Devlet kanun çıkardı uluslararası şirketler Kürdistan’a göz dikti!
Çeşitli kanun ve düzenlemelerle ekolojik tahribatın önünün açıldığını belirten DEM Parti Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüsü Melis Tantan, talana karşı “Geriye meşru mücadele kalıyor” dedi.
MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN
Çewlîg – Kürdistan’da doğa, uzun yıllardır “güvenlik” gerekçesiyle yürütülen politikaların hedefinde. 1990’lı yıllarda köy yakmalar ve zorla boşaltmalarla başlayan süreçte, halk üretimden koparılırken yaşam alanları tahrip edildi. Aynı politikalar bugün farklı biçimlerde sürdürülüyor. Son on yılda Şirnex başta olmak üzere Botan ve Serhat’ta hız kazanan ağaç kıyımı ile Dêrsim, Amed ve Mêrdîn’deki şüpheli orman yangınları, doğaya yönelik yıkımın sürekliliğini gözler önüne seriyor.
Doğanın kendini yenilemesine izin verilmeden bu kez halkın toprakları sermayedarlara peşkeş çekiliyor.
2025 yılında hayata geçirilen “İklim Kanunu” halk tarafından, “iklim krizine karşı bir mücadele değil, sermayenin çıkarlarını gözeten bir kanun” olarak yorumlanıyor ve tepki ile karşılanıyor.
Kürdistan’da hız kazanan jeotermal santral (JES), güneş enerjisi santral (GES) ve baraj projeleri ile birlikte yoğunlaşan maden aramaları bölgenin doğasını tahrip etmekle kalmıyor bölge halkını ise zorunlu göçe maruz bırakıyor.
‘90’ların politikası farklı şekilde yürütülüyor’
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüsü Melis Tantan, ekolojik tahribatı ve yaratacağı tehlikeyi değerlendirdi. Ekolojik kırımın Kürdistan’da 1990'lı yıllarda köy yakmalarıyla başlayan bir süreç olduğunu vurgulayan Melis Tantan, politikaların farklı şekillerde devam ettiğini söyledi.
Ekolojik tahribatın hem Türkiye hem de Kürdistan’da artarak devam ettiğini kaydeden Melis Tantan, “Güvenlikçi politikalar rant politikalarıyla artarak devam ediyor” dedi.
‘Ekolojiyi savunmak Kürdistan açısından yaşamsal önemde’
Melis Tantan, “Tahribat Kürdistan'da giderek arttı. Maden projelerinde, petrol aramalarında, uluslararası şirketlerin buralara girip toprağı, havayı ve suyu yok etmesiyle bu politikalar devam ediyor. Burada yıllardır bulunan pek çok köy, mera ve vadi şu anda maden, JES projeleriyle yok edilir hale gelmiş. Bugün ekolojiyi savunmak, doğaya sahip çıkmak Kürdistan açısından yaşamsal önemde” dedi.
‘Uluslararası sermaye kesimleri Kürdistan’ın doğasına göz dikti’
Melis Tantan, “Barış ve Demokratik Toplum” sürecinin bazı rant odaklarının yüzünü Kürdistan’a dönmesine neden olduğunu ifade ederek, uluslararası sermaye kesimlerinin Kürdistan’ın doğasına göz diktiğini söyledi. Melis Tantan, “Çünkü bu kesimlerin savaş bitince gözlerini para bürüyor. Ama buradaki halk bugün Karlıova'da, dün Varto'da, daha önce Şırnak'ta, Amed'in çeşitli ilçelerinde olduğu gibi yaşam alanlarına, köylerine, meralarına sahip çıkıyor. Çünkü bu talan ve yağma artacak. Maden ve Petrol Genel Müdürlüğü'nün çeşitli ruhsat artırımına gittiğini biliyoruz.
Enerji Bakanlığı çeşitli projeleri bir ‘kalkınma hamlesi’ olarak gösteriyor. Enerji ve maden yatırımlarının önlerinin açılmasına, milli parkların talanına, toprak kanununa ve acil kamulaştırmalara yönelik çeşitli torba yasalar çıkarıldı. Tüm bu yasal düzenlemeler bu projelerin daha rahat, daha kuralsız yapılması ve fazlalaşmasını da beraberinde getirecek” dedi.
