Mağrip: Beş ülke, tek kriz ve kadınların ödediği bedel (5)
Moritanya’da ekonomik göstergeler iyileşse de kadınların iş gücüne katılımı ve ekonomik bağımsızlığı önündeki engeller sürüyor. Kadınlar, işsizlik ve kırılgan çalışma koşullarının yanı sıra sosyal koruma ve hukuki desteğe erişimde eşitsizlik yaşıyor.
Moritanya: Ekonomik büyüme kadınlar için bağımsızlık anlamına gelmiyor
GADİR ABBAS
Haber Merkezi- Moritanya’da sosyal normlar ve aile içindeki roller, kadınların iş gücü piyasasına katılım fırsatlarını etkiliyor. Ücretsiz bakım sorumluluklarının artması, kadınların çalışabileceği iş türlerini sınırlandırırken, hareket özgürlüğünü ve ev dışında çalışma olanaklarını da kısıtlıyor. Bu durum ekonomik, hukuki ve kurumsal kısıtlamalarla birleşiyor. Moritanyalı kadınlar, iş gücü piyasasına girmelerini ve burada kalmalarını zorlaştıran aile sorumlulukları, finansmana sınırlı erişim, eğitim ve çalışma fırsatlarının yetersizliği gibi sorunlarla karşı karşıya kalıyor.
Moritanyalı kadınların iş gücüne düşük katılımı yalnızca ekonomik faktörlerle açıklanamaz. Kültür, sosyal normlar ve aile içindeki roller, kadınların ekonomik hayata katılımını şekillendiriyor. Ancak kültürü “kadının çalışmasını engelliyor” şeklinde mutlak biçimde değerlendirmek gerçeği yansıtmıyor. Moritanyalı kadınlar tarım, hayvancılık, ticaret, gıda sanayisi, idari işler ve hizmet sektörlerinde önemli bir konuma sahip. Sorun, bazı sosyal normların kadınlar için kabul edilebilir işin türünü, yerini ve çalışma saatlerini belirlemesinin yanı sıra, kadınların bu işlerde ne kadar süre çalışabileceğini de etkilemesinde yatıyor.
‘İş gücü piyasasında kadınlar dezavantajlı konumda kaldı’
Moritanyalı kadınların iş gücü piyasasındaki durumu, Arap ülkelerindeki kadınlardan farklı bir tablo ortaya koymuyor. Moritanya’da 2025 ekonomik açıdan bir çöküş yılı olmadı, ancak elde edilen kazanımlar da eşit dağılmadı. Dünya Bankası’nın en güncel verilerine göre ekonomi 2025’te yaklaşık yüzde 4,2 büyürken enflasyon yüzde 1,5’e, yoksulluk oranı ise 2024’teki yüzde 27’den yüzde 25,2’ye geriledi. Ancak iş gücü piyasasında kadınlar dezavantajlı konumda kaldı. Kadınlarda işsizlik oranı yüzde 14,7 olurken erkeklerde yüzde 8,1 olarak kaydedildi.
Bu rakamlar göz ardı edilmesi zor bir çelişkiyi ortaya koyuyor: Makroekonomik istikrar, kadınlar için ekonomik istikrar anlamına gelmiyor. İş ne kadar kırılgansa kaybedilmesi o kadar maliyetli oluyor; kadının geliri ne kadar istikrarsızsa hayat pahalılığıyla başa çıkma veya kendisini ve ailesini koruma kapasitesi de o kadar zayıflıyor. Bu göstergeler üç farklı sorunu ölçüyor. Düşük katılım, kadınların sınırlı bir bölümünün zaten iş gücü piyasasına girdiği anlamına geliyor. Yüksek işsizlik, piyasaya girenlerin bir bölümünün iş bulamadığını gösteriyor. Yüksek kırılgan çalışma ise işlerin niteliği ve istikrarıyla ilgili üçüncü bir sorunu ortaya koyuyor.
İş gücüne katılım oranı yüzde 27
Kadınların iş gücüne katılımının yaklaşık yüzde 27 ile sınırlı olduğu bir ülkede, Dünya Bankası’nın “Kadın, İş ve Hukuk 2026” raporuna göre kadınların istihdamı ve ekonomik bağımsızlığı meselesi yoksulluk, sosyal koruma, şiddet ve aileyle ilgili daha geniş bir sorunun parçası haline geliyor. Ekonomik ve sosyal gerileme yalnızca ekonomik rakamlara ve göstergelere yansımadı, aynı zamanda Moritanyalı ailelerin günlük yaşamında doğrudan etkiler bıraktı. Kadınlar bu krizin bedelini en fazla taşıyan kesimlerin başında geldi. İş fırsatlarının azalması ve yaşam maliyetlerinin yükselmesiyle birlikte birçok kadın kendisini sınırlı seçeneklerle karşı karşıya buldu: Gelir kaynağını kaybetmek veya ekonomik bağımlılığa dönmek ya da daha kırılgan bir iş gücü piyasasında alternatifler aramaya çalışmak.
