların etkilerinin sahada yenilgiye uğratılmasından sonra da devam ettiğini kaydetti. Axîn İntiqam, bu bağlamda IŞİD’in esaretinden kurtulduktan sonra kadın savaşçılar saflarına katılan Êzidî komutan Hêza'yı andı. Hêza'nın, yaşadığı ağır travmalara rağmen yeniden ayağa kalkarak diğer kadınları savunan bir mücadeleye katıldığını belirten Axîn İntiqam, "Hêza, kadınların soykırımın tam ortasından yeniden ayağa kalkabilme gücünün bir örneğidir" sözlerine dikkat çekti.
Küresel kadın dayanışması halkasının sonucu
2017 yılında YPJ, Rakka'nın kurtarılması için yürütülen operasyona katılan güçler arasında yer aldı. Aynı yılın Ekim ayında sona eren operasyon sonucunda, IŞİD’in Suriye'deki en önemli merkezlerinden biri olarak görülen Rakka üzerindeki hakimiyeti sona erdi. Axîn İntiqam, bazı Êzidî kadınların da bu operasyonda yer aldığını dile getirdi. Axîn İntiqam’a göre, bu katılım, Şengal'de yaşanan felaketin ardından başlayan mücadelenin devamı niteliğindeydi ve zamanla IŞİD’e karşı daha geniş kapsamlı bir direniş projesine dönüştü. Axîn İntiqam, "Bu kurtuluş, özgürlük ve direniş değerleri etrafında birleşen küresel bir kadın dayanışması halkasının sonucuydu" diye ekledi.
‘Ortadoğu YPJ’ye borçlu’
Kuruluşunun üzerinden on üç yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen YPJ, bölgede en etkili kadın deneyimlerinden biri olmayı sürdürüyor. YPJ ile ortak mücadele yürüten halk ve kadınlar, bu yapının resmi olarak tanınmasının; savaş yıllarında bölgelerin savunulması, IŞİD’e karşı mücadele, kurtarma operasyonları ve özgürleştirme süreçlerinde kadın savaşçıların oynadığı role bir saygı niteliği taşıdığını düşünüyor. Ayrıca böyle bir tanınmanın, kadınların güvenlik ve savunma kurumlarındaki katılımını güçlendirebileceği ve savaş yıllarında elde edilen kazanımların korunmasına katkı sağlayabileceği ifade ediliyor.
Axîn İntiqam, sözlerinin sonunda şu ifadelerde bulundu:
“Ortadoğu’nun YPJ gibi kadın güçlerine borçlu olduğunu düşünüyorum. Bu yapıların varlığının inkar edilmesini, insanlığın inkarı olarak görüyorum. Ortadoğu’daki tüm kadınlara, özellikle YPJ’yi hedef alan tehditlere karşı durmaları çağrısında bulunuyorum. Bunu, Suriye’de kadınların kaderini etkileyen aşırı cihatçı zihniyete karşı bir duruş olarak değerlendiriyorum. YPJ, bana göre bu bölgenin kadın mirası haline gelmiş bir deneyimdir. Şengal’deki kadın savaşçılar ile Rojava’daki kadın savaşçılar birlikte, zafere ulaşıncaya kadar mücadele etmeye devam edecektir.
Biz savaşlarda hayatını kaybeden kadın savaşçıların fedakarlıklarını asla unutmuyoruz. Êzidî kadınlar da bugün hala kendi toplumlarını koruma mücadelesini sürdürüyor. YPJ deneyimi; şehirlerin ve köylerin savunulmasından Şengal’de sivillerin kurtarılmasına, hayatta kalanlara destek verilmesinden kadınların kamusal hayattaki rolünün yeniden şekillenmesine kadar uzanan, Ortadoğu’nun en çalkantılı dönemlerinden birine damga vuran tarihsel bir süreçtir.”