Mağrip: Beş ülke, tek kriz ve kadınların ödediği bedel (4)

Cezayir’de ekonomik olarak aktif kadınların sayısı 3 milyonu aşsa da işsizlik, güvencesiz çalışma ve sosyal koruma sorunları sürüyor. Ekonomik katılımdaki artış, kadınların istikrarlı gelir ve bağımsızlığa erişimini sağlamıyor.

Cezayir: Çalışma, işsizlik ve kırılganlık üçlüsü kadınların ekonomik gerçekliğini şekillendiriyor

NECVA RAHİM 

Cezayir- Mağrip ülkelerindeki ekonomik ve toplumsal baskılar artık yalnızca işsizlik, enflasyon ve büyüme tablolarında görülen göstergelerden ibaret değil. Çok sayıda kadın iş gücü piyasasındaki varlığını sağlamlaştırmaya, gelir kaynaklarını korumaya ve yaşam maliyetlerindeki artışla başa çıkmaya çalışırken, tam ekonomik bağımsızlığa ulaşmanın önünde mesleki ve toplumsal engeller bulunmaya devam ediyor.

Cezayir’de tablo, kadın işsizliğinin yüksekliği veya çalışma koşullarının kırılganlığından söz etmekten daha karmaşık görünüyor. Bir yandan kadınların iş gücü piyasasındaki varlığında kademeli bir ilerleme yaşanırken, diğer yandan ekonomik katılım ve işsizlik açısından kadınlarla erkekler arasındaki büyük fark devam ediyor. Cezayir İstatistik Kurumu’nun 2019-2025 dönemini kapsayan faaliyet, istihdam ve işsizlik araştırmasının sonuçlarına göre Cezayir’de işsizlik oranı yüzde 9,7’ye ulaştı. 2019’da bu oran yüzde 11,4 olarak kaydedilirken, kadınlarda yüzde 20,4, erkeklerde ise yüzde 19,5 oldu.

Aynı istatistiklere göre kadınların yüzde 61,1’i kamu sektöründe, yüzde 38,9’u ise özel sektörde çalışıyor. Cezayir’de kadınların ve kız çocuklarının çalıştığı alanların yüzde 45’ini sağlık ve sosyal hizmetler, yüzde 14’ünü kamu yönetimi, yüzde 19’unu ise imalat sanayisi oluşturuyor. Mevcut veriler, üniversite mezunu kadınların çalışma oranının yüzde 35,3 olduğunu ortaya koyuyor. Bu oran, Cezayir’de kadınların ulaştığı eğitim düzeyiyle karşılaştırıldığında oldukça düşük kalıyor.

Bu çelişki, Cezayir’de kadınların durumunu anlamak açısından önemli. Kadın işsizliği oranları, ekonomik katılımın mutlaka gerilediği anlamına gelmiyor; aynı zamanda daha fazla kadının iş gücü piyasasına girmesini ve iş aramaya başlamasını da yansıtabilir. Başka bir ifadeyle, daha önce iş gücü piyasasının dışında olan ve iş aramaya başlayan bir kadın istatistiksel olarak ekonomik olarak aktif ve işsiz kategorisine geçiyor. Bu durum, katılım oranındaki artış ile işsizliğin aynı anda yükselmesini kısmen açıklıyor.

Bu yapı, kadınların iş gücü piyasasındaki varlığının büyük bölümünün eğitim, sağlık, kamu yönetimi ve çeşitli hizmetler gibi hizmet sektörleriyle bağlantılı olduğunu, diğer sektörlerdeki varlıklarının ise daha sınırlı kaldığını gösteriyor. Önceki veriler de çalışan kadınların kamu sektöründe önemli ölçüde yoğunlaştığını ortaya koyuyor. “Cezayirli Kadınlar Rakamlarla 2019” raporuna dayanan verilere göre çalışan kadınların yüzde 61’inden fazlası kamu sektöründe görev yapıyordu. Çalışan kadınların sayısındaki artışa ilişkin kamuoyu tartışmalarında zaman zaman kadınların “erkeklerin işlerini aldığı” şeklinde bir tablo ortaya konuluyor. Ancak bu yaklaşım, kadınların ekonomik katılımının mevcut düzeyiyle örtüşmüyor.