Başta Kürdistan olmak üzere tüm dünyada bu süreçlerin giderek artacağı uyarısında bulunan Melis Tantan, ekolojik mücadelenin de süreceğini söyledi.
‘İklim değil ticaret yasası’
Melis Tantan, 2025 yılında çıkartılan İklim Kanunu’nun özünde “emisyon ticaret kanunu” olduğunu belirterek, “İklim yasası, Avrupa Birliği (AB) sözleşmelerine emisyon ticaretini uydurmak üzerine yapılan bir ticaret düzenleme yasasıdır. Sadece adına ‘iklim’ dediler. Bakanlığın ismini değiştirdiler ‘Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği’ dediler, Paris İklim Anlaşması'nı imzaladılar ama iklimle ilgili hiçbir adım atmadılar. Yine termik santral yatırımlarını, madencilik sektörünü arttırdılar. Beraberinde bir torba yasa çıkarttılar. O torba yasa, çevre etki değerlendirme süreçlerindeki tüm bürokratik engellerin ortadan kaldırılmasını beraberinde getirdi. Ekoloji örgütleri, doğa savunucuları ve köylüler birçok eylem gerçekleştirdi. Meclis’e gittiler, orada açlık grevine bile girdiler. Ama o yasa geçti. Şimdi Anayasa Mahkemesi’nde (AYM), itiraz sürecinde onların bir an önce AYM’den red olarak dönmesi gerekiyor. Çünkü Anayasa'ya da aykırı yasalar bunlar” sözlerini kaydetti.
‘Sadece bu topraklarda görebildiğiniz hayvanlar artık avlanabilecek’
Doğayı talana uygun hale getirmek için iklim ve torba yasalarla sınırlı kalınmadığını vurgulayan Melis Tantan, “Milli Parklar Turizm” adı altında yağmaya açılan son bir düzenleme yapıldığını aktardı. Melis Tantan sözlerine şöyle devam etti: “Burada yine avcılıkla ilgili çeşitli düzenlemeler yapıldı. Birçok endemik bitki veya sadece buralarda görebildiğiniz hayvanlar artık avlanabilir hale geldi. Dolayısıyla bu yağma ve talan sadece şirketlerin bir projesi olmakla ya Kürdistan açısından sadece güvenlikçi politikalar olmakla kalmadı. Aynı zamanda hükümet açısından sistematik ve hukuksal düzenlemeleri de beraberinde getirdi, getiriyor da.”
‘Geriye sadece meşru mücadele kalıyor’
“Geriye sadece meşru mücadele kalıyor” diyen Melis Tantan, kadınların öncülük ettiği ve sonuç alıcı ekolojik eylemleri hatırlattı:
“Bir yerden davalar ve itirazlar sürerken, bir yerden de yaşam alanlarına sahip çıkmak kalıyor. Kadınlar bu konuda her alanda önderlik ediyorlar. En son Mardin'de bir güneş enerjisi santrali (GES) projesinde bir şirkete ait aracın önüne geçip oturdular ve şirketi geri gönderdiler. Kanîreş'teki mitingde yine kadınlar en öndeler ve ‘topraklarımızı vermeyeceğiz’ dediler. Bu kararlılık aslında tüm Türkiye'nin ve Kürdistan'ın tüm il ve ilçelerine, köylerine yayılmak zorunda. Çünkü bu saldırılar artacak. Tarihimiz, sağlığımız, geleceğimiz tehdit altında.”
‘Köy köy, mezra mezra kadınları katarak mücadele etmek zorundayız’
Melis Tantan, konuşmasını şöyle tamamladı: “Bugün mücadele edilmezse yarın elimizde hiçbir şey kalmayacak. Evlerimiz, köylerimiz, dağlarımız, şehirlerimiz kalmayacak. Ve günün sonunda hepimiz kötü yerlerde, sağlıksız koşullarda geçimi zor şekilde yaşayacağız. Çünkü eko kırım politikaları yoksulluk politikalarıyla beraber devam ediyor. Buna karşı örgütlenmek zorundayız. Çevre örgütleri, ekoloji örgütleri kurmak zorundayız. Emek meslek örgütleriyle beraber mücadele etmek zorundayız. Köy köy, mezra mezra kadınları ve gençleri katarak mücadele etmek zorundayız.”