Kırılganlık alanı genişledi
Kriz yalnızca ekonomik değildi. Giderek sosyal ve haklar krizine dönüştü, eski eşitsizlik biçimlerini yeniden üretti ve özellikle aile geçindiren kadınların ve daha istikrarsız sektörlerde çalışan ailelerin yaşadığı kırılganlık alanını genişletti. Kadınların sorunu yalnızca mevcut işlerin sayısıyla değil, işlerin niteliğiyle ve istikrarlı gelir ile sosyal koruma sağlama kapasitesiyle ilgili. Dünya Bankası’nın Uluslararası Çalışma Örgütü tahminlerine dayanan verilerine göre Moritanya’da çalışan kadınların yüzde 71,1’i 2025’te kırılgan işlerde çalışıyordu. Erkeklerde bu oran yüzde 45,1’di. Yaklaşık 26 puanlık bu fark, çalışan kadının istikrarsız veya yeterli korumadan yoksun bir çalışmaya daha fazla maruz kaldığı anlamına geliyor.
Böylece kriz yalnızca “işsizlikten” daha derin bir hale geliyor. Kadın çalışanlar arasında sayılabilir, ancak düşük gelirli veya istikrarsız bir faaliyette çalışıyor olabilir ve faaliyetinin durmasıyla başa çıkmasını sağlayacak birikim veya güvencelere sahip olmayabilir. Bu nedenle kırılgan çalışma oranının yüksek olması, herhangi bir ekonomik yavaşlamanın kadınlar üzerindeki etkisini artırıyor. Genel düzeyde en güncel göstergeler, 2026’nın ilk çeyreğinde işsizlik oranının yüzde 11,97’ye gerilediğini ortaya koydu. Bu oran 2025’in aynı döneminde yüzde 12,77 idi. İş arayanların sayısı ise yaklaşık 180 bin kişiye ulaştı.
Kadınlar istikrarsız çalışmaya daha çok maruz kalıyor
İş gücü piyasası, krizin etkilerinin en belirgin biçimde ortaya çıktığı alanlardan biri oldu. İstihdam yaratma ücretli çalışmada yoğunlaşırken, ücretli çalışma 249 bin iş fırsatı arttı, ücretsiz çalışma ise 55 bin azaldı. Ancak bu değişimler kadınlara ve erkeklere mutlaka eşit şekilde yansımadı. Kadınlar kırılgan ve istikrarsız çalışmaya daha fazla maruz kalmaya devam ediyor. Tekstil, tarım ve hizmetler gibi sektörlerdeki varlıkları da onları herhangi bir ekonomik gerilemeden veya iş gücü azaltma süreçlerinden daha fazla etkilenir hale getiriyor.
Tekstil, tarım ve hizmet sektörlerinde iş kaybı bazı kadınlar açısından yalnızca çalışmanın durması anlamına gelmeyebilir; ailenin dayandığı tek gelir kaynağının kaybedilmesi anlamına gelebilir. Günün sonunda gıda ihtiyaçlarını karşılamaya veya çocukların masraflarını ödemeye yetecek miktarda parayla eve dönen bir kadın, bir anda kendisini gelirsiz ve yoksulluğa düşmekten koruyacak sosyal güvenceden yoksun bulabilir. Burada çelişki ortaya çıkıyor: Ekonomik bağımsızlık elde etmek için iş gücü piyasasına giren kadın, yeniden eşine veya aile üyelerine bağımlı hale gelme ihtimalinin artmasıyla karşı karşıya kalabiliyor.