Kadınların katılımındaki artış işsizlik farkını ortadan kaldırmıyor

Huriye Cezayirli Kadın Derneği Başkanı Dr. Ayşe Serir, çalışan kadınların sayısının yaklaşık 1 milyon 97 binden 3 milyona yaklaşmasının, özellikle kadınların ekonomik katılım oranının erkeklerle karşılaştırıldığında hala sınırlı olması nedeniyle kadınların iş gücü piyasasına “el koyduğu” anlamına gelmediğini söyledi. Ayşe Serir’e göre kadınların ekonomik durumunu değerlendirirken, yalnızca çalışan kadınların sayısına bakılmaması, işin niteliği, mesleki istikrar, sosyal koruma, terfi olanakları ve çalışmanın ekonomik bağımsızlık sağlayıp sağlamadığı gibi unsurların da dikkate alınması gerekiyor. Bu nokta, “Kaç kadın çalışıyor?” sorusundan daha doğru olan “Bu çalışma kadına ne sağlıyor?” sorusuna geçildiğinde daha fazla önem kazanıyor.

Burada kent sosyolojisi araştırmacısı Hadice Buseyd, kırılganlık kavramını işsizlik ve yoksulluktan daha geniş bir çerçevede ele alıyor. Analizine göre ekonomik kırılganlık, kişinin mutlaka yoksul olduğu anlamına gelmiyor; ekonomik veya toplumsal bir şok yaşandığında yoksulluğa sürüklenme riskini artıran istikrarsız bir duruma işaret ediyor. Buna göre bir kadın çalışıyor ve gelir elde ediyor olabilir, ancak işi istikrarsızsa, geliri değişkense veya sosyal korumadan ya da kaynaklara ve fırsatlara erişim imkanından yoksunsa ekonomik açıdan kırılganlığını koruyabilir.

Hadice Buseyd, bu analizini Fransız sosyolog Robert Castel’in çalışmalarına, onun sosyal güvencesizliği ekonomik, toplumsal ve psikolojik etkileriyle ilişkilendiren yaklaşımına ve kapasiteler kavramına dayandırıyor. Buna göre eşitlik yalnızca bireyin sahip olduğu gelirle değil, eğitim, bilgi, hizmetler, kaynaklar ve fırsatlara fiilen erişebilme kapasitesiyle ölçülüyor. Bu açıdan bakıldığında finansmana, üretim kaynaklarına veya toprağa erişimin sınırlı olması ve sosyal korumanın yetersizliği, kadının bir işi veya gelir kaynağı olsa bile ekonomik açıdan daha kırılgan hale gelmesine neden olabiliyor.

Bu durum, iş gücü piyasasında daha fazla parçalanmaya, istikrarsız işlerin ve yeni mesleki güvencesizlik biçimlerinin ortaya çıkmasına yol açan daha geniş dönüşümlerle bağlantılı. Bu bağlamda araştırmacı, İngiliz sosyolog Guy Standing’in mesleki ve toplumsal istikrarsızlık ile yeterli güvencelerden yoksun bir yaşam süren kesimi tanımlamak için geliştirdiği “prekarya” kavramına başvuruyor.

Kadınlar açısından bu mesleki kırılganlık, annelikle bağlantılı ayrımcılık, iş yerinde taciz, bazı kaynaklara erişimde yaşanan zorluklar ve Hadice Buseyd’in “çift gün” olarak tanımladığı, kadının ücretli çalışma ile ev işi ve aile bakımını bir arada yürütmesi gibi başka etkenlerle kesişiyor. Bu nedenle kadının iş gücü piyasasına girmesi, ekonomik bağımsızlığa ulaştığı anlamına gelmiyor. Bağımsızlık; istikrarlı bir iş, düzenli gelir, sosyal koruma, ekonomik kararlar alma kapasitesinin yanı sıra kadının mesleki hayatını sürdürebilmesini sağlayacak zaman ve kaynakları da gerektiriyor. Kadınların kamu sektöründeki işlere yönelmesinin, özel sektörde karşılaşabilecekleri zorluklar karşısında istikrar ve mesleki güvenlik arayışı olarak kısmen anlaşılabileceğini belirtiyor. Bu zorluklar arasında annelikle bağlantılı ayrımcılık, taciz ve çalışma koşulları yer alıyor.

İstikrarsız çalışma ve sosyal korumanın yokluğu

Buna karşılık kayıt dışı ekonomi, resmi sektördeki fırsatların daraldığı dönemlerde gelir sağlayan bir alan haline gelebiliyor. Ancak aynı zamanda sosyal korumanın yetersizliği, gelirlerin düzensizliği ve kadınların yaptığı bazı çalışma biçimlerinin ekonomik olarak tanınmasının zorluğu nedeniyle ek riskler taşıyor. Bu noktada kırılganlık tek bir andan ziyade birikimli bir süreç haline geliyor. Geçici bir iş veya sınırlı bir gelirle başlayabiliyor, sosyal korumanın bulunmaması ya da finansmana erişimde yaşanan güçlüklerle derinleşebiliyor ve iş kaybı, boşanma, eşin ölümü veya aile içinde yaşanan bir krizle daha görünür hale gelebiliyor. Bu denklem yaşam maliyetlerinden ayrı düşünülemez. Enflasyonun düşmesi bile fiyatların önceki seviyelerine döndüğü anlamına gelmiyor; temel olarak fiyatların artış hızının yavaşladığı anlamına geliyor.

Bu nedenle fiyatların kadınlar üzerindeki etkisi yalnızca enflasyon oranıyla değil, gelir ile yaşam maliyeti ve iş istikrarı arasındaki ilişkiyle bağlantılı. Düzenli geliri ve belirli ölçüde ekonomik bağımsızlığı bulunan bir kadının fiyat artışlarıyla başa çıkma kapasitesi, tamamen tek bir aile gelirine bağımlı olan veya istikrarsız bir işte çalışan bir kadına göre daha yüksek oluyor. Burada ekonomik veriler ile sosyolojik analiz bir araya geliyor: Kadının gelir kaynağı ne kadar istikrarlıysa şoklarla başa çıkma kapasitesi de o kadar artıyor; gelir ne kadar kırılgansa harcamalardaki herhangi bir artış veya iş kaybı ekonomik ve toplumsal yaşamı o kadar fazla etkiliyor.

Bu konu, kadınlara yönelik şiddet söz konusu olduğunda da ortaya çıkıyor. Ancak ekonomik durum ile şiddet arasında bunu kanıtlayan çalışmalar bulunmadığı sürece doğrudan nedensel bir ilişki kurulmaması önem taşıyor. Mevcut veriler olgunun boyutunun devam ettiğini gösterirken, ekonomik bağımsızlık ve destek ve koruma ağları, kadının şiddet içeren bir durumdan çıkabilme kapasitesinde önemli faktörler olabilir. Koruma alanında ise tablo yalnızca zorluklardan ibaret değil. Cezayir makamları son dönemde bildirim ve destek mekanizmaları kapsamında elektronik bir platform ile yardım ve yönlendirme hizmetleri de dahil olmak üzere yeni mekanizmalar duyurdu. Kadınlara yönelik şiddet mağdurlarını kabul eden resmi merkezler de bulunuyor.

Katılımın büyüklüğündeki ilerleme zorlukları ortadan kaldırmıyor

Bu veriler, Cezayir’de kadınların güçlendirilmesi sürecinin yalnızca işsizlik göstergeleriyle sınırlandırılamayacağını ortaya koyuyor. Kadınların ekonomik katılımının büyüklüğünde belirgin bir ilerleme yaşandı; ekonomik olarak aktif kadınların sayısı ilk kez 3 milyonu aşarken, kadınların faaliyet oranı da 2016’ya kıyasla yükseldi. Ancak bu ilerleme zorlukları ortadan kaldırmıyor. Kadınların ve erkeklerin ekonomik katılımı arasındaki fark hala büyük, kadın işsizliği yüksek seviyesini koruyor. İşin niteliği, istikrarı ve sosyal koruma ise yalnızca bir işe erişmenin ötesine geçen soruları gündeme getiriyor.

Sonuç olarak Cezayir’deki tablo ne tamamen gerileme olarak değerlendirilebilir ne de ekonomik eşitliğe ulaşılmış bir tablo olarak tanımlanabilir. Kadınların katılımının kademeli olarak arttığı bir geçiş dönemi yaşanırken, bu varlığı sürdürülebilir ekonomik bağımsızlığa dönüştürmek en büyük zorluk olmaya devam ediyor. Bu da Cezayir deneyimini Mağrip’in diğer ülkeleriyle karşılaştırıldığında iki açıdan aynı anda okumayı gerektiriyor: elde edilen kazanımları kabul etmek ve hala çözüm bekleyen sorunları göz ardı etmemek. Çünkü önemli olan yalnızca iş gücü piyasasına giren kadınların sayısı değil, bu girişi istikrarlı bir işe, bağımsız bir gelire, sosyal korumaya ve krizlerle gerçek anlamda başa çıkabilme kapasitesine dönüştürebilen kadınların sayısıdır.