Kadınlar zor bir denklemle karşı karşıya kalıyor
İş kaybı, kadınların kırılganlığını derinleştiren tek faktör değildi. Temel ürün fiyatlarının ve yaşam maliyetlerinin yükselmesi, gelirin gerçek değerini azalttı ve ailelerin günlük ihtiyaçlarını karşılamasını daha zor hale getirdi. Kadınlar açısından hayat pahalılığının etkisi iki yönlü oldu. Bir yandan kendi ihtiyaçlarını karşılama kapasiteleri azalırken, diğer yandan aile bütçesini yönetme ve çocukların bakımına ilişkin yüklerin büyük bölümünü üstlendiler. Kaynakların azalmasıyla kadın zor bir denklemle karşı karşıya kalıyor: Daha düşük gelir, daha yüksek fiyatlar ve azalmayan ailevi sorumluluklar. Bazı durumlarda ekonomik baskı aile içinde bir gerilim kaynağına dönüşebilir ve bu da çatışma ve aile içi şiddet risklerini artırabilir. Bu nedenle ekonomik kriz ile şiddet arasındaki ilişki doğrudan veya kaçınılmaz bir ilişki olarak anlaşılmamalı. Ekonomik baskıların, özellikle sosyal koruma ve destek mekanizmalarının zayıf olduğu bazı ailelerde kırılganlık ve gerilim faktörlerini artırabileceği şeklinde ele alınmalı.
Toprağa erişim en önemli kısıtlamalardan
Moritanyalı kadınlar tarımsal ve gıda faaliyetlerinin çeşitli aşamalarında önemli bir rol oynuyor. Ancak kadının tarıma katkıda bulunması, üretim araçlarına sahip olduğu anlamına gelmiyor. Toprağa erişim en önemli kısıtlamalardan birini oluşturuyor. Mevcut kanıtlar, kadınların toprak mülkiyeti ve toprağın kullanımına ilişkin karar alma konusunda zorluklarla karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Kadınların tarımsal çalışmalarının büyük bir bölümü resmi ücretli çalışma dışında gerçekleşiyor. Bu nedenle ekonomik istatistiklerde tam olarak görünmeyebilir. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), tarım ve gıda sistemlerinde kadınların mevsimlik, kayıt dışı ve düşük ücretli işlerde daha fazla yoğunlaştığını, toprak mülkiyeti, finansmana, eğitime ve tarımsal hizmetlere erişimdeki eşitsizliklerin ise sürdüğünü belirtiyor.
Bu çelişki tarım sektöründe açık biçimde görülüyor. Kırsal bir kadın tarımsal üretim, hayvan yetiştiriciliği, gıda işleme ve ürünlerin satışına doğrudan katılıyor olabilir, ancak bağımsız bir ücret almayabilir, toprağa sahip olmayabilir veya faaliyet sonucunda elde edilen geliri kontrol etmeyebilir. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün analizinde, örgütün dayandığı verilere göre Moritanya’daki kadınların yalnızca yüzde 6’sının toprağa sahip olduğu belirtildi. Kırsal bölgelerdeki kadınlar arasında bu oran yüzde 4,2’ye düşüyor. Örgüt ayrıca kadınların kayıt dışı ve kırılgan ekonomide yoğunlaşmasının yüksek olduğuna dikkat çekiyor. Bu da kadınların iş gücü piyasasına resmi katılım göstergesinin düşük olmasının, kadının ekonomik faaliyetten uzak olduğu şeklinde yorumlanmaması gerektiği anlamına geliyor. İşin niteliği, kadının aile içindeki konumu, üretim araçlarının mülkiyeti ve bağımsız bir gelire ne ölçüde sahip olduğu da dikkate alınmalı.
Yasalarla uygulamalar arasında boşluklar var
Kadınların kırılganlığı ekonomiyle sınırlı değil. Sorun, yasal çerçeveye ve kurumların hakları fiili korumaya dönüştürme kapasitesine kadar uzanıyor. Dünya Bankası’nın “Kadın, İş ve Hukuk 2026” raporu, Moritanya’da yasal çerçeve ile uygulama arasında belirgin bir fark olduğunu ortaya koyuyor. Ülke yasal çerçevelerde 100 üzerinden 33,5, destekleyici çerçevelerde 31,45 ve kadınların ekonomik haklarının uygulanmasına ilişkin göstergelerde 36,48 puan aldı. Özellikle çalışma alanında yasal çerçeve 100 üzerinden 25 puan alırken, raporun metodolojisine göre destekleyici çerçeveler sıfır puan aldı. Uygulamaya ilişkin algılar göstergesi ise 100 üzerinden 31,25 olarak kaydedildi.
Göstergeler, yasal çerçeve ile destekleyici çerçeveler ve uygulama mekanizmaları arasında boşluklar bulunduğunu ortaya koyuyor. Örneğin rapor, Moritanya yasalarının çalışma hayatında cinsiyete dayalı ayrımcılığı yasakladığına, bunu İş Yasası ve Ayrımcılığı Suç Sayma Yasası’na dayandırdığına işaret ediyor. Ancak bunun karşılığında çalışma hayatındaki ayrımcılık şikayetlerini almak için uzmanlaşmış mekanizmaların veya kadınların iş gücü piyasasına erişimini artırmaya yönelik açık ve belirli bir ulusal stratejinin bulunduğuna dair kanıtların sınırlı olduğunu belirtiyor.
Kadına yönelik şiddet yaygınlaşıyor
Haklar krizi, kadınlara yönelik şiddet söz konusu olduğunda daha tehlikeli bir boyut kazanıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi’nin 2025’te yayımladığı ve araştırma verilerine dayanan raporda, 15-49 yaş arasındaki kadınların yüzde 10’unun 15 yaşından itibaren fiziksel şiddete maruz kaldığı, yüzde 6’sının ise cinsel şiddete maruz kaldığı tahmin edildi. Daha da dikkat çekici olan ise şiddete maruz kalanların yüzde 65’inin yardım istememiş olması. Bu son oran önemli bir soru ortaya koyuyor: Kadınlar neden susuyor? Bunun içinde korkudan sosyal damgalanmaya, ekonomik bağımlılıktan hukuki ve psikolojik hizmetlere erişimdeki zorluklara kadar birçok faktör iç içe geçebilir. Bu nedenle şiddetle mücadele yalnızca yasayla başlayıp bitmiyor. Kadının yardım istemeye karar verdiğinde ulaşabileceği bir sisteme ihtiyaç var.
İhtiyaç ile koruma arasındaki bu boşlukta, kadın hakları alanında çalışan dinleme merkezlerinin, derneklerin ve kuruluşların önemi öne çıkıyor. Dünya Bankası raporu, şiddetten etkilenen kadınlara yönelik merkez aracılığıyla hukuki, sağlık ve psikolojik yardım ile geçim kaynaklarını destekleme hizmetlerinin bulunduğuna işaret ediyor. Ancak aynı zamanda şiddetten etkilenen kadınlara yönelik uzmanlaşmış sığınakların bulunduğuna dair yeterli kanıt olmadığını ve bu alandaki uzmanlaşmış adalet mekanizmalarının sınırlı olduğunu belirtiyor. Bu kurumlar yalnızca şiddetin sonuçlarını ele almıyor. Bazen daha geniş sorunların sonuçlarını da karşılıyor: İşsizlik, ekonomik bağımlılık, aile içi çatışmalar veya haklar konusunda bilgi eksikliği. Bu nedenle dinleme merkezleri yalnızca şikayetlerin alındığı bir alan değil, sosyal güvenlik ağının bir parçası haline geliyor.
Kadınlar daha büyük bedel ödüyor
Ekonomik kriz toplumun tüm kesimlerini aynı şekilde etkilemiyor. Kadınlar, iş gücü piyasasındaki konumlarının kırılganlığı, çok sayıdaki sorumlulukları ve ekonomik bağımsızlıklarının zayıf olması nedeniyle krizler meydana geldiğinde daha büyük bir bedel ödeyebilir. Dolayısıyla krizin ele alınması genel iş fırsatları yaratmakla sınırlı kalamaz. Kadınları doğrudan hedefleyen politikalara ihtiyaç var: Kırılgan sektörlerde çalışan kadınların korunması, insana yakışır ve istikrarlı iş fırsatlarının sağlanması, aile geçindiren kadınların desteklenmesi, şiddetten korunma mekanizmalarının güçlendirilmesi ve psikolojik ve hukuki destek hizmetlerinin genişletilmesi.
Kadının korunmasının yalnızca metinlerde kalan bir hak olmaması, ihtiyaç duyduğunda ulaşabileceği gerçek bir hakka dönüşmesi için yasa ile uygulama arasındaki boşluğun kapatılması da gerekli olmaya devam ediyor. Sonuç olarak mesele yalnızca kadınların kaybettiği işlerin sayısı veya aralarındaki işsizlik oranıyla ilgili değil. Asıl mesele bu işlerin kaybedilmesinin günlük yaşamlarında ne anlama geldiği: Kadın ekonomik bağımsızlığını koruyabildi mi? Çocuklarının geçimini sağlayabildi mi? Yardıma ihtiyaç duyduğunda kendisini dinleyen bir kurum bulabildi mi? Bu soruların arkasında rakamları aşan bir ekonomik ve sosyal kriz hikayesi yatıyor. Bu hikaye, kadınları korumanın ve güçlendirmenin tali bir mesele değil, krizlerle başa çıkma kapasitesi daha yüksek bir toplum inşa etme çabasının temel bir parçası olduğunu ortaya koyuyor.